Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Süper normal”

Efsane koç Arsene Wenger bi’sohbette; “25 tane oyuncunuz varken cuma sabahları maç kadrosunu seçtiğinizde bir kısım futbolcuyu bir anda işsiz bırakırsınız. İşte o anda da dışlanmışlık hissi artar ve de aidiyet duygusu azalır. Buradaki en büyük tehlike o uyuncuların sadece bedenleri yanınızdadır artık. Ruhlarını kaybetmeniz an meselesidir artık” demiş ekselansları. Hoca haklı! Motivasyonunu kaybetmiş bir oyuncudan artık bi’cacık olmaz. Hani şu mental antrenörler (mentör) var ya, âlemi cihan veyahut cihan-ı alemdar olsalar kaç yazar! O oyuncuyu kafadan kopartan bir teknik adamın harcadığı oyuncuyu tekrardan kazanmak artık zor. E n’apmalı? Bi’defa ona çok yakın olmak, kanka olmak, ağabey olmak, can yoldaşı olmak zorundasınız. Temelde sevgi yoksa o antrenöre ancak ‘cacık için yoğut’ yaraşır! İnsanlar birbirini zorla sevebilir mi? Asla! E? Sonuçta birbirini seven insanlardan kurulu bi’takımla yola çıkarsanız elbette ki başarı daha da yakındır. Daha dün tenise ilişikin federasyon başkanı Saffet Barutçu’nun organize ettiği seminerdeydik. Konuşmacıysa ünlü mentör ve de öğretim üyesi Prof. Dr. Turgay Biçer hocamızdı. Or’da efsane basketçi Michael Jordan’ın bi’sözünden bahsetti; “Yetenek maç kazandırır. Zeka ve takım ruhu ise şampiyonluk” yazan bi’slayt üzrinde konuştu bizim hoca. E Jordan da tabii ki de haklı! Sadece yeteneğine güvenenler artık bu yolda yok. Geçmişte “çok yetenekliyim” deyip de hava atanlar, bugün çokça da hava alıyorlar bildik. Fiziksel bi’yere kadar. Artık işin içerisine zihinsel antrenmanlar yanında, duygusal ve de sosyal süreçler de girdi. E hâl böyle olunca da sporcudan önce ‘insan’ olma hissi baskın olur. E diğer bi’efsane Fergie (Sir. Alex Ferguson) bu işler için ne demiş?; “Gizlilik politikası şart! Takım içi bir sisteminiz olmalı ve bu durum asla soyunma odasından dışarı çıkmamalı. Söyleyeceğimiz her şey burda kalmalı. 32 yaşında bu işe başladığımdan beri benim için bu geçerliydi. Oyuncularımla aramda geçen şeyler hakkında asla ve asla konuşmadım. Bu gizliliği her zaman korudum. Kadroya giremeyen bir oyuncunun buna çok ihtiyacı var” demişti bi’konuşmasında. E efsane haklı. Oyuncuya hem kesik atar, hem de onu aslanların ağzına sakız olarak çalarsanız artık o yok olmaya makûmdur. Siz de onun gözünde yok olmaya mahkûm olursunuz. Sonuçta kimse kazanmaz ve herkes kaybeder. Mâlum hani şu Amerika eski Başkanı Clinton’un meşhur “win-win (sen de kazan, ben de kazanayım)” söylemi var ya, işte sporda da durum aynen bu vaziyette. Dünya Sağlık Örgütü daha geçen ay; “Dünyadaki İnsanların yüzde 60’nın ruhsal problemi var” diye bi’açıklama geçtiler medyaya! E bu ne demek miş? Sokaktaki her 5 insandan 3’ü ruhsal yönden hastaymış. E bu oran spor gibi ciddi bir endüstriyel ortamda bir hayli yüksek olması gayet doğal. Spor için “en güzeli üretme sanatı” derler ya, yok artık öyle güzellik müzellik. E endüstriyel spor para merkezli olunca biraz doping, biraz şiddet, biraz kalleşlik, biraz manipülasyon, biraz şike, biraz dedikodu, biraz siyaset, biraz adam kayırmaca, biraz yalan, biraz dolan, biraz adam harcama, biraz sansasyon, biraz bel altı, biraz bel üstü açıktan çakmaca, biraz riyakarlık biraz da vefasızlık haliyle oluyor tabii. E Hâl böyle olunca da kitaplardaki Fair-Play söylemi havada kalıyor. Neyse, aidiyet ve gizlilik politikasının üzerinde ne var? Samimiyet, ilgi ve de şefkat var a dostlar! Bir teknik adamın oyuncularıyla sadece normal bi’ilişkide bulunması performansa yansımayacaktır? E onlara rehberlik edip yol göstererek yüksek performansı yakalamak için n’apmalı? Pek tabii ki de Turgay Hoca’nın dün de belirttiği gibi normal üstü bir ‘süper normal’ ilişkide bulunmamız şart. E onun da üzerinde mâlum ‘süper ilişki’ var. E o da sporda(!) imkânsıza yakın bi’ilişki. Nokta…