Efsane futbol düşünürü Sir Alexander Chapman (Alex) Ferguson; 31 Aralık 1941’de İskoçya’nın Glasgow’unda doğdu. Halk arasında Fergie olarak anılan Manchester United’in eski menajeri daha 16 yaşındayken Queen’s Park’a transfer oldu ve o sezon bir forvet oyuncusu olarak 31 maçta 20 gol attı. Arkasından da St. Johnstore Kulübü ile sözleşme imzaladı. Bi’süre or’da futbol oynadı ve sezon sonu da Dunfermline Athletic Kulübü’ne transfer oldu. O yıl İskoçya Premier Ligi’nde 51 maçta 45 gol atarak Celtic’li Joe McBridge’le birlikte gol krallığını paylaştı. O sezon Nottingham Forest kendisini transfer etmek istedi ama eşi Cathy’in İngiltere’de yaşamak istememesinden dolayı Falkirk Kulübü ile anlaşma ve nihayetinde de Ayr United’ta futbolculuğa veda seromonisi. Bizim adam bi’süre futbol menajerliğine Aberdeen Kulübü’nde kapak yaptı ve sonucunda da 1986 yılında Kırmızı Şeytanlar’la başarı dolu yıllar için butona bastı. Biz onu Man Utd’yle tanıdık mâlum. Or’daki 27 yıllık kariyerini sonlandıracağını 8 Mayıs 2013’teki açıklamasıyla dünyaya duyurdu. Bu süre içerisinde Man Utd’ye birçok kupa ve genç futbolcu kazandıran Fergie’ye Kraliçe tarafından ‘Sir’ ünvanı da verildi. Bu şövalyelik ünvanı İngiltere Kraliçesi tarafından doğrudan verilen iki soyluluk ünvanından biri. Diğeri mi? Ona da “Lord” diyorlar. Sir ünvanı önceleri savaşlarda üstün hizmet verenlere verilirdi. Şimdilerde ise sanat ve iş hayatında başarı gösterenlere de veriliyor. Eski futbolcu Bobby Robson, şarkıcı Paul McCartney, Mick Jagger ve Elton John gibi yıldızlara da verilmişti. Neyse, bizim adam Ferguson dışardan hep disiplini seven sert bir İskoç olarak görüldü. Bu sayede oyuncularına istediğini yaptırtabiliyordu. Hakemler ve medya da çekiniyordu Ferguson’dan. Ama bu dış görünüşün altında nazik, zeki ve sofistike bir teknik direktördü. Kulüp içinde kendisine çay servisi yapan kadına hangi bisküvileri alması gerektiğinden tutun da, kulübün yönetim kurulu toplantısında alınan kararlara kadar her aşamada herkese emirler vermeyi seviyordu. Ama asla kırıcı ve küstah olmadı. Kendisini hep geliştirdi ve ilerledi. Zafere giden yolda hep ilerici ve yaratıcı arayışlar içinde oldu. En zirvede olduğu zamanlarda bile öğrenmekten ve becerilerini geliştirmekten asla taviz vermedi. Takım kadrosunda köklü değişikliklere gitme yeteneğinin en açık örneğini Old Trafford’a ilk geldiği zaman sergiledi. Elinde yetenekli ama başarı gelmedikçe kendilerini içkiye vuran boşvermiş bir kadro vardı. Bryan Robson, Norman Whiteside ve Paul McGrath gibi büyük oyuncular vardı ama yine de Liverpool’un ligdeki hakimiyetine bir türlü kafa tutamıyorlardı. Ferguson takım kadrosunu Robson’un etrafına kurdu. Uyum yapmayanlar gönderildi. Ferguson’un yaptığı değişiklikler sonuçlarını ancak yedi yıl sonra vermeye başladı. Beklemeye değmişti. Elde edilen ilk başarılar Ferguson’un ‘acımasız’ diye nitelendirilen yönetmelerinin eseri olarak görülüyordu. Robson ve diğer oyuncuların başarıdaki rolleri ikinci plana itiliyordu. Sir Alex kalsaydı her yıl olduğu gibi bu yıl sonunda da bir dizi oyuncuyu gönderecekti. Şimdi takımın başına gelecek olan David Moyes, Rooney’nin Everton’dayken teknik direktörüydü. Rooney yayınlanan biyografisinde Moyes hakkında hiç de hoş olmayan şeyler söylemişti. Neyse, İşte Fergie’yi ‘Sir’ yapan ‘kritik kararlar’ı şunlardı; Futbolculara alkol kullanma yasağı getirdi… En geç saat 20.00’de evde olma kuralı getirdi… Leeds United’ın genç futbolcusu Eric Cantona, Nottingham Forest’li Roy Keane, Dwight York, Andy Cole, Paul Scholes, David Beckham ve Ryan Giggs gibi birçok genç futbolcuyu taradı ve takımına transfer etti… Arkasında oturanlara yedek değil, onlara her zaman ‘kurtarıcı’ gözüyle baktı… Asla pes etmemeyi tüm takıma benimsetmek… Sürekli gelişim isteğini tekrarladı. Özetle futbolda da toplam kalite yönetimi uygulayan bir emekli o. Emekli mi? Asla! O bir efsane, hem de ‘sir’ cinsinden…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























