Röportaj

“100 saatlik süre Kıbrıs Türkü’nün kaderini belirledi”

Şemsi Kazım: En kritik 100 saat” saptaması yapıyor. Neden? Bakınız kurduğu cümleye: “Kıbrıs davası başladığı günden itibaren… İngiliz devresi ya da 16 Ağustos 1960’dan 1974’e… Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı bu 100 saat, en kritik, en ümitsiz veya en ümitli devresi oldu

HABERİ GAZETECİ VERİR: Kazım: Gazeteci Sadi Togan iki ölümü bana haber verdi. İstihbaratımız 1964 içerisinde “İsyan çıkardılar” denilerek bir gecede Lefkoşa’yı Rumların ele geçirmek istediği yönündeydi. Ama olaylar nedeniyle bu süreç 21 Aralık 1963’de başladı. Hedef kısa sürede her yeri ele geçirmekti. Kritik 100 saat böyle başladı

20 Aralık 1963 gecesi, Lefkoşa’nın Tahtagala semtinde Zeki Halil ve Cemaliye Emirali öldürülmüştü.
İlk başta 30 köy saldırılara maruz kalmıştır. Toplamda ise 103 köye saldırılar yapılmıştır. Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı semti kuşatma altına alınmıştır. Kanlıdere bölgesinde Türklere karşı saldırı düzenlendi. Larnaka ve Tuzla‘da Türk evlerine ateş açılmış ve dokuz kişi öldürülmüştür. Bölgedeki 13 Türk köyünün sakinleri de 23 Aralık gününden itibaren daha büyük Türk köylerine göçe etmiştir. 21 Aralık 1963 gecesi başlayan olayların faturası Kıbrıslı Türkler arasında 270 kişinin ölümü ile sonuçlanmıştı…
Kıbrıs Türkü için 1958- 1974 yılları, “ateşten yıllar” olarak bilinir… Yüzlerce şehit… Kayıplar… Göç yılları… Dağılan aileler, dul kadınlar, öksüz çocuklar…
Bu küçük adanın, küçük nüfuslu, küçük toprak parçalarına sahip Kıbrıslı Türkler ciddi çileler çekti. Ciddi fedakarlıklar yaptı. “Can verdi…” Ötesi yok.
Bu sürecin yakın tanığı Dr. Şemsi Kazım Erkman…
16 Ağustos 1960… İngiliz yönetiminin geri adım attığı, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulduğu” tarih… Ve 1974’e kadar olan süre.
30’lu yaşlarında, toplumun en üst kademelerinde görev almış bir “yakın tanık…” Kazım ailesinin “adanın en zengin ailesi” olmasına aldırış etmeden, Baf’tan Karpaz’a kadar karış karış ülke sorunları ile ilgilenen idealist bir politikacı…
Kıbrıs Türkü’ne olan sevgisini, “Ülkeye geldiğim günden itibaren, nerde bir örgüt, teşkilatı içinde oldum. İnsanın vatanı olmazsa, ne anlamı var… Türkiye’de daha yüksek mevkilere gelebilirdik, tercih etmedik.
Kıbrıs Türkü’nü heyecanlandıran, milliyetçi yapan Rumlar oldu” saptamasını yaparak açıklıyor. .

Gençlik yıllarını mücadeleye adadı
1929 yılında başlamış yaşama. Baf’ta… Kasaba İlkokulu ve Kıbrıs Türk Lisesi’ni bitirmiş. Üniversite eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi‘nde görmüş ve cerrahi alanında uzmanlaşmış. 1958 yılında Kıbrıs’a geri dönmüştür. 1959 yılında Kıbrıs Türk Gençlik Teşkilatı Başkan Yardımcılığı ve Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu İdare Heyeti üyeliği görevlerine gelmiştir.
Adaya gelir gelmez, “toplumsal kavganın” ön safta bir neferi olmuş Erkman… Ama en bilinen adı ile Dr. Şemsi Kazım. 1960 yılında Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi‘ne Baf milletvekili olarak adım attı.
Türk Cemaat Meclisi İcra Heyeti Sosyal İşler ve Türk Belediyeleri Üyesi olarak görev yapmasının ardından, Türk ile Rum belediyelerin sınırlarının ayrılmasından sorumlu komitede yer aldı.
1961 yılında Türk Cemaat Meclisi Asbaşkanlığı, 1964-1968 yılları arasında Türk Cemaat Meclisi Başkan Vekilliği görevlerini yürüttü. 1968’de Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi Yürütme Kurulu’nun “Eğitim, Kültür ve Öğretim İşleri Üyesi” oldu. 1970’te Baf’tan Temsilciler Meclisi’ne seçildi. 1975’te ise Kıbrıs Türk Federe Devleti Kurucu Meclisi’nde yer aldı. 1976‘da Ulusal Birlik Partisi adayı olarak Lefkoşa ilçesinden milletvekili seçilmiştir. 25 Aralık 1978 – 13 Temmuz 1981 tarihleri arasında Meclis Başkan Yardımcılığı görevi yaptı. Bu tarihten itibaren de sessiz sedasız politikadan ayrıldı.
Bu süreye bakarsanız eğer… En kritik dönemlerde, toplum lideri Dr. Fazıl Küçük ile yakın mesai arkadaşı olduğunu görebilirsiniz.

“En kritik 100 saat…”
Tüm bu süreçlerden geçen Şemsi Kazım… “En kritik 100 saat” saptaması yapıyor. Neden?
Bakınız kurduğu cümleye: “Kıbrıs davası başladığı günden itibaren… İngiliz devresi ya da 16 Ağustos 1960’dan 1974’e… Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı bu 100 saat, en kritik, en ümitsiz veya en ümitli devresi oldu.”
Bu 100 saat 21 Aralık 1963 gecesi başlıyor… 4 gün 4 saat sürüyor ve Türkiye’nin harekete geçmesi ile son buluyor. Bu 100 saatte yaşananları Havadis okurları için anlatan Şemsi Kazım’ın şu cümlesi de olayı anlamamız açısından son derece kıymetli: 
“Eğer Türkiye harekete geçmeseydi… Alay yürüyüşe geçmeyip, uçaklar uçmasaydı… Kıbrıs Türkü’nün sonuydu… Böyle felakete yakın bir an hiç yaşanmadı…”

Kod adı Sefir… Togan geldi ve…
Bir gazetecinin, “Aman Şemsi bey” demesi ile başlıyor her şey. 21 Aralık gecesi, 1963. Gazeteci Sadi Cemal Togan, gece yarısı Cemaat Meclisi Başkan Yardımcısı Şemsi Kazım’ın evine gidiyor…
O dönem Kazım’ın kritik bir görevi var… Kod adı Sefir… Cemaat Meclisi ile, TC Büyükelçiliği ve Türkiye Barış Gücü arasındaki köprü… Bilgiler, istihbarat Şemsi Kazım’da toplanıyor, oradan gerekli makamlara iletiliyor. 
Ne oldu o gece? Bakınız arşiv hangi bilgiyi veriyor:
20 Aralık 1963 gecesi, Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde otomobillere açılan ateş sonucunda Zeki Halil ve Cemaliye Emirali öldürülmüştür.
İlk başta 30 köy saldırılara maruz kalmıştır. Toplamda ise 103 köye saldırılar yapılmıştır. Lefkoşa’nın Küçük Kaymaklı semti kuşatma altına alınmıştır. Kanlıdere bölgesinde Türklere karşı saldırı düzenlendi. Larnaka ve Tuzla‘da Türk evlerine ateş açılmış ve dokuz kişi öldürülmüştür. Bölgedeki 13 Türk köyünün sakinleri de 23 Aralık gününden itibaren daha büyük Türk köylerine göçe etmiştir. 21 Aralık 1963 gecesi başlayan olayların faturası Kıbrıslı Türkler arasında 270 kişinin ölümü ile sonuçlanmıştı…
Kazım, o geceyi ve akabindeki gelişmeleri şöyle anlattı:
“En kritik, en ümitsiz devre, bu 100 saatlik devredir. Halkımızın bu süreci bilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Müzakerelerin esasında bunların da bilinerek yapılması, varılacak bir anlaşmada Kıbrıs Türk toplumunun ve anavatanın menfaatleri korunması önemlidir. Zira, bu 100 saat da bize yaşayarak öğretmiştir ki Türkiye’nin garantisi Kıbrıs Türkü için çok önemlidir.
21 Aralık 1963 hadisleri, akşam geç saatlerde, Tahtakale bölgesinde cereyan eden ve Rum polisinin ateşi sonucu orada şehit ettiği Zeki Halil ve Cemaliye Emirali  isimli Türklerle başladı.
Buradaki hadiseyi bana Sadi Cemal Togan (Bozkurt Gazetesi’nin sahibi) iletmişti. Teşkilat Başkanı ve Bayraktar ile olan durumumu bildiği için toplumsal olaylar bana bildirilirdi.
Beni aradığı zaman şunu dedi: “Şemsi bey bu basit bir vurulma olayı değil. Rum-Türk çatışmasının başlangıcı olabilecek derece önemlidir.”

Mesajın gereğini yaptı
Olayın vahametini öğrenen Şemsi Kazım’ın kafasına, “Şemsi bey bu basit bir vurulma olayı değil. Rum-Türk çatışmasının başlangıcı olabilecek derece önemlidir” cümlesi çakılır.
Yatağından kalkar ve 100 saat sonunda Türkiye’nin uçaklarını adaya gönderdiği, alayın yürüyüşe geçtiği süreci başlatır. Nasıl mı?
Şemsi Kazım’dan dinleyelim:
“Ben bu mesajı aldıktan sonra kalktım giyindim ve yürüyerek Bayraktar Kenan Coygun Paşa’nın evine gittim, Evkaf Müdürü Baha beyin evinin üst katında oturmaktaydı.
Aşağıya indi, durumu anlattım.
Giyinip geldi. Yürüyerek Büyükelçiliğe gittik. Osman Mısırlızade’nin binası o dönem elçiliğin faaliyet binasıydı.
Oraya gittik, büyükelçi Mazhar Özkol Kıbrıs’ta değildi. Türkiye Dışişleri Bakanı, bu dönemde Akdeniz bölgesi elçilerini Paris’te toplamıştı.
Mazhar Özkol Kıbrıs’a yeni gelmiş ve ilk defa Dışişleri Bakanlığı’ndan bir diplomat değil de ekonomide uzman birisi Kıbrıs’a gönderilmişti. Çünkü Türkiye’nin amacı, ekonomik olarak da Kıbrıs Türkünü kalkındırmaktı.
Ben ve ilgili bütün arkadaşlar da kendisi ile köy köy gezip hem köyleri tanıma hem de kalkınma için gereken planları yapmak için işbirliği içerisindeydik.
Onu bulamayınca Maslahatgüzar Faruk Şahinbaş ile görüştük. Durumu anlattık, bunu Anavatan Türkiye’ye anlatmasını istedik.”

“Çanak açılsın” talimatı o gece verildi
Olayların vahameti, Türkiye’ye elçilik vasıtası ile anlatılacaktı. Peki Kıbrıs Türk liderliği? Kazım ve Coygun elçilik binasından ayrılarak, toplum lideri Dr. Fazıl Küçük’ün yanına gider…
Yolda giderken bir de talimat verilir: “Çanaklar açılsın…” Çanak, o dönem, “silahların yağlanarak saklandıkları çukurlara” verilen isimdir.
Durum ciddidir. Bu nedenle, “Silahlanma” talimatı da verilir. Aslında bu talimat, “Kıbrıs Türkü’nün savaşmaya hazır hale getirilmesi” talimatıdır. Gerisi, “ateş” emridir… İki toplum, “yüz yüze savaşın” kıyısındadır…
Coygun ve Kazım ise, toplum liderine doğru yol almaktadır Lefkoşa’nın zifiri karanlık, ölümün kol gezdiği sokaklarında…
Hedef Halkın Sesi Gazetesi binasıdır… Dr. Küçük ayaktadır…
Erkman gecenin devamını şöyle anlattı:
“Büyükelçilikten indik, Bayraktar bana dedi ki ‘Dr. Fazıl Küçük ile konuşmak için Halkın Sesi’ne gidelim. İcap eden arkadaşları da çağıralım ve bir durum değerlendirmesi yapalım’.  Saat 12.00’yi geçmişti.
Halkın Sesi’ne giderken Bayraktar bu arada “çanak açılsın” talimatı verdi. Çanak, silahların yağlanarak yer altına gömülmesiydi. Gelen bütün silahlar o şekilde muhafaza ediliyordu tabi lazım olanların dışında.
Bu hadiselerden sonra Mehmetçik’te silahlarımız çanaklanmıştı mesela, bir öğretmen arkadaş bunları Lefkoşa’ya getirmişti.
Gece hızlı hareket etmek zorundaydık. Ana hedef Lefkoşa idi belki ama, bu tüm adada Kıbrıslı Türklerin esir alınması, katledilmesi demekti. Çok hassas bir durumdaydık.
Osman Örek beyi, dönemin İçişleri Bakanı Yorgacis ile görüşmek üzere Baf Kapısı’ndaki polis merkezine göndermiştik. Herhangi bir netice alamadık.
O gece Tahtakale’deki vatandaşlarımızı emniyeti açısından oradan kaldırarak Atatürk İlkokulu’na taşıdık. Ertesi gün bu işlemlere devam ettik… 21 ve 22 Aralık’ta okula yerleştirdik.”

“Polis kıyafetli” EOKA’cılar
Kritik 24 saat geride kalmıştı. Adanın farklı bölgelerinden çatışma haberleri gelmekteydi. Ve tabii ki şehit haberleri de… Girne Kapısı’ndaki Atatürk heykelinin kurşunlanması da bu tarihler arasına denk gelir.
Her taraf ateş altındaydı… O güne kadar Türkler ve Rumlar arasında daha büyük olaylar da yaşanmıştı. Neden Tahtakale olayları iki toplumu savaşın eşiğine getirsin. Erkman’a göre, “tarih bilerek” seçilmişti. “Türkler ayaklandı, hükümete başkaldırdı” denilerek, polis süsü verilen EOKA’cılar tarafından katledilecekti. Bunun için Rum tüm hazırlıklarını yapmıştı. Türklerin yoğun yaşadığı Lefkoşa’daki tüm mahallelerin etrafı polis karakolları ile çevrilmişti. Şemsi Kazım’a göre “polis” tamamen kamuflajdı. Polis kılığında EOKA’cılar, “ateş” talimatını beklemekteydi…
Neler yaşandı başka, sözü Şemsi beye bırakalım:
“Ertesi gün, yani 23 Aralık’ta Rum tahrikleri devam etti. Atatürk heykeline kurşun sıktılar, taşkınlıklar devam etti.
Zaten esasını da konuşmak gerek. Bu Tahtakale hadiseleri muhakkak çok önemli. Şehitlerimiz için önemli ama Türk- Rum çatışmalarını başlatacak kadar büyük başka hadiseler de olmuştu, bu olay mı başlatacaktı?
Rumlar bir oldu bitti peşindeydi. Teslim alacaklardı Kıbrıs Türkünü ve Türkiye’nin kıpırdamasını engelleyeceklerdi. Hazırlıkları bunun içindi.
Baf Kapısı, Küçük Kaymaklı her yerde polis karakolu yaptılar. EOKA’cılar polis kıyafetleri giyecek, kısa sürede planları hayata geçecekti.
Hedef 1964 yılıydı… Tahtakele’deki olaylar, bu tarihi 1- 2 hafta öne çekti. Önceye geldiği için 1963 21 Aralık’ta harekete geçtiler. Ama bu hadise bu kadar basit değildi.”

Tahdagala’da yaşanan olay, Kıbrıs Türk basının dönemin en büyük Gazetesi Halkın Sesi’ne yansıması…

Tahdagala’da 20 Aralık 1963 gecesi açılan ateşle iki Kıbrıslı Türk öldürüldü. Kıbrıs Türkü’nün kaderini belirleyen süreç de o anlarda başladı




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı