Köşe Yazarları

YAZAMIYORUM!

Bugün ne kadar boş yazı yazmak. İnançlı cümleler kurup, aşktan, inançtan bahsetmek, ne kadar boş. Şiir okumak, etkinlik gerçekleştirmek, koşturmak, ödül almak, başarılı olmak ne kadar yavan.

Ne kadar zor, doğru bildiğim herşeyi savunmak bugün… Bir insanın ayazda kalmış hissini kuşanarak kendi cümlelerini bir bıçak gibi doğraması nasıl birşey? Nasıl birşey yazdığı yani yaşadığı şeylerin arkasında duramadığını hissetmek. Bunca kırılmış, parçalanmış anlam arasında anlamlara tutunup insanlara ulaşabilmeyi denemek nasıl bir şey? Arabada giderken radyodan  düştü haberi. Sonra her yerde konuşulur oldu. İnternet siteleri, profiler bu haberle, yorumlarla doldu. Üzerinden yorum yapılsın mı, yapılmasın mı? Konuşulsun mu, susulsun mu? Cehennemin dünyada olduğunun kanıtıydı bu yaşanılan.

Anne olmak, yazar olmak, yetişkin olmak… neydi?  Nasıl birşeydi?  Aile dramlarının, devlet poletikalarının, nüfus yapısının, bin yığın şeyin hesabının sorulamadığı upuzun zaman dilimlerinin ardından oturup hayıflanıyorduk bu güzelim çocuğun ölümüne. Oysa sonuç belliydi ve mutlaka bu halde bir Kıbrıs başka olaylara da gebeydi. İşin en acı yanı da buydu.

 Etrafıma bakındım. Yaz gelmişti artık. Doğa bile şaşırmıştı. Mevsimler birbirine karışmıştı. İnsanlığın kötülüğüne dayanamaz bir haldeydi. İnsanlık için yine soğuk bir mevsimdi. Ben bir insandım. Güzeller güzeli çocuk sanki dikiz aynasından bana bakıyordu. Bu olay için nasıl cümleler kurulurdu? İçimde tüm şiirlerimin yenilgilerini taşırken nasıl güzel cümleler kurabilecektim? Aşktan, barıştan, insandan kurulan tüm cümlelerin çok uzağında bir yerde tünemişken hangi şiiri çocuklara yazabilecektim?

Bugün kendi karanlığımın içinde hiç de iyi olmayan bir ruh halinde yazıyorum bu satırları. Kıbrıs’ta yaşayan herhangi bir insan gibi. Utanan bir annenin gözyaşı ile. Doğru bildiği herşeyi yeniden anımsamaya çalışan bir mağlup gibi. Savunduğu tüm kalelerini kaybeden bir sevgi savaşcı gibi. Yaşadığı ve inandığı herşeyi yazdığı aptal yazılara yükleyen bir acemi gibi. Yaşamı “gibi gibi” gören bir insan nasıl yazabilirse işte o kadar yazıyorum. Bir gün kelimelerimi yeniden güneşe tutup, baharın yolunu tutup, akşamüstlerinin o hüzünlü anımsatmasından kurtulup belki çıkarım kendimin karşısına. Bugün inandığı tüm şiirlerinin içini boşaltan bir insanın şaşkınlığı ve kırgınlığıyla yazıyorum. Aslında yazamıyorum. 

 

***

Boğazım yanıyor anne

Hele başım

Nasıl zonkluyor bilsen

Bir nane çayı yapıp

İçine bir de limon kessen

Gırtlağımda bir ağrı anne

Gene terli terli sözler

Yüklendim

Yutmayıp n’apacaktım anne

Tamam, dinlemedim!

Gene ince giyindim

Koştum anne

Sokaklar çağırıyordu

Güvercinler ve uçurtmalar

Şiirler ve şarkılar….

Bilsen,

Ah ne kadar yorgunum

Bak,yüzüme bak anne

Nasıl da solgunum

Boğazım yanıyor anne!

Zehir gibi sözleri

Aç karnına aldım

Sade bu da değil

Böğrümde bir yarayla

Sanki ortada kaldım

Anne, midemde bir ağrı ki

Sorma!

İltihaplı bir sezgiden

Geliyor akıntım

O kadar da expektoran nasihat aldım

Tamam anne, tamam sustum

Korkma, birsey olmaz bana

Bir iki sancı, birkaç sarsıntı, akıntı, …

Korkma, çabuk atlatırım

Hade anne!

Hile ile pirililerimi kaptırıp

ağladığımda

Anlattıgın o masalı

Hatırla

Ve ne olur masalına

‘Bir varmış, hep varmış’ diyerek başla…

BEDİA BALSES

***

Geleceğin Yıldızlarından:

Ali Muharremoğulları

Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nde okuyor. Onu daha ilkokul çağlarında grupların arkasında konserlerde tanıdım. Belki de sahnede gördüğüm en küçük davulcuydu o. Babası Hüseyin Muharremoğulları’nın yolunda gidiyor. Boynuz kulağı geçeceğe benziyor. Çeşitli ödüllerle taçlanmış Ali daha bu genç yaşında. Adını bir yere yazın…

Onu büyük sahnelerde alkışlayacağız. Demedi demeyin.

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı