20 Yılın Sonunda… Yazdığım benim hikayemdir - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

20 Yılın Sonunda… Yazdığım benim hikayemdir

Ben bu satırları yazarken artık Türkiye’nin seçimine saatler var. Yurt dışında oy verme işlemi çoktan tamamlandı. Türkiye halkları ise yarın gidecek sandık başına.

Aslında AKP’nin iktidara gelmesiyle benim Kıbrıs’a gelmem aynı döneme tekabül ediyor. Dolayısıyla demokrasi, hak ve özgürlük diyerek göreve gelen bir iktidarın sonradan beni Türkiye’ye dönmek yerine burada kalmaya ve şimdi de “acaba gitsem beni hapise mi atarlar” kaygısına iten görev süresi boyunca geçirdiği değişiminin birebir şahidiyim. 2000 yılında başlayan zorunlu Kıbrıs maceramın nedeni; o dönemin siyasi erki ve ordu ile siyasal islamcıların kafa kafaya tokuşmasıydı. Anayasa, yazar kasa fırlatılan dönemin neticesi beni de adaya fırlattı. Kendimden bahsetmekten hazzetmediğim için bu kısmı detaylandırmadan geçeceğim. Ancak 2000’lerin başında burada da ciddi heyecan yaratan ve pek çok Kıbrıslı arkadaşımın eşimin dostumun salt Kıbrıs politikası üzerinden destek verdiği AKP’ye ilk günden beri asla güvenmediğimi çünkü siyasal islam ile asla uzlaşılamayacağını her fırsatta dile getirdiğimi belirtmeliyim. Ne “yetmez ama evet”ci oldum ne de cımbızla alabileceğim bir kaç görece iyi söylem ve eyleminden boyandı gözüm. Dolayısıyla mesleğimi doğduğum topraklarda yapamamamın ardında da bu hızlı dönüşümü erken görmem yatıyor. Bugün pek çok yakınıma aynı şeyi söylüyorum: aynı filmi ikinciye seyretmek gibi yaşadığım; kaçtığım şeylerin burada beni takip edip üzerime çullanması gibi. Bu toplum, maalesef gözü boyanmış, güce tapan siyasiler eliyle, Türkiye’nin geçtiği yollardan geçmek zorunda bırakılıyor şimdi. Ne yazık…


Oysa ki; Türkiye halklarına Cumhuriyet kazanımları bahşedildi yani bu kazanımlar, bilinçle talep edilmeden hazır verildi. Örnek olarak bugün İstanbul Sözleşmesi’ni tek taraflı fesheden, seçim öncesi bu sözlerle müttefikler edinen siyasi iktidarın koltuklarında oturduğu makam; kadına seçme ve seçilme hakkını onların mücadele etmesine gerek kalmadan zaten vermişti. İşte belki de bu nedenle kazanımların kıymeti bilinemedi ve siyasal islamla harmanlanan liyakat, adalet, insaf yoksunu zihniyet ülkeyi bu hâle getirdi…

Bizlerin de Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde son derece ağır bir şekilde hissettiği gibi, artık hacmi yatak odamızdan cebimize, eğitim sistemimizden beşeri ilişkilerimize kadar genişlemiş durumda bu sistemin.

Öyle ki iktidarın ortağı partinin başkanı içişlerimize karışmamaları halinde, ülkeyi Rumlar’a peşkeş çekeceğimizi iddia edebiliyor. Üstelik kendi ülkesinin insanlarının iradesiyle o makamlara geldiğini iddia edenlerden çıt çıkmıyor!

Bugün; yani 20 yılın sonunda Türkiye’nin ekonomiden insan haklarına; ekolojiden dış politikaya kadar getirildiği hâl hepimizin gözleri önünde gerçekleşti. Canlı canlı ameliyatımız yapılırmış gibi seyrettik olanı biteni. Soma’da tekmelenen madenciye, kuytuda kıstırılan Ali İsmail’e, öldürüldüğü yetmezmiş gibi annesi meydanlarda yuhalatılan Berkin’e, toprağına sahip çıkmak için HES nöbeti tutmak zorunda kalan Melahat Teyze’ye; itibarsızlaştırılan ve görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlere, yaşam koşulları giderek daha da ağırlaşan tüm “öteki”lere, can güvenliği talepleri “giderseniz gidin” denilerek yanıt bulan doktorlara, haksızca zindanlarda tutulan ya da ülkeyi terk etmek zorunda kalan yüzlerce meslektaşıma, rant düzenine kurban edilen “imar barışı” gibi uygulamalar nedeniyle, başta İsias Otel’de olmak üzere enkaz altında kalan tüm canlara, siyasi tutsaklara, istismara uğrayan ve “bir kereden bir şey olmaz” denen çocuklara, kadın cinayetlerine kurban verdiğimiz kadınlara, çocuğuna harçlık veremediği için derdinden ölen babaya, yetersiz beslenme nedeniyle sütü kesilen, fakirlik yüzünden 30 günlük yavrusuna süt alamayan ve eşinin kravatıyla intihar eden anneye, Gezi Şehitlerine, yandaşlar bir gecede zengin edilebilsin diye varını yoğunu kaybedenlere, ülkesini terketmek zorunda kalan pırıl pırıl insanlara sözümüz olsun. Kazanacağız!

 

Millet İttifakı’nın çok iyi bir kampanya yürüttüğünü düşünüyorum. Meydanlarda insan yuhalatıp iftiralar düzerken karşı taraf; ekonomiden demokrasiye pek çok planı masaya koydular. İlk 100 günde yapılacaklar listesini açıkladılar. Yorgun değil heyecanlılar. Tüm iplikleri pazara çıkmış ve sürekli birbirini satmaya hazır kadrolarla değil, azim, kararlılık ve liyakat esasıyla çalışacak kadrolarına güveniyorlar. Atılan tüm çamura ve yorgun iktidarın karalama kampanyalarına rağmen, toplumda o heyecanı yarattılar.

 

“Türkiye’nin seçimi yahu, burada bu kadar gündem yapmayın” diyenleriniz varsa hâlâ durumun ciddiyetini bir de şöyle anlatmaya çalışayım… Bu seçim ölüm kalım seçimi!

İyiyle kötünün, adaletle hukuksuzluğun, #isiaskatliamı sonrası gülen fotoğrafını enkazın karşısına asanlarla sistemin enkazı altında kalanların, İstanbul Sözleşmesini savunanlar ile Konca Kuriş’i öldürenlerin seçimi.

Bu nedenle kimse bana sadece Kıbrıs politikasından ve seçimin bölgeye etkisinden bahsetmesin. Geleceğe umutla bakabilmemiz için umudum ise hiç olmadığı kadar fazla. Umarım o aydınlık günlerde buluşacağız bir sonraki yazımda…

Karanlığın sonu aydınlık! İnanıyorum, siz de inanın…

 

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar