Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Statüko (Sürer Durum)

Özellikle Annan Dönemi’yle dilimizde düştü; Herkes birbirini çok da bi’halt etmiş gibi ‘statükocu’lukla suçladı ya, aslında yok birbirlerinden farkları bildik. Şimdi de ‘çapraz görüşmelere’(!) başlamışlar ve bu konuda ha’bire ‘zapping’e mâruz kalan demeçler verirler mâlum. Hâlbuki alan aldı satan sattı bu doğal gaz(!) adasını. “Amerika sahibim ne’isterse o! Tabiims İngilize de danışmakta fayda var” diyen satılmış bir dünyayla karşı karşıyayız veya tam da kucağındayız. Siyasete bulaşmış ‘uluslararası ilişkiler’ bi’bilim dalı zaten tarih boyunca da vardı. Herkes bu konuda bi’gabak keser ama yine de güçlü olanın borusu öter. Ya spordaki sürer durum ne? Bur’daki sürer durum ise tamamen performans merkezli bir zeminde. “Performans” demek; “Başarım” demek. Hâl böyle olunca da tüm şampiyonluklar fiziksel, zihinsel ve de duygusal sürdürülebilir performansla geliyor. İşte tam da burda ‘kurumsallaşma (sürdürülebilir durum)’ ön plana çıkıyor. Sporbilim çalışan arkadaşlar her daim dillendirir; Performanstaki en belirgin özellik sürekliliktir. Bu süreklilikteki beceri de sporcunun profesyonelliğiyle ilgilidir. E bur’da bi’kriter daha var. O da; kapasitedir. Değişen ve de gelişen spor bilimleri sürekli olarak sporcuların fiziksel kapasiteleri üzerine araştırmalar yaparlar ya, işin içerisine artık ‘biyolojik pasaport’u da soktular. Özellikle 2011 yılından itibaren Dünya Anti Dopig Ajansı WADA bi’hayli yol aldı. Fiziksel kapasitede yasaklı ilaç kullanımı bu sayede bi’nebze de olsa frenlendi. Ya zihinsel kapasite arttırımı ile ilgili bilimsel çalışmalar ne âlemde? Zihinsel kapasite ancak ‘mentör’ diye adlandırılan özellikle psikoloji eğitimi almış mental antrenörler eşliğinde geliştirilebilinir. İşte, üst düzey olimpik sporcuların tümü de artık en az bi’mentörle çalışmakta! Mentör arkadaşlar önce sporcunun kim olduğu ve spor deyince ne algılandığının farkındalığı üzerine araştırmalar yaptılar. Örneğin Prof. Dr. Turgay Biçer’e göre “Spor; daha güzeli üretme sanatıdır. Rakip düşman değildir. Rakip paydaşındır. Rakibin yoksa zaten sen şampiyon olamazdın ve para kazanamazdın. Rakibine saygı duy! Onu kendinden küçük görme zira ondan daha büyük değilsin” demişti dün sofrada. “İşte, fantazi spor olsa olsa bu kadar güzel anlatılırdı sayın hocam” dedim ben de kendisine. Neyse, sporcunun başka hangi yönleri incelenmeli? Tabii ki de ‘kullandığı dil, yaşadığı çevre ve de geçmiş kariyeri’ incelenmelidir. Mentör arkadaşlar özellikle de sporcuyu olumsuz yönden etkileyen stres, kaygı, korku ve de başarısızlık durumundaki tüm tutum ve davranışları incelerler ve bu konuyu derhal raporlaştırıp diğer antrenörlerle ve de sporcuyla paylaşırlar. Sonuçta “her ne pahasına olursa olsun kazanmalıyım” felsefesi bi’yana, maçta mağlup olmak yenilmek değildir. Vazgeçmeden asla ve asla pes etmeyen sporcular kolay kolay yenilmezler. İşte buna da “kazan tavır” derler.  Kazan tavırlı sporcudan bi’cacık olur. Tabii buna karşılık fiziksel işleri geçtik, zihinsel ve duygusal yönden tükenmiş bi’sporcudan tabii ki de bi’salatalık olmaz. Hatta ve hatta altı ayda maydanoz bile yetişmez. Çok çalışmak lâzım, çok!