Köy ağası Ramazan İstanbul’a gitmiş. Trenden iner inmez bir bakmış ki iki minare arasındaki asılı pankartta “Hoşgeldin Ramazan” yazıyor. O da “Hoşbulduk, hoşbulduk” demiş. İletişimbilim çalışan arkadaşlar ‘algıda seçiciliği’ bu fıkrayla anlatır hep. Bizim konumuz Ramazan Ağa’nınki değil bugün. Bizim konumuz 11 ayın sultanı Ramazan’da beslenme işleri. Bu yıl Ramazan 2104, 27 Haziran (bugün) başladı, ve 27 Temmuz pazar günü de bayramla sonlanacak inşallah. E ramazan orucu insandaki bu irade zaafını gidermenin en önemli araçlarından biridir bildik. Şeyh Nazım (Adil) Kıbrisi Efendi’nin de vakti zamanında bi’sohbette belirttiği gibi “Kendini yöneten, dünyayı yönetir” konusu burda vûkû buluyor. Ramazan ayı boyunca inananlar Allah isterse oruç tutacak. Îman kısmı konusunda değerli din bilimciler zaten sıkça vaaz verecekler ama beslenme konusunda da beslenme uzmanlarına büyük görevler düşüyor. Mâlum, ramazanın yemek kültürü açısından en bilinen özelliği iftar sofralarındaki çeşitlilik ve bolluktur. İftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunur. Kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Beyin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu süre zarfında yüksek miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilebilir ve bu durum ilerleyen günlerde kilo alımına da zemin hazırlar. E hâl böyle olunca n’apalım? Bu ayda 3 ana 2 ara öğün yerine, iftar ve sahur olmak üzere iki öğüne düşülüyor. Kan şekeri değerlerini dengede tutup, acıkma ve susama hissine meydan okuma, üstün bir irâde gerektiriyor. Uzmanlar da “Tembellik etmeyin, mutlaka sahura kalkın” diyorlar. E başka ne diyorlar? Beslenme bilim çalışan arkadaşların önerileri özetle şöyle; Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir… Ramazan ayında öğünler; sahur ve iftarda iki ana öğün ile, iftardan sonra 1-1.5 saat aralıklarla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir… Oruç tutanların mutlaka sahur yapmaları sağlığın korunması açısından önemlidir. Sahur yemeğinde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir… İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygundur. Yine enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinlerden olan beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler tercih edilmelidir… Günde ortalama 2- 2,5 litre su içmeye, bununla birlikte enerji verirken sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, kefir ve taze sıkılmış az meyve suyu içmeye özen gösterilmelidir… İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar veya meyve tatlıları tercih edilmelidir… Yemekleri hızlı yemekten kaçınmalı, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yenilmelidir… Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra birer saat ara ile her seferinde azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir… İftar yemeğinden hemen sonra televizyon veya bilgisayar karşısına geçmek, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek, kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olmaktadır… Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kurubaklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilmesini tavsiye ediyorlar. Neyse, bu konuda bir ay boyunca sıkça yayın yapılacak. Tüm inananların orucunu Allah kabul eder inşallah. Haa, hani şu reklam filmi var ya; “Açken sen, sen değilsin” hesâbı, yoldan çıkmadan ve kırmadan, dökmeden bi’ay hayırlara vesile olsun. Bin şükür…


























