Köşe YazarlarıSürmanşet

Yeni yılda gelişim plan ve programlarında ele alınması gerekenler?






2020 yılı tüm dünyada covid 19 virüs mücadelesi ile geçti. Covid 19, yalnız sağlığımızı değil dünyanın her yerinde genel ekonomik, mali ve sosyal açıdan da oldukça olumsuz etkilemiştir. Sağlık yanında insanlar geçim derdine düşmüş, plan ve program adına  öngörüler değil, tahminler, o da kaba tahminler ön plana geçmiştir.



Sağlam ekonomik temellere dayalı kamu menfaatini ön planda tutan ve bu yönde politikalar uygulayarak göreceli olarak ekonomisi ağırlıkla büyük sermayeye bağlı olmayan, KOBİ’leri ve orta direği destekleyen ülkeler, sosyal adalete dayalı olanlar daha az sarsıntı ile yola devam etmişlerdir. Vatandaşlarının tümünü koruyup kollayan ve ‘mali durumu düşünmeyin o bizim işimiz, siz sağlığınızı düşünün’ diyen Devlet başkanları veya başbakanlar gururla beyanatlar vermiştir.



Halk da devletine güvenerek her türlü istikrarlı kurallara uymuştur.

Halkın genel menfaatlerini ve kamu menfaati ve kamu düzenini ikinci plana atan ülkelerde ise, sağlık endişesi kadar geçim endişesi, güvenlik ve sosyal dengeyi bozan gelir uçurumları ve suç oranları da o oranda artmıştır.

Ekonomik dengenin büyük sermaye’ye bağlı olan ülkeler, bir kriz halinde ülkeyi genelde sadece kâr penceresinden gören işletmeler dolayısıyla çalıştırdıkları çok sayıdaki insanları birdenbire durdurunca ve ekonomik dengelerin göstergesi ve en büyük ölçeklerinden istihdam oranındaki düşüş, alış veriş yapan insanların kısıtlanması veya sayısının azaltılmasıyla bir liranın bile çarpan etkisiyle ekonomiye ve piyasaya olumsuz etkisi düşünüldüğü zaman piyasayı ne kadar daraltacağı dünyada gözle görülür hale geldiği açıktır.

Bu zayıf noktanın bir çok ülkelerde kriz zamanlarında krizi daha da büyüttüğü ve bu fasit daire içinde ülke ekonomilerini daha daraltıp krizi arttırdığı görüldüğü cihetle, özellikle son yüzyılda bütün gelişmiş aşırı kapitalist ülke olan ABD dahi başta olmak üzere kapitalist ve sosyal demokrat ülkelerde krizleri arttıran bu nedenleri ortadan kaldırmak için KOBİ’lerin geliştirilmesi ve ekonominin temel dinamiği olması için kolları KOBİ’leri azami desteklemek için politikalar geliştirmişlerdir. Tabii ki ülke sermaye ölçeklerine göre KOBİ’lerin kapasiteleri de değişmektedir.

Aynı şekilde Batı Avrupa gelişmiş tüm ülkeleri de KOBİ’lere ve tarım sektörüne ve teknolojik yatırımlara öncelik vermektedirler. Bir de dayanışmayı güçlendiren ekonomiyi toptan kalkındırma aracı olan Kooperatfiçiliğe.

Kooperatifçilik Kıbrıs’a 1900’lerde gelmiştir. Koopreatifçilik daha 19yy.da, önce İngiltere, sonra Fransa ve Almanya’da geliştirilmiş ve İskandinav ülkelerinde rağbet görmüş, sonrasında tüm dünyaya yayılmış olan ülkelerde, gerek üretim, gerek fiyat gerekse istihdam ve halkın orta gelirli geniş kesimini ayakta tutmakta ve ülke ekonomisinde emniyet sübabı olmaktadırlar. KOBİ’ler gibi ekonominin temel taşları. Bu iki yapının güçlendirilmesi temel alınmalıdır. Sistem çok önemli.

KKTC öncesi ve sonrasında son 10 yıllara kadar ekonomimiz bu iki temele dayandığı cihetle sıcak çatışma savaş yıllarını aşmış bir toplum olarak ve halk olarak orta direk güçlü olduğu cihetle bu dönemleri örgütlenme ruhu ile ekonomik gelişme, TL’deki o dönemlerde hiper enflasyonlara rağmen sürdürülebilir ve daha süratli olmuştur. Dünya ülkeleri arasında o dönemlere göre genelde Orta gelir grubu içinde homojen ve ekonomik temeli güçlü bir yapı vardı. Şimdilerde bozuldu. Özellikle son yakın yıllarda gelir uçurumu arttıkça fakirlik ve asgari ücretle çalışan çok çoğaldığı gibi orta gelir grubu içinde olan esnafın ve küçük işletmelerin de mali zafiyeti artmıştır. Ve yine dünyadaki şimdiki ölçeklere göre KKTC halâ orta gelir grubu içinde durmakta hatta gerilemektedir. Çünkü sermaye sahipleri her alana girmiştir. Sermayesi yüksek bir firma ve şirkete bir iş yetmiyor bütün piyasaya her türlü malla giriyor. Hükümetlerin bunu düzenlemesi esastır. Çünkü küçük sermaye ile çalışan esnaf bu şartlara rekabet edemediği için küçülüyor veya onun malını satmaya başlıyor. Denge bozuluyor.

Örneğin Kanada gibi gelişmiş bir ülke KOBİ’lerin geliştirilmesi için özellikle 2000 yılından sonra büyük işletmelere verilmeyen muafiyetler, KOBİ’lere verilerek KOBİ’lere gelişme alanları açılmıştır. Esasen KOBİ’ler aynı zamanda büyük sermayeye rakip değil ancak taşeronu veya ihtiyaçlarına cevap olabilecek işletmeler olduğu cihetle bu işletmelerin genişlemesine imkân vererek daha çok insanın iş sahibi olmasına ve istihdamı arttırmasına da yardımcı olmaktadır.  Kanada’da KOBİ’lere Gelir vergisi muafiyetleri, AR-GE kredileri, indirimli kurumlar vergisi ve ihracat teşvikleri verilmektedir.

Dengeli büyüme için bu politikalara önem vermek gerekir.

KKTC ekonomik ve mali yapısı orta direk üzerine kurulmuş olduğu halde ve sosyal devlet anlayışı bir politika yıllarca uygulandığı gibi, KOBİ’lere yasalarla teşvikler yapılmış, ayrıca Koopratifçiliğe çok önem verilmiştir.  1900’lerin başlarında Kıbrıs’ta Türk-Rum kooperatifçiliği olarak başlamış, 1959 yılına kadar tek merkezli idi.

Türklerin ihtiyaçlarının giderilmesi için 1959 yılından sonra 196 Kooperatifin bir araya gelmesiyle, Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası kurulmuştur. O tarihten sonra da kredi kooperatifleri, üretici ve tüketici kooperatifleri ve kalkınma ve pazarlama kooperatifleri çoğaltılmıştır.

En çok üretici kooperatifi. Kooperatifçilik her köyde ve kasabada ve şehirlerde yerleşmiş, hatta 30 yıl kadar önce konut alanında da faaliyet göstererek en düşük fiyatlarla üyelerine Konutlar yapılmıştır.

Tüm bu koopratifler sayesinde Türk toplumu en sıkıntılı günlerinde,   ayakta durmuş ve aracı, tefecileri aradan çıkararak en uygun maliyetler ve fiyatlarla dayanışmasını sürdürmüş, her türlü kredi temin edebilmiş, tarımda tohumundan, gübresinden ilacından tutun da tüm ihtiyaçları Kooperatifler ve Koop. Merkez Bankası tarafından temin edilerek ürün zamanında üreticinin ürününü alıp karşılığını öderken aldığı kredileri de keserek, geriye kalan meblağı gecikmeden ödemiş ve bu parayla üretici yine aynı şekilde tarım için geçerli malzemeleri Kooperatiften alarak döner sermaye şeklinde  çark aksatılmadan yürütülüyordu.  1974 barış harekâtından sonra da bütün yeni yerleşim yerlerine kooperatifler kurulmuştu.

Ancak bu gün bakarsak, Türk toplumu hayatında bu kadar yeri varken liberal ticaret rejimi başladıktan sonra, -ki O da çok gerekli idi çünkü ithalat ihracat için döviz ihtiyacını gidermek amacıyla liberal kambiyo rejimi de ülkemizin para durumu dolayısıyla para yaratma ihtiyacı için şarttı-, başladıktan sonra, zaman içinde 1990’ ların sonuna doğru başlayan özellikle de 2000 yılından sonra ani büyüyen sermaye sahipleri, maalesef Koopratifçiliği ve bazı kurumları rakip görmeye başladı.

Gelişen ticaret erbabı zaman içinde Hükümetler üzerinde etkisini arttırarak gerek kooperatif kuruluşlarını eritici bir politika izlemeye başlanmış ve dayanışma da büyük ölçüde çökertilmiştir.

Kamu kurumlarında da  fiyat kalite açısından ve her yönden ekonomide özel sektörle beraber rekabet içinde denge unsuru olan kârla çalışan kamu kuruluşlarının devamını da çeşitli nedenlerle korumak istememiş, bu gözlükle de özelleştirilmiş veya tasfiye edilmiştir. KTHY gibi ETİ, Petrol şirketi vb gibi.

Geldiğimiz noktada ekonominin bu düzenleyici temelleri ki KKTC’de vardı, son 20 yıl içinde ya tasfiye edilmiş veya devreden çıkarılmıştır. Halkın genelinin zor içinde olması ve birkaç sektöre bağlanması on binlerce işsizin ortada kalması bu nedenlerledir.

Ülkemiz çapına göre, büyük sermaye ile birlikte geniş teşkilatlanmış kurumsal yapılarla yan yana ve içiçe çalışmasıyla dengeli  bir gelişim sağlanabilir. Her şeyi yıkıp da ülke büyüklüğüne göre az sayıdaki büyük sayıdaki sermayeye ülke geleceğini bağlarsak geleceğimiz nokta budur.

Bilinçli ve geniş tabanlı geliştirme politikalarına ihtiyacımız vardır.

 





Başa dön tuşu