Köşe Yazarları

19 Mayıs Gençlik Spor Bayramı kutlu olsun…






Kaç nesildir bilmiyorum. Fakat yıllar yılıdır  Kıbrıs Türk toplumu “çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğuna, olgunluktan yaşlılığa  “Atatürk”le birlikte geçiyor…

Ki yıllar önce  Türkiye’de Atatürk tartışma konusu yapılır, türlü çeşitli fraksiyonların içine itilerek hırpalanırken.. Kıbrıs Türk halkı sorgusuz sualsiz “O”na Atatürk olarak sahip çıkıyor ve onu sevgi saygılarında kutsuyordu..

Nitekim rahmetlik babam anlatırdı: “İngiliz sömürge döneminde Türk kelimesinin bile kullanılmasının yasak olduğu o meşum ve esaret günlerinde, Atatürk’e  “Gazi” yada “Mustafa Kemal Paşa derlerdi..   “Gazi’nin ölüm haberi Kıbrıs’a da ulaştığında, yaşlı dedem haykırışlar içinde feryat ederek ağladıydı.. Kıbrıs Türk halkı tümden ağlıyordu…

Bizim nesil 23 Nisan’lar, 19 Mayıs’lar, 29 Ekimlerin kutlamalarıyla büyüdü. Yani Atatürk’le..                                                                                                                                                                                      Sadece “İngiliz sömürge idaresine değil, Rum’a karşı Atatürk Ruhu ile mücadele ettikti.. Dilimizden düşürmediğimiz “İstiklal Savaşına” nazire” günü geldiğinde bir benzeri “istiklal savaşını” da Kıbrıs Türk halkı olarak hem Rum’a hem de İngiliz sömürgesine karşı verdikti.. O mücadele yıllarımızın önderi her zaman Atatürk’tü..

Ve işte “O”nu bir kez daha gençlere armağan ettiği Gençlik ve Spor Bayramıyla anıyoruz.. Ne mutlu Türk milletine ki Atatürk gibi büyük bir “öndere” sahip oldu..                                                                                                                                             ***

OLANI DA YAKARKEN!

 

Zaten orman fakiri bir ülkeyiz. Vatanımızın yüzde otuzunun Ormanlarla kaplı olması gerekirken bu oran çok düşük seviyelerdedir.. Olanını da her yaz mevsiminde yangınlarla kül ediyoruz!

Nitekim sıcaklarla beraber (eğer  yangın dediğiniz durup dururken çıkmazsa) yine dönümlercesini yaktık kavurduk!

Ve her zaman olduğu gibi  yine kendimizi suçlu sandalyesine oturtup bir kez daha mahkeme etmeye çalıştık! “Suçumuz belli biz ormanları yetiştirirken yakıyoruz!”

Sakarlık desek değil! Talihsizlik desek o da değil! Hele rastlantı hiç olmamalı!

FAKAT bu Orman yangılarıyla birlikte bir kez daha düşündüm.

Aslında bizim doğru düzgün giden bir tarım politikamız yoktur. Bunun yerine “ya bireysel ya “Devletin resmi fakat iyi yetişmiş görevlileri”  vardır, onlar götürebildikleri kadarını üstelik özveriyle çalışarak yenilikleri de katarak götürmeye çalışıyorlar..  Örneğin bugün Güzelyurt’taki “Devlete bağlı üretim alanlarında parmak çalışmalar yapılmakta,   fideler yetiştirilmekte, yeniliklere açık arayışlar gerçekleştirilmektedir.

FAKAT bu çalışmaların  memleket tarımına yeterince yansıdığını söyleyemeyiz!

Çünkü gitgide  müzmin sorunumuz haline geldiğince yanlış eğitim politikalarından da kaynaklanan gerçekte  tarımdan kopuyoruz..

Kırsal kesimler dediğimiz  “köy ve köylü” ruhunu kaybederken, köyler cicim bicim villalarla safiye yerlerine dönüşüyor!

Asıl vahim olanı artık Narenciye hasadı için  Türkiye’den “işçi getirmek zorunda kalmamızdır.”

(Buna karşın “kabul” diyoruz. Elbette üniversite mezunu gençlerin  köylerine dönerek topraklarını  ekip biçmelerini  bekleyemeyiz. Buna karşın AB ülkelerinde İsrail’de gençlerin toprakla haşır neşir olmaları “vatanseverlik, gurur verici çalışmalar  olarak kabul edilmektedir ama!)        KALDI ki eğer Tarım çağın dijital gelişimi içinde yerini almışsa, en az “Tarım mühendisleri”  kadar  üniversiteli gençler de  o kırsal alanlarda  yer alabilmelidirler..

Oysa artık memlekette o kadar “üniversiteli ve okumuşlar takımları olduk ki narenciyeyi dalından kopartacak insanımız da kalmadı!

Büyük olasılıkla tarladaki patatesin hasadı da ayni akibete uğrayacak!                                                   Öte yandan dağı taşı da zeytin ağaçlarıyla doldurduk ki gün gelecek zeytinleri  toplamak için de TC’den işçi getireceğiz..

O ZAMAN soracağız: Bugüne kadar Türkiye’nin parasal katkısıyla varlığını sürdüren Kıbrıs’taki Türk Toplumu  devleti nedir?

Mesela  Koordinatörümüz Fuat Oktay pekalâ da bize şunu sorabilir.

“Varlığınızı idame ettirmek ve mali yönden sıkıntılardan kurtulmak için TC’den sürekli parasal katkı alan  bir devlet olarak nasıl olur da   ayni TC’den tarım alanlarında çalışacak yevmiyeli işçi getirmek zorunda kalmaktasınız?  Birbiriyle ilişkili bu iki olayın “sosyoekonomik” yönden tutarlı olan neresidir?

Bir: Artık dış ülkelerden işçi talep edecek kadar büyük ve dünyasal gelişmişlik göstermekte olduğunuz mu?

İki: Yoksa TC’nin parasal katkılarını “yarattığınız yanlış sistemlerle” çarçur eden bir devlet olduğunuz mu?

…AĞAÇLANDIRMA amacında her yıl ektiğimiz  fidanlar kadar ormanlar yakarken de ayni “sistemsizliğin” şaşkınlığı yaşıyoruz!Bu nedenle diyoruz. KKTC’nin yıkılıp yeniden kurulması gerekir!






Başa dön tuşu