500 çeşit kaktüs; 50’si özel tür, 20’si endemik

30 Temmuz 2018 Pazartesi | 11:30
Sanatçı ve öğretim üyesi Hikmet Uluçam’ın Lapta’da yarattığı botanik bahçesi görenleri büyülüyor…

 

Yıllar önce bir yurt dışı gezisinde dikkatimi çekmişti Hikmet Uluçam. Herkes tarihi mekânları gezerken, o gittiği her yerden, gördüğü her ilginç bitkiden tohum toplayıp cebine atıyordu. Tanıdık, bildik simaydı ama ne yaptığını anlayamamıştım. Meğer yıllardan beri her gittiği yerden tohum, fide toplayarak biriktiriyormuş. Sadece yurt dışından değil, adanın endemik bitkilerinden de. Biriktirdi, çoğalttı ve bugün 500 çeşide ulaştı kaktüsleri. Üstelik bunların 50’si özel tür. 20 civarında da endemik.

Lapta’da botanik bahçesine dönüştürmeye çalıştığı özel arazisindeki bitkiler, kaktüsle de sınırlı değil. Literatürde sukulent türlerinden biri olarak anılan tavşan kulağı da, kaktüsler gibi simgesi bahçenin. Kırmızı alıçtan zeytine, harnıptan avakadoya, tesbih ağacından zangalağa, pelitten dut çeşitlerine her tür ağaç var. Çoğu da endemik türler, yerel bitkiler yani.

Üçüncü yılına giren sergileri nedeniyle kaktüs tutkusu yaygın olarak biliniyor artık, tanınıyor ama bilinmeyen daha önemli bir yanı var Hikmet Uluçam’ın. O, aynı zamanda bir doğa bekçisi, hatta anarşisti. Çünkü birçok insan yok ederken o doğayı besliyor. Tohum atıyor, fide ekiyor, dağda/ovada/bayırda ağaçlara aşı yapıyor. Gönüllü. Üstelik takibini de yapıyor; tohum filizlendi mi, pelitler gelişti mi, St Hilarion’daki alıç ağacına yaptığı aşı tuttu mu diye…

Grafiker, fotoğrafçı, seramik ve heykel ustası, öğretim üyesi

Marona kökenli, 1974 Güney göçmenlerinden 68 yaşındaki Hikmet Uluçam, Mimar Sinan Üniversitesi Grafik-Tasarım mezunu. İstanbul’da reklam ajanslarında çalıştıktan sonra, 1977’de 3 ay Sanayi Holding deneyimi var. Burada ambalajların Türkçelerini yaptı. Ardından bir süre İngiltere’de çalıştıktan sonra 1980’de yeniden adaya döndü. Serbest grafiker olarak çalıştı. Posta Dairesi’ne pullar çizdi çevreyle ilgili. “Tarihin göstergesi” dediği pullardan 42’sinde imzası var.

Bu arada fotoğraf çekiyor, resim ve heykel yapıyor.

Sakal ve kot pantolon sorun oldu

Seramikle de uğraştı 6 yıl. El Sanatları Kooperatifi’nin seramik atölyesinde çalıştı, UNDP projesinde. Proje 1987’de Eğitim Bakanlığı’na devredilince, orada devamı sorun oldu. “Burada çalışmak için sakalını keseceksin, kot pantolonla da olmaz” demişler. “Ben sakalımı kesmem, takım elbiseyle de atölyede çalışılmaz” diyerek reddetmiş. Ama bir ay sonra sakala, kota razı oldular, sözleşmeyi imzalayınca 3 ay da burada çalıştı.

Kıbrıs gazetesi ve öğretim üyeliği

Kıbrıs gazetesinin kurulmasıyla 1988’de medya sektörüne geçti. Bu gazetede kesintilerle önce grafiker, ardından matbaa sorumlusu olarak 2003’e kadar çalıştı. Buradan ayrılınca Girne Amerikan Üniversitesi’nde öğretim üyesi oldu. 2011’de de Yakın Doğu Üniversitesi’ne geçti. Halen bu üniversitede yarı zamanlı devam ediyor grafik eğitmenliğine.

Kaktüs merakı nasıl başladı?

“Üniversite yıllarımda merak ettim kaktüse.  Daha o yıllardan biriktirmeye başladım. Sanırım geometrik şekilleri meslekle bağlantılı. Kaktüsler yaşayan heykel gibi…”

Tutkuyla bağlandığı kaktüsler bir süre sonra gezilerinin aracı değil, amacı oldu. Kaktüs türleri bulmak, görmek, fuarları ziyaret etmek için keşif gezileri yaptı. Avrupa ülkelerinden Kanarya adalarına kadar. Hatta botanik bahçesini görmek için gittiği Barcelona’yı, bahçenin tadilat nedeniyle kapalı olması nedeniyle ertesi yıl yeniden ziyaret etti.

Biriktire biriktire 500 çeşide ulaştı bugün kaktüs ve sukulent türleri.  Bazı kaktüsler o kadar yıllanmış, insan boyunu ikiye katlar hale geldi. Kaktüslerin yaklaşık 50’si özel türler. Dragonea, agave, old man, astropum, obezyum, pankopedium bunlardan bazıları. 20 civarında da endemik, adaya özgü çeşit var.

Yurt dışındaki tutkunlar yanında Kuzey Kıbrıs’taki 10 civarında kaktüs meraklısıyla tohum/fide takası da yapıyor. Bahçenin birkaç bölümü sera. Hedef çeşidi artırmak, botanik bahçesine dönüştürmek ve dünyadaki benzerleri gibi örgütlenmek.

Ağaçlar da endemik… Narenciye yerine avakado

1985’de evlendikten sonra restore ederek yerleştiği Lapta’daki evin 2.5 dönümlük arazisinde, sadece kaktüs değil, endemik bitkiler, ağaçlar da var.   Badem, sedir, zeytin, alıç, harnıp, tesbih, zangalak, servi ve çam türleri, narenciye, dut… Avakado da yetiştiriyor. Hatta 6-7 ay ağaçta kalabilen tropikal meyvelerden avakadonun ada için çok uygun olduğu görüşünde. “Narenciye yerine avakado yetiştirilebilir” diyor. “İsrail buralardan sıcak ama Avrupa’nın avakado ihtiyacının neredeyse yüzde 70’ini karşılıyor” diye de ekledi.

Hatta ekim zamanı bahçesine, belediye parkına dikmek için medoş lalesini de çoğaltıyor Hikmet Uluçam.

Tohum atıyor, aşı yapıyor

İnsanoğlunun sürekli yok ettiğine, yapılaşma ve imar çalışmalarıyla birlikte yeşilin azaldığına, endemik bitkilerin yok olmaya başladığına dikkat çeken Uluçam, imkânları ölçüsünde doğa bekçiliği de yapıyor. Kazılan alanlara, örneğin su borularının döşendiği Geçitköy’e tohum attı mesela. 2-3 yoğurt kabı fıstık çamı tohumu ve jajava. Meteorolojik raporları takip ederek, yağmur yağacak günlerde yapıyor.

St Hilarion bölgesinde de, yok olmaya yüz tutmuş endemik bitkilerden kırmızı alıç aşısı yapıyor.

Lapta bölgesindeki belediye parkına 500’e yakın pelit tohumu attı, toprağı kazıyarak. Sırada medoş laleleri var.

Kaktüs bahçeleri kuruyor evlere, mekânlara, belediyelere. Hatta Meclis bahçesine de kurmuş.

Hedef botanik bahçe

Lapta’nın tepelerinde, Huzurevi kavşağındaki evi/bahçesi 3 ayrı kez soyulunca güvenlik kameraları kuran Hikmet Uluçam’ın hedefi, burayı tam donanımlı botanik bahçesine dönüştürmek. En büyük sorunu ise su. Kaktüsler için çok gerekmese de ağaçlar, bitkiler var. Yıllarca bölgenin simgesi olan pınarlar, yeni oteller, yapılaşmayla birlikte kurudukça şebeke suyuna mahkûm olmuş adanın geneli gibi.

Turistlerin de ilgisini çeken bahçe, otobüslerle gelen ziyaretçileri ağırlıyor zaman zaman. Hatta evde kalmak isteyen turistler de var. Hikmet Uluçam’ın hedefi, bahçenin özle ilgi turizmi kapsamına alınması.

 

Nezire Gürkan