Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rio Zirvesi’ne doğru

Biraz Karnaval, biraz Copacabana, biraz Pele, biraz Samba ve Sambacılar, biraz futbol, biraz fakirlik, biraz “ekmek bulamazlarsa futbol topu yesinler” merkezli bi’ülke bildik. “Kıbrıs nere, Brezilya nere?”yi hep sorarım kendi kendime. Neden mi? E mâlum Dünya Kupası’na dair bi’çok Kıbrıslı Türk futbolsever Brezilya taraftarı olarak maçları izler. Ve evet! Dün yine başladık Rio merkezli futbol şölenine. Brezilya favori olabilir ama yine de Almanya takımım turnuva takımı. İllâki birkaç kupada bir kupayı sobeler. İspanyollar mı? E onlar da son trend işler yapıyorlar. Neyse, e Kıbrıs bu işin neresinde? E Kıbrıs’ta “Mazi Kalbimde Bir Yaradır” durumları var; “Ben de gönül çektim eskiden, yandı hayatım bu sevgiden, anladım ki bir aşka bedel, gençliğimmiş elimden giden. Bahtım saçlarımdan karaydı” demişti ya şair, işte bu duygularla, bu sözleri şimdilerde söyleyen birçok eski sporcu değerimiz var bildik. Genelde sporda, özelde de futbolda dışa açılım sevdası mı? Feci bi’şekilde can verdi içlerinde maalesef son nefeslerine kadar. Hani şu “futbol sevdası başka sevdaya benzemez” derler ya, yalan işte; Öyle bir sevda ki bu; ‘Bir Caretta yavrusunun denize ulaşma özlemi gibi; Bir uçurtmanın rüzgârı beklediği gibi; Ağlayan bir bebenin emziğini beklediği gibi; Bir annenin gurbetteki oğlunu her öptüğünde, kokusunu içine çeker ve her özlediğinde burnunun kemiğinin sızladığı gibi; Dağ başında nöbet tutan sigara bağımlısı bir askerin, sigarasız kalması ve de sabahın uzak olması gibi; Sevgilisi ölmüş birinin hâlâ daha onun gömleğini öpüp, koklaması ve de cüzdanında resmini taşıması gibi; Kârhane çıkışında bekleyen adamın, delice aşık olduğu kadının mesaisinin bitmesini beklediği gibi; Huzurevinde yaşamını sürdürmeye çalışan bir ihtiyarın evlâtlarını görmek için beklediği gibi; Bebelerin vitrinde görüp de ulaşamadığı o kırmızı bisikletin parası için bayramları beklemesi gibi; Bir genç kızın yıllardır hayranı olduğu bir pop yıldızı ile kucak kucağa fotoğraf çektirme isteği gibi; Çılgın bir parti arifesinde atılması beklenen bir sms’e özlem gibi; Sevgililer Günü’nde yalnız olan bir gencin, o güne dair şehvetli bi’hatırata olan özlemi gibi; Açlıktan ölecek olsa bile bir simitle karın doyurup, maç biletine talim bi’şekilde, maç saatini beklemesi gibi bi’şey’ bu futbol özlemi. Eller ha’bire endüstriyel futbola ilişkin bi’ailenin ferdi şeklinde işin keyfini sürmece, biz’se ucuz milliyetçilik nârâları ile ha’bire Dereboyu’nda boşa benzin yakmaca ve de boru (korna) basmaca. Üstelik de başka bir ülke takımının formasıyla. Biraz Fener, biraz Cim Bom, biraz Trabzon biraz da Kartal kondu bu memlekete üç kuruşluk fayda sağlamadan. Hâl böyle oluncada ait olma ve de olamama çemberinde debelendi garibim Kuzey’in, garibim futbol izleyicisi. Formalar satın alındı, uçak biletleri kesildi, Çiçek Pasajı’nda rezervasyonlar yapıldı, derbiye gidildi ve sonucunda da Nevizade Sokak’ta rakının dibine dibine vurdu bizim arkadaşlar yine. Gidemeyenler ise formasını üzerine çekip ha’bira boru boruya Dereboyu’nu kirletti ses olarak da, görüntü olarak da. “E sana ne be bay” mı diyorsunuz. Doğru, bana ne! Buraya kadar bana ne ama bundan sonrası için de “sana ne” dersem lütfen kızmayın sözüm meclisten içeri. “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunamaz” demişti ya Mumcu Usta, işte aynen bu yönde bizim meclisten savaş çığırtkanlıklarıyla “sizi gidi teslimiyetçiler, sizi gidi vatan hainleri sizi” diye diye dilleri ağda ister bildik. Neymiş? Vatan, Millet, Sakarya, Zürih ve de patlak futbol topuymuş! Neyse bu olaylar da maziye karıştı. Gün artık Rio’da FIFA’nın gündemine giren ‘Kıbrıs’taki Futbol Sorunu’ adlı davadır. Rio Zirvesi inşallah ada’ya hayırlıdır. Nokta…