Poli

Yaşayan Efsane (Mikis Theodorakis ve bir konser anısı)











Babası Giritli annesi İzmir-Urlalı, adı Mikis Theodorakis.




Ünlü Yunanlı müzisyen 1925 yılında Sakız adasında doğdu.



Müzik onun vazgeçilmez tutkusuydu.

Küçük yaşlarda müzik yazmaya başladığı söylenir ki ilk konserini 17 yaşında iken verdi.

Dönem oldukça karanlıktı ve Avrupa ülkeleri kaynamaktaydı.

Avrupa’nın karmaşalığı Yunanistan’a da yansıyacak ve Theodorakis de bundan payını alacaktı.

Nitekim, İtalya Yunanistan’a saldırınca ünlü müzisyen 17 yaşında iken direnişçilere katıldı, bu mücadeleyi verirken esir düştü, daha sonra serbest bırakıldı.

Ne var ki faşizmin ayak sesleri Yunanistan’da da işitilmiş ve çok geçmeden Naziler Yunanistan’ı işgal etmişti.

Bir müzik dehası olan Theodorakis tekrardan direniş hareketlerine katıldı ve tekrar esir düştü.

Burada korkunç işkencelere maruz kalan sanatçı, kurşuna dizildi fakat ölüm ondan henüz uzaktı.

Bu korkunç olaydan sağ çıktı.

Yunan iç savaşı süresince hapislere girip çıkan sanatçı daha sonra sürgün edilerek Paris’e yerleşti.

Paris’te müzik eğitimine devam eden Theodorakis, 1961’de Yunanistan’a döndü ve müzik hayatı ile birlikte siyasi hayatına da devam etti.

O yıllarda Lambrakis Geçlik Örgütü’nü kuran sanatçı bu örgütün başkanlığını yaptı, bir müddet sonra milletvekili seçildi.

1967 yılında başa gelen Albaylar Cuntası Mikis Theodorakis’in üzerine yürüdü, ilk işleri müziklerini yasaklamak oldu.

O karanlık günlerde yeraltına çekilen sanatçı cuntaya karşı Yurtsever Cephe’yi kurdu.

Ancak onu bir kez daha tutukluluk ve sürgün günleri bekliyordu.

Cunta tarafından yakalanan Theodorakis bir toplama kampına kondu fakat ünlü sanatçının bu durumuna karşı dünya duyarsız kalmadı.

Açılan uluslar arası kampanyalar sonucunda cezası sürgüne çevrildi.

Albaylar Cuntası devrilene kadar dünyada çeşitli konserler veren sanatçı, ülkesindeki askeri-faşist rejimin deşifre olmasına büyük katkılar sağlarken cuntanın devrilmesinden sonra ülkesine geri döndü.

Sanatçı klasik müzik dalında birçok eser verdi,  oratoryalar, bale ve senfoniler yazdı. Ancak bunlarla yetinmedi.  Geleneksel ve ulusal çalgılara önem verdi, bunların üzerinden müzikler üreterek ününe ün kattı.

Bir direniş sembolü olan 83 yaşındaki sanatçının “Zorba” için bestelediği “sirtaki” tarzındaki yapıtının, hem sirtaki dansının hem Yunan müziğinin dünyaya yayılmasında büyük payı vardır.

Sene 1987 mevsim kış.

Theodorakis ve Zülfü Livaneli İstanbul’da konser verecekler.

Bundan önce iki sanatçı ve diğer yazar ve sanatçılarla birlikte Türk-Yunan Dostluk Komitesinin kuruluşu için anlaşmışlardı.

Yunanistan’da ve Türkiye’de karşılıklı komiteler kurulacaktı.

Konserin anlamı da buydu.

O yıllara kadar beğeni ve heyecanla izlediğim bu sanatçıların konserini izlemek ve ikisi ile de görüşüp bir söyleşide bulunmak istemiştim ki,

Meseleyi kafamda çok evirip çevirmeden Kıbrıs’tan konser salonundaki yerimi ayırtmış, uçak biletimi de almıştım bile.

İstanbul’a uçmazdan önce Livaneli ile telefonda görüşmüş, bu telefon görüşmeleri İstanbul’da devam etmişti.

Başlarını kaşıyacak vakitleri yoktu ve içten ve dıştan gelen basın mensuplarının yoğun ilgisi altındaydılar.

Yunanlı direnişçi ve müzik adamı ile buluşmam suya düşecek gibiydi.

Aylardan Kasımdı ve iki konser verilecekti 29 ve 30 Kasım günlerinde.

Ben 30 Kasım için yerimi ayırtmıştım.

Konser öncesi Marmara Otelde Yaşar Kemal’in de aralarında bulunduğu dostluk komitesinin Türk üyeleri bir basın toplantısı düzenlemişlerdi ki o toplantıyı izlerken Livaneli ve Yaşar Kemal ile yüz yüze tanışma fırsatını da yakalamıştım.

Ancak Theodorakis ile söyleşi yapıp yapmayacağım konusu askıda kalmıştı.

Nihayet konser gecesi gelip dayanmıştı.

Salon tıklım tıklım, ta Kıbrıs’tan yerimi ayırtmama rağmen koltuğum doluydu ve salonun yan tarafındaki merdiven yoluna oturmak durumunda kalmıştım yüzlerce insanla birlikte.

Ne var ki sahneye yakındım.

Dostluk komitelerinin bildirilerinin de okunduğu sahnede Yunanistan tarafından şu imzalar bulunuyordu.

Stefanos Nineos, Namos Markis, Thalos Papatos, Mhalis Tatripilo, Yuannis Routssos, Maria Faranduri, Mikis Theodorakis.

Yunan tarafının hazırladığı bildiride Kıbrıs sorununa şöyle yer veriliyordu:

“Kıbrıs özellikle uluslararası bir sorun olup Yunan-Türk ilişkilerini etkilemektedir. Ve bu sorun BM’nin Kıbrıs’ın özgürlüğünü, bağımsızlığını, yabancı askerlerden arınmış ve bütünleşmiş bir devlet olması ve her iki toplumun karşılıklı haklarına güvenceye sağlamayı öngören kararlarıyla sağlanabilir.”

Türk tarafından gazeteci-yazar Ali Sirmen açıklamayı okumuştu.

O açıklamada Kıbrıs şu şekilde yer almıştı:

“Türk-Yunan ilişkilerini yakından etkileyen Kıbrıs sorununun aynı ilkeler ışığında iki bölgeli federal, bağımsız, bağlantısız bir çerçevede; iki toplumun eşit hak ve özgürlüklerini güvence olarak Türk ve Rum toplumları arasında çözülebileceğine ve adayı yabancı müdahale dışında kalacak biçime  sokabileceğine inanıyoruz.”

Bu açıklamalar eşliğinde salonu dolduranlar Türkçe ve Yunanca şarkılarla coşmuşlar, güzel ve anlamlı bir konser yaşamışlardı.

Ben ise bir yandan Theodorakis ile görüşememenin üzüntüsü içinde konser bitince salonun tenhalaşmasını beklemiştim.

Salonda birkaç kişi kalınca sahneye atlayarak kulis bölümlerine gitmiş ve Livaneli’yi odasında bulmuştum.

Bana “Teodorakis’i istiyorsan yan odadır” dediğinde, hemen yan odaya dalmıştım ama oldukça kalabalıktı odası bu dev adamın.

Fırsatı bulduğum anda, bir koltuğa çöküp kalmış olan yüzünde gülümsemesi ile Theodorakis’e kendimi tanıttım ve kısa da olsa Kıbrıslılara bir mesajını almak istediğimi söylediğimde beni kırmamıştı.

Kısaca şunları söylemişti ünlü sanatçı:

“Kıbrıs’ta daha önce de olduğu gibi tek ve bağımsız bir devletin mümkün olan en kısa zamanda oluşturulmasın istiyorum.

Bu devlette hem azınlık, hem de çoğunluk için güvenceler bulunmalıdır.

Kıbrıs’a gelip sizlere çok çok konserler vereceğim… Evet, en erken zamanda geleceğim…”

kıbrıslı

(Theodorakis ile ilgili bu anı diğer detayları ile birlikte 05 Ocak 1987 tarihinde yayınlanan Kıbrıslı dergisinde yer almıştı.)





Başa dön tuşu