Poli

Kayıp Türbelerin Peşinde







(Canlı tanık Günay Yıldıztepe, Apostolos Andreas manastırında türbeler olduğunu anlattı.)

Apostolos Andreas Manastırı, öteden beri Rum ve Türklerin ortaklaşa adak adadıkları bir yer olarak bilinir.




Bunun aksi de söylenemez zaten.



Ancak konu ile ilgili canlı tanıkların anlattıklarına göre, aynı manastırda İslami değerler hakkında hikayeler bulunuyor.

Bunlara “hikaye” demek de haksızlık.

Çünkü görgü tanıkları, bir zamanlar bu adak yerine gittiklerini, manastırın kilise kısmında iki de İslam türbesinin olduğunu, adaklarını burada yaptıklarını söylüyorlar, ancak bununla birlikte günümüzde bu iki türbenin ortadan kaybolduğunu belirtiyorlar.

Konu, daha önceleri de gündeme gelmesine rağmen, herhangi bir gelişme sağlanamamış olduğu anlaşılmaktadır.

 2010 yılında aynı iddialar gündeme gelmesine ve dönemin Vakıflar İdaresi Genel Müdürü Mustafa Kaymakamzade tarafından “Apostolos Andreas Manastırının avlusunda bulunan sahabenin türbesini yok ettiler. Bununla ilgili araştırma komitesi kurduk” şeklinde açıklama yapmasına rağmen,  söz konusu komitenin herhangi bir neticeye ulaşıp ulaşmadığı bilinmiyor.


BİR TANIK: GÜNAY YILDIZTEPE

Kültürel değerlerle ilgili BRT’de yaptığımız bir programa ilgi gösterip geçtiğimiz haftalarda bizi arayan Lefkoşa sakinlerinden Günay Yıldıztepe, Apostolos Andreas Manastırı hakkında konuşmak istediğini söyleyince, kendisini ziyaret ettik.

Bugün 77 yaşında olan Günay Hanım bize yaptığı açıklamalarda, manastırda bulunan söz konusu türbeleri henüz 10 yaşlarında iken gördüğünü, ancak daha sonraları aynı yere yaptığı ziyaretler sırasında bu türbelerin ortadan kaybolduğunu belirtti.

Günay Hanım, bir zamanlar Kıbrıslı Türklerin bu yeri ziyaret ettiğinde, türbelerin çeşme tarafında bulunduğunu anlatırken, bir türbenin yüksek bir yerde, diğerinin ise bir kapının ardında zeminden daha aşağıda bulunduğunu söyledi.

yildiztepe

Türbelerden birinin üzerinde Arapça yazılar olduğunu, ancak bu yazıların boyanarak yok edilmek istendiğini, fakat iyi bakıldığı taktirde görülebileceğini belirten  Günay Hanım, bu türbelerden birinin  halk arasından Mührü Süleyman, diğerinin de Seyit Ahmet El Bedevi olarak bilindiğini anlattı.


DAHA ÖNCE GÜNDEME GELDİ:

Bilindiği gibi bu konu 2010 yıllarında da gündeme gelmiş, bir üniversiteden akademisyenler konuyu incelemiş, türbe veya türbelerin adı geçen isimlere atfen Urve Bin Sabit’e ait olduğu üzerinde durulmuştu.

Konu ile ilgili olarak 01,10, 2010 tarihinde basında yer alan haberlerde şunlar belirtilmektedir:

“AKADEMİSYENLER BİLİMSEL OLARAK ARAŞTIRIYOR”

“Girne Amerikan Üniversitesi Eğitim Fakültesinde öğretim görevlisi olarak görev yapan Zeki Akçam ve Gökçe Yükselen Peler, Apostolos Andreas manastırında bulunan sahabe mezarı için yaptıkları çalışmada burada bir sahabe mezarının bulunduğunu üç farklı Arap kroniklerinde doğrulattıklarını belirtiyor. Konuyla ilgili çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Peler, rapor hazırladıklarını ve üst kurullara başvurduklarını fakat devlet büyüklerinin bu konuyu şimdi gündeme getirilmemesi konusunda kendilerinin uyarıldığını kaydediyor. On yıl önce Manastıra gittiğini belirten Peler burada görevli polise manastırda bulunan sahabe mezarının yerini sorduğunu polisinde yeri tarif ettiğini söylüyor. Mezar hakkında Papaz’dan da bilgi almak isteyen Peler, Papazın kendisiyle ilk olarak İngilizce konuştuğunu konunun Müslüman mezarına geldiği zaman, “Ben İngilizce bilmiyorum.” diyerek yanından uzaklaştığını anlatıyor.”

“İNGİLİZ VE ARAP TARİHÇİLER ESERLERİNDE BAHSEDİYOR”

“Konuyla ilgili farklı çalışmalar yapan Kıbrıslı tarih yazarı Mehmet Bahadır ise konuya ilişkin araştırma yapılması için, Mısır El-Ezher Üniversitesi’ne, İngiltere’deki İslam Kaynakları Araştırma Ensititüsüne ve İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’na başvurduklarını ifade ediyor. Manastırda bulunan sahabenin Urve Bin Sabit olduğunu belirten Bahadır, Hz. Urve Bin Sabit’ten ilk olarak Arap Seyyah Hassan Ali el-Herevi’nin 1100’lü yıllarda bahsettiğini dile getiriyor.

Yapılan araştırmalar sonucunda Herevi’nin “Kitab uz-ziyarat” adlı eserinde, Karpaz’da bulunan Apostolos Andreas manastırının içinde yer alan Urve Bin Sabit isimli bir sahabenin yattığını ve türbenin duvarında Arapça olarak kime ait olduğu ve ihlas suresinin yazılmış olduğunu naklettiği aktarılıyor. Herevi’nin eserinde hicri 29 Ramazan ayında adaya geldiği nakledilen Urve Bin Sabit hazretlerini, İngiliz araştırmacı Hoyard’ın da kendi eserinde işlediği biliniyor.”


KAZI YAPILDI AMA:

Konuyu Vakıflar İdaresi ve Eski Eserler ve Müzeler Dairesi yetkilileri nezdinde görüşüp, türbeler hakkında bilgi almaya çalışsak da, bu konuda herhangi bir bilgiye ulaşamadığımızı belirtelim. Ancak, yetkililerin konu üzerinde durdukları, dört ay kadar önce söz konusu yerlerde türbe olduğuna dair buluntuların elde edilmesi için kazılar yaptırdıkları, buna rağmen herhangi bir sonuca varmadıkları elde edilen bilgiler arasında bulunuyor.


HAVADİS DEVREDE

Bu çabalar boş çıkarken, canlı tanığın anlattıklarının yerinde gözlemlemek için, Havadis Gazetesi Genel Müdürü ve Genel Yayın Yönetmeni Başaran Düzgün’ün yönetiminde canlı tanık Günay Yıldıztepe’yi de yanımıza alarak geçtiğimiz Perşembe günü Apostolos Andreas Manastırını ziyaret ettik.

Amacımız Günay Yıldıztepe’nin türbeler hakkında söyleyeceklerini yerinde gözlemlemekti.

Öte yandan, manastırdaki türbelere yapılacak ziyaret için Vakıflar İdaresi tarafından mühendis Mehmet Gökçebay da görevlendirilmişti.

yildiztepe2

YILDIZTEPE’NİN ANLATTIKLARI

Günay Yıldıztepe10 yaşlarında iken geldiği Apstolos Andreas Manastırında gördüklerini bir kez daha burada anlatırken, gözlemeciler hayretlerini gizleyemedi.

Kilisede bulunan ikonastas’ın (ikonların üzerine yerleştirildiği tahta duvar) arka bölümüne giren Yıldıztepe, papazların dua kürsüsü olarak kullandıklarını söyledikleri dört sütundan oluşan yeri göstererek, bunun altında türbenin olduğunu, bu türbenin yan kısımlarında Arapça yazıların bulunduğunu, ancak manastıra daha yetişkin yaşlarda yaptığı ziyaretlerde bu yazıların üstünün boyanarak seçilmez hale getirildiğini, çok dikkatli incelendiğinde anlaşılabildiğini, şimdi ise hiçbir belirti olmadığını kaydetti.

Burada herkesin kendine göre dilekler adadığını söyleyen Yıldıztepe, alt bölümde bulunan kubbeli ibadet yerine de genellikle Müslümanların girdiğini, yerlerin halılarla döşeli olduğunu, denize taraf bir türbenin burada da bulunduğunu, türbenin başında sarığı andıran başlık bulunduğunu ve türbenin ucundaki pencereden denizin görüldüğünü, orada mumlar yakılıp mevlitler okutulduğunu gayet iyi hatırladığını anlattı.

yildiztepe3

Yıldıztepe, o yıllarda manastıra otobüslerle gelindiğini, o dönemin koşullarında geriye dönüşün zor olması nedeni ile bir gece manastırın odalarında kaldıklarını, çevrede yapılan yemeklerden alınıp hep birlikte yenildiğini, bu türbelerin şimdi olmamasına çok üzüldüğünü söyledi ve türbelerin halk arasında Mührü Süleyman ve Ahmet El Bedevi olarak bilindiğini sözlerine ekledi.


Yıldıztepe’nin bugünkü yaşı gözönüne alındığında 1950’li yılların içinde manastıra gittikleri ve türbelerin o dönemlerde orada olduğu, Kıbrıslı Türklerin de o yıllarda bu türbelere ziyaretlerde bulundukları anlaşılıyor.

Günay Yıldıztepe’nin henüz manastıra gitmezden önce bize anlattıkları ile ziyaret sırasında gözlemlenenlerin örtüşmesi kayda değer bulunuyor.


MEHMET GÖKÇEBAY

Henüz restore edilmemiş olan ve deniz kenarında bulunan ibadet yeri gözlemlendiğinde, kubbe tarafında kolonların bitiştiği yerde Süleyman’ın Mührü, (Mührü Süleyman) ya da başka bir adı ile Davut Yıldızının olduğu görüldü.

Vakıflar İdaresi yetkililerinden Mehmet Gökçebay bu bilgiyi teyit ederken, canlı tanık Günay Yıldıztepe’nin anlattıklarından çok etkilendiğini, bu durumda manastırda türbelerin olabileceğine, İslam dünyasının da Hz. Süleyman’ın mührünü kullandığına işaret ederek, iki kültürün burada harmoni şeklinde uzun yıllar yaşandığına dikkat çekti.

Kilisein arka bölümünde bulunan ve burasının bir türbe olduğunu anlatan Günay Yıldıztepe, gözlemcilere türbe üzerinde Arap harflerinin bulunduğunu, ancak bunların silindiğini gösterirken.
Kilisenin arka bölümünde bulunan ve burasının bir türbe olduğunu anlatan Günay Yıldıztepe, gözlemcilere türbe üzerinde Arap harflerinin bulunduğunu, ancak bunların silindiğini gösterirken.

MÜHR-Ü SÜLEYMAN

Söz konusu ibadet yerinde iki adet olarak tespit edilen Mührü Süleyman (Davut Yıldızı) sembolünün hangi yıllarda, hangi kültür etkileri çerçevesinde konduğu uzmanların görüşü ile aydınlığa çıkarılabilir.

Bu mührün sadece Yahudiler tarafından değil, Osmanlı/Türk kültürü içinde de kullanıldığını belirten görüşler yanında, ansiklopedik bilgiler de bulunuyor.

Deniz kenarındaki ibadet yerinde kiriş veya kolonların tavanda birleştiği yerde Mührü Süleyman (Davut Yıldızı) motifi yıpranmış olmasına rağmen halen yerinde duruyor.
Deniz kenarındaki ibadet yerinde kiriş veya kolonların tavanda birleştiği yerde Mührü Süleyman (Davut Yıldızı) motifi yıpranmış olmasına rağmen halen yerinde duruyor.

Konu ile ilgili Vikipedi’de şunlar yazılı:

“Mühr-ü Süleyman, çeşitli geleneklerde Süleyman‘a atfedilen, altı köşeli bir yıldızı içeren mühür. Altı köşeli versiyonu, sadece İsrail‘i sembolize eden bir malzeme ya da mana değildir. Anadolu Selçuklu mimarisi ile Osmanlı dönemindeki sancaklarda sıkça görülür. Yahudiler tarafından Davud Yıldızı (Davud Mührü, Davud Kalkanı) adıyla da anılmaktadır.

Altı kenar ve altı köşeden oluşan, temelde iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan şeklin yanında, sekiz köşe ve sekiz kenardan oluşan iç içe geçmiş iki kare de Türkiye’de Mühr-ü Süleyman olarak anılabilmektedir. Müslüman ve Türk mimarisinde çok eskiden bu tarafa süslemelerde kullanılmıştır. İki karenin oluşturduğu sembol, değişik zaman ve coğrafyalarda farklı kombinasyonlarda uygulanmıştır. Türkistan’ın Yesi şehrindeki Ahmet Yesevi türbesindeki sekiz köşeli yıldız ile Sivas Gökmedrese‘nin kapısındaki sembol aynıyken yine Sivas Gökmedrese’nin minarelerindeki oyma süslemeler Mühr-ü Süleyman’ın çeşitleridir.”

Mühendis Mehmet Gökçebay ve Ahmet Okan türbeler hakkında fikir alış verişinde bulunurken.
Mühendis Mehmet Gökçebay ve Ahmet Okan türbeler hakkında fikir alış verişinde bulunurken.

Bazı araştırmacılar, Davut Yıldızı ya da Mührü Süleyman’ın Osmanlı/Türk kültüründe plastik sanatlardan halk müziğine kadar kullanıldığına dikkat çekerler. Yüzük ve kolyelerde de kullanılan motifin, kapı tokmaklarına kadar kullanıldığından bahsedilirken, Barbaros Hayrettin Paşa’nın flamasının da Mührü Süleyman motifi olduğunu belirtirler.

Araştırmacı ve Kütüphaneci Aydın Çakırtaş, (Marmara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslam Sanatları Ana Bilim Dalı, MA.) bir araştırmasında  Şeyhî’den halk edebiyatına geçmiş şu satırlara yer verir:  “Güzellik içre hatm eder ol la’l hâtemi / Ger nakş olursa mühr-i Süleymân’a leblerin”


SONUÇ

Türbeler konusunda önemle üzerinde durduğumuz konu Günay Yıldıztepe’nin anlattıklarıdır. Konu ile ilgili hatıralarını detaylı bir şekilde hafızasında tutan Yıldıztepe’nin söylediklerinin ve bizzat manastıra gelerek yaptığı tespitlerin dikkate alınması dileği ile, hem Günay Yıldıztepe’ye, hem bu yazının oluşmasında katkı sağlayanlara teşekkür ederiz.

kapi

 









Başa dön tuşu