2013 yılı biterken, ekonomide özellikle döviz cephesinde gerçekleşen yükselişler herkesi derinden etkiledi. Sanki de resmi olmayan bir devalüasyon yaşadık. KKTC olarak bu yükselişleri uzaktan izliyoruz. Bu konuda maalesef elimizden bir şey gelmiyor. TL kullandığımız için deyim yerindeyse Türkiye hapşırırsa biz nezle oluyoruz. Piyasamızda döviz çok yoğun kullanıldığı ve ithalatımız içinde önemli bir bir yer tuttuğu için dövizdeki bu olağanüstü yükselmeler bizim ekonomimizi Türkiye’den daha fazla olumsuz etkiliyor. Enflasyon artıyor, vatandaşın satın alma gücü azalıyor ve geçim günden güne zorlaşıyor. Yükselen kurlar hem devlete, hem reel sektöre, hem de vatandaşa ağır bir maliyet, fatura çıkarmaktadır.
Umarım, 2014 yılında Türkiye’de yolsuzluk operasyonları ve siyasette yaşanan dalgalanmalar ve oluşan riskler dağılır ve ülke istikrara kavuşur. Çünkü piyasalar, oluşan siyasi risklerden azami olarak etkilenmektedir. Yabancı yatırımcılar ürkmekte, ülkeden ayrılmakta, gelmeyi düşünen fonlar ise gelmekten vazgeçmektedirler.
Gezi olaylarından sonra yüksek oranda artmaya başlayan döviz kurları, ABD Merkez Bankası’nın varlık alımları konusundaki kararı ve son yaşanan yolsuzluk operasyonu ile tavan yapmış durumdadır. 2013 yılı başı ile sonu arasında döviz kurlarında ortalama %25 civarında bir artış olmuştur. Son 10 günde borsa %15 değer kaybetmiştir.
Özellikle, 17 Aralık’tan sonra yaşanan siyasi ve ekonomik süreçte döviz kurlarının yükselmesi, Borsa’nın düşmesi, faizlerin belli bir oranda yükselmesinin faturasını Türkiye Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacan, geçtiğimiz gün açıkladı. 13 günlük kısa bir dönemin bedeli çok ağır oldu.
Yolsuzluk operasyonu, bakan istifaları ve yeni kabine oluşumu varlık değerleri açısından ülkeye çok yüksek bir maliyet çıkardı. Yolsuzluk operasyonu sürecinde, yalnızca Borsa Şirketleri 77 milyar TL değer kaybetti. Operasyonun, genel ekonomiye faiz, döviz ve borsa zararlarıyla birlikte maliyeti toplam 105 milyar TL civarında oldu.
Türkiye ekonomisi; Reel sektörü ve Bankacılık Sektörü ile 1994 ve 2001 krizlerine göre çok daha güçlü bir yapıdadır. Ülkede siyasi istikrar hızlı bir şekilde sağlanırsa ve piyasalara güven verilirse toparlanma süreci ivme kazanacaktır. Hazinenin döviz cinsinden borcu bulunmamaktadır. IMF’ye borç kapatılmıştır. Toplam devlet borcu da Milli Gelire göre azalmış %36’ya gerilemiş durumdadır. Devlet bütçesi açığı da %1’ler düzeyine gerilemiş durumdadır. Bankaların sermaye yeterlilik rasyoları dünya ortalamalarının çok üstünde seyretmektedir. Görüldüğü üzere, kamu maliyesinin ve bankacılık sektörünün sağlam ve istikrarlı bir görüntüsü vardır. Aksi halde gelinen ortamda, ekonomide ve piyasalarda ortaya çıkan zarar çok daha büyük olurdu.
Türkiye’nin dış açık (cari açık), dış borcunun en önemli kısmını, özel sektörün dış borçları oluşturmaktadır. Siyasi istikrar ve güven ortamı bozulmadığı, dengede olduğu sürece özel sektör borcu ve cari açık çevrilebilecek durumdadır. Bu konuda paniğe gerek yoktur. Yeter ki siyasi gelişmeler, ekonomiyi olumsuz etkilemesin.
Türkiye ekonomisi dış dünyaya entegre olmuş durumdadır. Cari açığını kapatması için ülkeye döviz girişinin sekteye uğramaması gerekir. Yabancı sermayenin ülkede yatırım yapması, borsaya gelmesi, bono satın alması, hayati önemdedir. Ülke reel sektörünün de üretim ve yatırım yapması için döviz kurları ve faiz oranlarının dengede olması gerekmektedir. Dövizdeki aşırı yükseliş, özel sektörün döviz borcunun artmasını ve ödeme kabiliyetinin azalmasına yol açmaktadır. Siyasi istikrar ve belirsizliğin azalması ve faizlerin artması yabancı sermayenin ülkeye yatırım yapmasını ve döviz getirmesini sağlayacaktır.
İş dünyası ve sivil toplum örgütleri, siyasi riskin, ekonomiye zarar verdiği konusunda politikacıları uyarmalıdırlar. Yapılacak sert açıklamalar, toplumu gerecek demeçlerin ekonomiyi olumsuz etkilediğini dile getirmelidirler. Herkesi sükunete davet etmelidirler. Aksi durumda, bu tutum, ülkede her kesime ve kitleye zarar verecek ekonomik sonuçlar yaratabilecektir. Bu duruma seyirci kalmamak, demokratik şekilde ikazlarda bulunmak, reel sektör temsilcilerinin bu süreçte en önemli misyonu olmalıdır. Bütün dünya ekonomisinin gözü Türkiye’nin üzerindedir. Politikacılar, kendi ülkeleri ve kurumları hakkında olumsuz konuşup ülkeye yatırım yapacak yabancıları ürkütmemelidirler.
2014 yılında Türkiye’de gerçekleşecek Yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, iç piyasaları olumsuz etkilememesi gerekiyor. Seçim ekonomisine dikkat edilmesi önem arz etmektedir. Ekonomiye, siyasi gelişmelerin olumsuz yön vermesine izin verilmemelidir.
2014 yılının özellikle ilk çeyreğinde Türkiye ve KKTC’de, yüksek döviz kurlarının da etkisiyle enflasyonda artış, bütçede sıkı disiplin, ithalatta azalma, ihracatta artış, faizlerde yükseliş bekliyorum. Döviz kurlarındaki yıllık %25’lik artışın ne kadarının kalıcı olduğu kritik bir konu olarak karşımızda durmaktadır. Döviz kurlarında geriye gidiş olması, ekonomik göstergelerde olumlu etkiler yaratacaktır.
Parasını değerlendirmek, yatırım yapmak isteyenlere, Gayrimenkul satın almalarını veya %9-9.5 seviyelerine gelen TL mevduat faizlerinde paralarını değerlendirmelerini risksiz ve güvenli bir yatırım olarak öneriyorum.
Sözlerime son verirken, 2014 yılına pozitif bakmak ve umutlu olmak istiyorum. 2014 yılında Kıbrıs’ta barış ve çözüm yolunda ilerleme ve sonuç alıcı gelişmeler olmasını ümit ediyorum. Çözüm, ekonomik hayat da devinim yaratacaktır. Bunun yanında, döviz kurlarında ve enflasyonda düşüş olmasını, halkımızın satın alma gücünün artmasını ve borçlarını ödeme kabiliyetlerinin yükselmesini, reel sektör ve esnafın da bu olumlu gelişmelerden kendi paylarını almalarını diliyorum. Yeni yıl ülke insanımıza bereket, barış, bol kazanç, sağlık, huzur, mutluluk ve aydınlık günler getirsin.
































