Köşe Yazarları

15 Kasım KKTC’nin kuruluşu yıldönümü,

Bu hafta KKTC’nin kuruluş yıldönümü coşku ile kutlandı. Hatta bana mı öyle geldi bilmiyorum ama daha bir genel coşku vardı. Aslında halâ Rum tarafının tutumu nedeniyle Kıbrıs konusunun askıda durması, Türklerin hak ve menfaatlerinin tesliminden kaçınılması ve  Federal Devlet çatısı altında yetki ve görev paylaşımında Türklere eşitlik temelinde yanaşılamaması fikri, çözümsüzlüğün halâ ana nedeni olarak durmaktadır.

Bunun halkta getirdiği reaksiyon kendi Devletimize daha çok sarılmak duygusunu da arttırmıştır kanaatindeyim.   Hepimizin bildiği gibi Uluslararası Camiada tek başına KC olarak devlet sayılan KRY, BM nezdinde üye ve tüm olanakları kullanan taraf olarak tabiatıyla bencil davranarak süreci her aşamada tıkama noktasına getiriyor.

Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı geçen gün Kıbrıs Türk halkını azınlık konumuna düşürecek anlayışlara asla onay vermeyeceklerini vurguladı. Ve Kıbrıs’ta çoğunluk-azınlık çerçevesinde değil BM parametrelerinde öngörüldüğü gibi siyasi eşitler arasında şekillenebileceğinin mücadelesini sürdürmeye devam edileceğini ifade ettikten sonra, ayrıca ‘Türk tarafı olarak her zaman olduğu gibi yapıcı olacağız, ancak haklarımızı da sonuna kadar korumanın bilinci içinde hareket edeceğiz’ diyerek bu konudaki kararlılığı vurguladı.

Sayın Başbakan Erhürman da aynı paralelde, ‘yetkileri, sorumlulukları paylaşma isteğini şu an göremiyoruz. Kıbrıs Türk halkı bu adada iki kurucu unsurdan biridir’ ifadeleriyle Kıbrıs konusundaki görüş birlikteliklerini ve halkın genel hissiyatını ortaya koymuşlardır.

15 Kasım 1983 KKTC ilanının üzerinden 35 yıl daha geçti. Bu ülke halkının ve devletinin de dünya ile ilişki kurma dünyada varlığının kabulünü isteme hakkı vardır. Çözüm ve barış isteniyorsa, bu bölgede bunu karşı tarafa anlatmak ve yardımcı olmak uluslararası camianın görevidir. Özellikle Annan Planından sonra BM hazırladığı raporda ve aldığı karar ile, AB yetkili kurumlarının aldıkları kararlar ve verdikleri sözler vardır. Bunların yerine getirilmesinde faal rol oynamaları gerekiyor. Ancak müzakerelerin son aşamasına kadar gelinen Crans Montana görüşmelerinden sonra da oyunu ve masayı bozan taraf belli olmasına rağmen, BM raporlarında bunun açıkça yer almasına dahi özen gösterilmedi. Bunlar tabii ki Rum tarafını cesaretlendirmekte ve geçen zaman içinde dünya kamuoyuna açık bu raporları okuyanlara kimin haklı veya haksız olduğunu niye sonuçlanamadığını gösteren bir bilgi akışı dahi olamıyor, veya bilgilenemiyor dahi. Bir tarih doğru aksettirilemiyor.

Kıbrıs Türklerinin uluslararası camia tarafından haksızca sıkıştırılan çerçeveden çıkıp tüm kurumlarıyla oluşmuş Devletiyle küreselleşen bu dünya içinde eşit şart ve haklar çerçevesinde, bir çözümle yer alması hakkının teslim edilmesi gerekmekte ve beklenmektedir.

Yine de umudumuzu taze tutarak, gerek içte Yönetimimizi güçlendirmek gerekse uluslararası diplomatik ve siyasi çalışmalarımızı devam ettirmekten de vazgeçmeyeceğiz. Bunu Yöneticilerimiz de çeşitli vesilelerle ifade etmekteler. Özellikle dünya çapında Türkiye’nin mevcut teşkilatlanmasından yararlanarak diplomatik ilişkilerin geliştirilmek suretiyle Türkiye ile birlikte çalışmalarımızı her yönden çok daha fazla hızlandırma hedefimizin, güçlendirilmesi gerekmektedir kanaatindeyim.

15 kasım Cumhuriyetin ilanı ile ilgili yazılı ve görsel basında anılar canlandırılırken çoğu milletvekilleri ve Bakanlar hemen hemen tümü oluşumun ve KKTC’nin kuruluşunun tarih olarak ne zaman yapılacağını bilmediklerini ve 14 Kasım gecesi öğrendiklerini ifade etmişlerdir ki doğrudur.  Gerçi ayrı Cumhuriyet kurulsun ayrı bir devlet olalım yönünde zamanın basınında bir kamuoyu oluşturulmuştu. Hatta birkaç miting da yapılmıştı. En son 14 Ekim mitingi.. Ancak bu hareketler o dönemde bir istek ve hedef olarak öngörülmekte veya anlaşılmakta idi.  Yakın bir zamanda böyle bir gerçekleşmeyi milletvekilleri ve bakanlar dahi bilmiyordu. Bu konuda  başlayan bidayetteki çalışmaları Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren, Sayın Ulusu, Müsteşarı Sayın Vahit Güneri ve birkaç mesai arkadaşları ile KKTC’de Sayın R.R.Denktaş ve Türkiye’ye çalışmak için gönderdiği birkaç mesai personeli ile ilandan tarihinden bir süre önce Başbakan ve Dışişleri Bakanı’na bilgi vermiş olduğunu bilahare anlatmışlardı.

15 Kasım Cumhuriyetin ilanından önce,  22 Ekim 1983’de Başbakan Sayın Çağatay Başkanlığında bir Heyet Türkiye’ye Bütçe görüşmeleri gündemiyle davet edilmişti. Heyette ilgili bazı Bakanlar ve o tarihte Ekonomi ve Maliye Bakanlığı Müsteşarı olarak ben de vardım. Türkiye Hükümeti Heyeti’ne de Başbakan Sayın Ulusu, Müsteşarı olan Kıbrıs’ta Kolordu Komutanlığı yapmış Kıbrıs’ı iyi tanıyan Teknik Heyet toplantılarımıza sürekli katılan ve mesai arkadaşlarına KTFD sorunlarına olumlu yaklaşmalarını telkin eden  Vahit Güneri Paşa, ayrıca TC Maliye Bakanı ve yetkilileri ve ilgili görevliler vardı.

Gerek 1984 Bütçe takdimi ve Bütçeye öngördüğümüz  yatırımlar için tek tek projelendirilmiş yatırımların takdimi ve izahı yapılırken, ve içinde bulunduğumuz yıla ait gündemde bulunan tamamlanmayan yatırımların ve ayrıca ticaretin geliştirilmesi, fonların düşürülmesi ve gümrüklerde yapılacak kolaylık rejimi konusunda Türkiye’de alınması gerekli gerekli önlemlerin karşısına gerçekleşecek zamanları koyarken Türkiye Başbakanı ve Müsteşarı özellikle Vahit Güneri Paşa sürekli olarak ( her zaman için babacan bir de tavrı vardı) 15 Kasım tarihini zikrederek ya 15 Kasım’dan sonra veya bu 15 Kasım’dan evvel olabilir ifadesini o kadar tekrarlamışlardı ki merakımızdan nedir bu 15 Kasım tarihinin hikmeti? diye de espri yapıyorduk karşılıklı olarak. Niye her proje için aynı tarih evvel ve sonra, ve farklı tarih yok diyerek.. Ankara Palas’ta kalıyorduk, gece de yemekte Heyet olarak bazı konularda bunu da 15 Kasım’dan önce gerçekleştirelim diyerek şakalaşırdık. Bariz bir vurgulama vardı ancak Devlet kurulacağı tarih olarak, hiç kimsenin aklına bile gelmedi. Çünkü gündem konusu da değildi.

Fakat bu dönemde Türkiye finansmanıyla en büyük yatırımların yapıldığı kalıcı projelerin  gerçekleştiğini söylemeliyim. Güzelyurt Derivasyon projesinden tutun Geçitkale havaalanı, Ercan Havaalanının genişletilmesi, Et kombinası, ana yolların ve çift yolların başlatılması, bir çok köylere yol ve su projeleri, Mağusa Serbest Liman ve Bölge, Sanayi Bölgeleri inşaatlarının başlatılması gibi..

Patates - İthal patates

Güney’e Patates ihracındaki 1 TL konusu

Geçen hafta 500 bin kilo üzerinden 1 TL’ye Güney’e ihraç edilen patates haberinin kamuoyunda önemli bir etki yaptığı açık. Yalanlayan veya düzelten olmadığına göre doğru.  Ben bu haberi okuduğumda Kuzey’de bu kadar pahalı satılan patatesin Güney’e 1TL’ye (fiiliyatta) satacak patates üreticisi olduğuna doğrusu inanamadım. Çünkü satıcı kaça aldı ve 1 TL’ye satıyor. Veya üretim yapan birisi ise zararı söz konusu. Üstelik Kuzey’de yüksek fiyattan  talep çok.

Dolayısıyla Faturaların alıcı ile satıcılar arasında gerek Kuzey’de gelir vergisi gerekse Güney’de gümrük ve rüsumat vergilerini çok az ödemek amacıyla yapılabilir düşüncesiyle veya tahminiyle bu evrakların denetlenmesi gerekir kanaatindeyim. Çünkü maalesef bu yönteme başvuran ithalatçılar oldu ve oluyor. Üstelik bazıları ülke dışında şirket kurup oradan sahte düşük fatura düzenleyerek sırf devlete düşük gümrük ve diğer vergileri vermemek için bu yöntemlerin kullanıldığı ve gümrüklerce de bir çok defalar tespit edildiği biliniyor. Devlet imkânlarını istismar edenlere ve başkalarının hakkını yiyenlere Denetim şart…

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı