Erkek soyunun ne mal olduğunu bilen bir baba, el’in oğluna kızını emâneten teslim edebilir mi? E aynı baba; geçmişiyle yüzleşip, geçmişine nasıl güvenecek de el bebek, gül bebek yetiştirdiği kızcığını yine el’in adamına everecek! E diğer bir tarafta da mecburiyetten evlendirilmiş bir kızcağız, yine mecburiyetten başka bir yaşamın hayâlini kurarak sararıp solmayacak mı? Kuvvetle ihtimal evet. “E severek evlendim, uğruna ölürüm ulan” diye nârâ atanlara ne demeli; “Mâziye karıştı sevda yeminim; Bir anda unuttum seni eminim; Kalbimde kalbine yok bile kinim; Bence artık sen de herkes gibisin… Büsbütün unuttum seni eminim; Maziye karıştı şimdi yeminim; Kalbimde senin için yok bile kinim; Bence sen de şimdi herkes gibisin” demişti dünya şairi Nâzım Hikmet Usta. “Domuzdan post, gâvurdan dost olmaz” diyen bi’kısım kuşağın çocuklarıyız bildik. E garibim Rumlar n’desin! 15 Temmuz Darbesi kesmedi, 20 Temmuz İndirme ve Çıkartma Harekâtı’na çakıldılar. “E kendileri kaşındılar” da diyebilirsiniz ama bilin ki Makarios Stadı’na “Türkler ve köpekler giremez” diyen bir kısım faşist Rum ayrılıkçı sayesinde olanlar oldu. Günü geldi ve ayrıldık yeşil bir kalemle sınırımız çizildi. Onlar güçlü ekonomileriyle tatlı su balığı oldular. Buna karşılık bize de tatlı su balığı verdiler. Bunun yanında bol keseden yemeyi de öğrettiler. Bizim de işimize geldi bu durumlara “hayır” demedik hiç. Bunun yanında Annan’a da “hayır” demedik. Sonuçta bir avuç Kıbrıslı Türk de kamış politikasına uydu; rüzgâr nerden eserse. Nâzım Usta; “Kalbimde senin için yok bile kinim; Bence artık sen de herkes gibisin” demişti ya, işte bu durumda Rumlar ile Türkler arasında yıllar geçtikçe çok da kin’sel bi’durum kalmadı. Ada insanı da modaya uydu ve “önce güçlü ekonomi” dedi ‘savaşma seviş’ modunda! E futbol dünyasında durum ne? Or’da da kurallar geçerli. Fransa ile Almanya 2. Dünya Savaşı sonrası maç yapmadı mı! Ya İran ile Irak arasındaki 2-1’lik maça ne demeli! Atom bombalı Japonya ve Amerika arasındaki kadın futbolu durumlarını saymıyorum bile. Savaş ve spor artık farklı anılıyor. Bunun yanında günümüz futbolu artık eskisi gibi vücudu disipline etme veya boş zamanları değerlendirme etkinliği olmaktan uzaklaştı. Dile kolay, yeryüzünde şu an 300 Bin futbol kulübü, 250 Milyon aktif lisanslı futbolcu ve 300 Milyar USD’lik bir portföyü var. Futbol bugün artık ‘iş’ olsun diye oynanıyor ve artık çok ciddi bir gelir yaratıyor. Futbolun büyümesindeki en önemli neden ise spor endüstrisinin medyadaki enformasyon bombardımanı. Endüstri demek; yüksek kalite ve yüksek standart demektir. Ülkemizde de özellikle sadece pazar akşamları canlı yayın yapan 5 kanal var. Hafta içi yapılan programlar da işin ekstrası. Tabi bu durumdan kimisi memnun kimisi değil ama talep var ki medya patronları bu işe yatırım yapıyor, tıpkı yurt dışında olduğu gibi. Özellikle süper lig futbolcuları, peşinat hariç aylık 1500-2000 TL ve diğer prim ve/veya ara harçlıklara futbol oynuyor. Asgari ücretin yaklaşık 1200 TL olduğu bir ülkede hiç de fena değil. Ülkemizde orta üstü gelir grubuna sahip taraftar, kendi bütçesinden ulaşım, yemek ve maç bileti olmak üzere yıllık ortalama 1200 TL para harcıyor. Taraftar veya diğer bir değişle müşteri, satın aldığı üründen memnun mu? Kuvvetle ihtimal hayır! Çağdaş futbol ülkelerinde de geçmiş dönemlerde böyle sıkıntılar yaşandı. Problem, nedenleri ve çözüm yolları ile ilgili beyin fırtınası yapmadılar. Bilirsiniz fırtına sonrası herşey uçup gider. Ne mi yaptılar? koşulsuz katkı ve de ortak akıl projesine katkı koydular. Futbolun gerçek sahipleri olan kulüpler artık futbolun yönetimi için “bi’şey yapmalı!”. Para, zaman ve yoğun emek harcayan keyifsiz ve mutsuz kulüp başkanları ve yöneticileri mevcut futbol yönetiminden memnunsalar söyleyecek sözümüz yok. Şahsen helal olsun der, futbol kamuoyuna yalan söyleyen, kaotik uygulamalarla medyaya bolca malzeme verenlerle cebelleşmeye devam ederiz. Kulüplerimiz mevcut duruma layık mı değil mi hep birlikte bekleyip göreceğiz. Bu arada Birleşmiş Milletler’in Güney Koreli yöneticisi Ban Ki-moon bi’plan hazırlıyor. Bu plan arifesinde futbola ilişkin mâlum geçici bir düzenlemeye taraflar “evet” der inşallah. Herkes gabağını kesti. Söz artık genel kurullarda…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























