Bi’taraftan sosyolojik ve de ekonomik kriz, diğer taraftan da kulüplerin içerisinde bulunduğu psikolojik tükenmişlik. E üretim olmadan tüketme de nereye kadar! Rahmetli Özal; “Balık tutmanıza gerek yok, biz size gereken balığı(!) vereceğiz” demişti ya, bizim adamlar da bu balığa(!) balıklama daldılar ve siyasi bi’sürü çiflikte ve de bi’sürü insan sürü psikolojisi çerçevesinde yandaş vatandaş yapıp yan gelip yatmaya çanak tuttular. İşte, bu zihniyetle de olacağı buydu. Özellikle 2002 ve 2005 yılları arasında küresel medya ve pazarlama sayesinde hep birlikte daha da tüketim manyağı olduk. Artık deniz bitti, karaya yan(!) bastık. E spor dünyamızda durum ne? Kimi başkan kararsız, kimisi destek alma adına sözde kararsız, kimisi de devam kararı aldı bu sezon da klasik. Allah kolaylık versin. Artık ada’nın kuzeyinde spor yöneticiliği yapmak deveye hendek atlatmaktan daha da zor oldu. Sonuç belli ama muhtemel sebepleri ne olabilir? En büyük sebebi; kulüplerin ürettiğinden çok tüketme sevdaları değil mi? Ekonominin en basit tanımı; kıt kaynakların etkili ve verimli kullanılmasıdır. “Bu böyle gitmez” diyeceğimize çağdaş futbol ülkelerini örnek alıp, kendimize adapte etme zamanı gelmedi mi? Dardanel Ton Balığı ile anlaşmalı özel izinle maç veya Hakkari Şemdinli ve Tunceli Çemişkezek’le maç kesmez artık yurdum insanını. Ortak bi’lig şart oldu mâlumunuz üz’re. Neyse, Brezilyalı doğal âfet Gisele Bundchen’i bilmem bilir misiniz? Bi’zamanlar dünyanın 1 numaralı Victoria Secret modeliydi hatun kişi iç çamaşırı niyetine. Bi’kaç yıl önce geçen yıl Super Bowl’da final oynayan New England Patriots’ların oyun kurucusu Tom Brady ile evlendi. E Allah mesut etsin ama She adındaki magazin dergisine verdiği mülâkatta “Tom, zaman zaman kış güneşi olabiliyor. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Isıt desen ısıtmaz”. Bu satırları okurken kendi kendime “Gisele’nin derdi itmedi bitmedi ha!” dedim. Gerçi elâlemin derdi beni çok da germiyor ama n’apalm, merak işte. Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu da Gisele çıtırın dediği gibi hem yapısal, hem de fonksiyonel anlamda bir kış güneşi modunda. Neymiş? Kuzey’den açılım yapalımmış. Sanki de Kuzey kucağını açmış da bizi bekliyor! Demirören zaten olaya Kasımpaşa modunda bakıyor. Aslolan gençliğimizin önünün açılması değil mi? Koskoca dört nesil gelmiş, geçmiş ve de göçmüş. Biz bu gençler için sportif açılım adına n’aptık Allah aşkına! 80’de İzmir’de İslam Oyunları, arkasına da bi’kaç milli maç sayın seyirciler. İlgili maçlar sonrasında da sağolsunlar Dardanel’le, Maliye’yle ve de uzaktan Luton Muton Town çadır tiyatrosuna ilişkin haşır neşir olmalar ve de arkasından bildik tükenmelere devam. Tek çıkış yolu 5 Kasım Zürih Zirvesi değil mi? Taraflar FIFA çatısı altında anlaşmak için anlaştılar. KOP mu? E Rumların babalarından kalan bir örgüt değil ki! Biz arazi olmuşken adamlar 1962’de FIFA’ya kapak yapmışlar. Gün artık KOP’a ilişkin yönetim sürecindeki karar organlarında yer alma konusundaki total preslemeler günüdür. Gerek genel kurul, gerekse yönetim kurullarındaki temsiliyetimiz konusundaki açılım son derece önemli! “Değişime evet ama benim mahalleden dışarı” diyen bi’çok vatandaşımız var maalesef. E ‘Doğu’ya giden bir gemi içerisinde, Batı’ya koşan bizler’ için tek çıkış yolu bu galiba. Çözüm için santra mı? E galiba da adamlar bu işe ada futbolunu birleştirmeyle başlamışlar. Sonuç mu? Üretmeden sürekli tüketen ve de kendi kendini yönetme egosu her türlü tartaklanan küçücük bi’yarım ada için inşallah herşey yolunda gider. Gün hemfikir olma günüdür! Yeni nesil icraat bekliyor a dostlar zira gerisi kış güneşi. Sonuç mu? E hade hayırlı traşlar…


























