Yakın geçmişten bir yaprak: Gappello’dan “vur emri”

461
Dr. Burhan Nalbantoğlu
Dr. Burhan Nalbantoğlu
Ahmet Okan
Ahmet Okan

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken Türkiye’de ihtilal olmuş, Türkiye’den TMT’nin liderliğine getirilen Rıza Vuruşkan’ın da görevden alınmasının zamanı gelmişti.

O dönemler Türkiye’nin yeni iktidarı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni desteklediğinden TMT’nin ayakta kalıp kalmaması tartışmalara neden oluyordu.

Bizim konumuz bu olmamakla birlikte, o tartışmaların ardından TMT’ye gereksinim duyulduğu yolunda karar alındığı ve devamı sağlandığı belirtilir.

Rıza Vuruşkan TMT görevinden alındıktan sonra yerine Kaya kod adlı ve Gappello lakaplı Mağusa Sancaktarı Şefik Karakurt bu göreve vekaleten atanır.

TMT’nin bu döneminin pasif bir dönem olduğu söylenir.

Türkiye’deki TMT tartışmalarından sonra bu örgütün devamına karar verilince, Bayraktar Karakurt, 1962 yılının Şubat ayında görevden alınır ve yerine Gandi lakaplı olduğu söylenen Ahmet Göçmez atanır.

Bu dönem bir takım karanlık olaylara, kundaklama ve cinayet olaylarına sahne olur. Ömerge ve Bayraktar camilerindeki bombalama olayları ile iki avukat Muzaffer Gürkan ile Ayhan Hikmet’in katledilmeleri bu dönemde gerçekleşir.

Gappello’nun döneminde de TMT içinde “yeme” operasyonları başlatılır.

Bunları dönemin nasıl bir süreçten geçtiğini anımsatmak ve aşağıda aktaracağımız olayı daha iyi anlamak için belirttik.

Konumuz Dr. Burhan Nalbantoğlu’dur.

Bu yıl içinde “Kıbrıs Türk Tabipleri Odası Yayını” olarak yayınlanan ve Özgül Gürkut-Damla Soyalp imzasını taşıyan “Yarım Kalmış Bir Yaşam, Dr. Burhan Nalbantoğlu” adlı kitapta yer alan bir olayı aktarmaya çalışacağız.

Bilindiği gibi Dr. Burhan Nalbantoğlu, TMT’yi kuran üç kişiden biridir.  TMT’nin kuruluşu ne kadar tartışmalı olsa da Nalbantoğlu’nun önde gelen bir TMT lideri olduğu muhakkaktır.

O dönemler mücadele ruhlu bir genç olan Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun hayat hikayesi ibret alınacak derslerle doludur.

Bunlardan bir tanesi, kendisinin de başını çektiği TMT hareketinin gün gelip hakkında “Vur Emri” çıkartmasıdır.

Gazeteci Mete Tümerkan tarafından geçmiş yıllarda bir söyleşide ele alınan bu gerçek hikayeyi, sözünü ettiğimiz kitapta yer alan çeşitli kişilerin görüşlerini aktararak anlatacağız.

Rıza Vuruşkan görevinden alınıp yerine Kaya Bey (Gappello-Şefik Karakurt) geldiğinde, Vuruşkan’ın güvendiği kadroları elemekle işe başlar.

Dr. Nalbantoğlu elenecek bir numaralı kişi haline gelir.

Nalbantoğlu adeta çıbanbaşı ve örgütü bölecek olan kişi olarak görülür. Bundan hareketle özellikle onun üzerine gidilir.

O günlerin bilirkişi ve tanıkları şunları anlatır:

Aydın Samioğlu:

“Kaya Bey, Vuruşkan’ın çevresini yavaş yavaş TMT’den soğutmaya başlar. Soğutulan bu kişiler Nalbantoğlu’nu ziyaret edip görüşürler. Kaya Beyin evhamlı bir kişi olduğu öne sürülmektedir. Burhan’ın herhangi bir olay yaratmaması için ona bir gözdağı vermek vehmine kapılır ve onu bazı Mücahit komutanlara dövdürür.”

“Kovan Beyi Ahmet Yusuf Atamsoy ve sigaracı İzzet birlikte dövdüler. Hatta Ahmet vurdu, ağzından burnundan kan geldi.”

Nalbantoğlu’nu kimler nasıl dövmüş, bu olay nasıl gerçekleşmişti?

O günlerin tanığı ve olaydan haberdar olanlar şunları anlatır:

Av. Fuat Veziroğlu:

“Kaya Bey (Şefik Karakurt) ‘Nalbantoğlu, Kaya Bey hakkında orada burada konuşuyormuş, bu TMT’yi parçalayıcı nitellikte faaliyetler teşkil ediyormuş. TMT’yi bölmek ya da dağıtmak riski ile karşı karşıya bırakmış’ gerekçesiyle o zaman Sedar olan Kemal Şemiler’e bir talimat verdi. İki kişi silahlı olarak o gün Burhan Beyin kliniğine gittiler, silah zoruyla onu kaçırdılar.”

“’Hareketlerine dikkat et. Sonun kötü okur’ gibi uyarılarda bulundular. Burhan’a bir iki de tokat attılar. O tokadı Burhan’a atan Kemal Şemile imiş.”

Aydın Samioğlu’nun “Ahmet vurdu, ağzından burnundan kan geldi” şeklinde ismine atıfta bulunduğu Ahmet Yusuf Atamsoy ise olay hakkında şunları anlatır:

“Kaymaklı’da bir yere götürdük. Kemal Şemiler de orada Sancaktar ile perde arkasında. Burhan öyle bir böbürlenerek, ayaklarını üst üste attı. Sigaracı İzzet vardı, bu işe dayanamadı kalktı;

-‘Sen kimsin komutanlarının önünde ayaküstüne atacaksın’ dedi.

Ve Burhan’ı orada dövdü. Sancaktar perde arkasında olduğu için ortaya çıkmadı ama Kemal Şemiler bu işe kızdı tabii.

-‘Benim bulunduğum yerde misafirimize kimse böyle bir şey yapamaz’ dedi. İzzet’i bir güzel dövdü.”

Bu vahim olay Dr. Turan Korun ile Dr. Kaya Bekiroğlu tarafından da anlatılıp kayıtlara geçer:

Dr. Turan Korun:

“Dr. Burhan Nalbantoğlu’n u cezalandırıp etkisizleştirmek üzere Lefkoşa’daki kliniğinden alan İzzet Yıldızlar (Sigaracı İzzet) ve ekibiydi. Emri veren Bayraktar Vekili Şefik Karakurt, uygulayan ise Lefkoşa Serdarı Kemal Şemiler’dir. Dövenler İzzet, Kemal Şemiler ve Şefik Karakurt’tur.”

Dr. Turan Korun
Dr. Turan Korun

Dr. Kaya Bekiroğlu:

Dr. Kaya Bekiroğlu
Dr. Kaya Bekiroğlu

O gün Londra Sokağındaki klinikte oturmuş memleket meselelerini konuşuyorduk.  Bir adam geldi, Burhan’a,

-‘Seni isterler’ dedi.”

Burhan çıktı gitti.

“Gidişinden yarım saat, bir saat geçmişti ki geldi. Yüz-göz şiş, kırmızı.

-‘Noldu yahu?’dedim.

-‘Dövdüler’ dedi.

O kelime yok ama öldürecekler kendisini. Artık orada kalmak istemiyor.

-‘Hade kalk kaçalım buradan’ dedim.

Arabaya koydum. Devlet Hastanesinde odam vardı. Oraya gittik. Sabaha kadar orada kaldık. Yüzünü sildim, pansuman yaptım. Ama anlamadı. Burhan, o dönem Bayraktar ile kavgalı. Gappello (Şeffik Karakurt’un lakabı). Esas ondan çıkıyor. Ama o gece o da orada mıydı bilmiyorum. Burhan’ı Kemal Şemiler aratmış. Ama döven o değilmiş Şemiler’in yanında bir adam vardı. İzzet olduğu söyleniyor. Burhan hürmetsizlik etmiş onun için dövmüş.”

Dr. Burhan Nalbantoğlu’nun başına gelenler, 1958 yılında Özel Harp Dairesi Başkanı Generel Daniş Karabelen’in yardımcısı, TMT’nin  örgütlenmesinden sorumlu Albay İsmail Tansu’nun kulağına kadar uzanır.

Albay İsmail Tansu
Albay İsmail Tansu

Tansu anılarında şunları söyler:

“Kıbrıs’tan şu haberi alıyorum: ‘Bazı kişiler Lefkoşa’da Dr. Burhan Nalbantoğlu’nu baskı altında tutuyorlarmış. Maddi, manevi işkence yapıyorlarmış. Bir odaya kapatılıp dövülmüş. Hatta ölümle tehdit edilmiş.’ Bu haberle sarsılmış, şoke olmuş, hatta çok öfkelenmiştim.”

Öfkelenen Albay derhal girişimlerine başlar. O sırada Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay’dır.

İsmail Tansu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Mehmet Erturluoğlu’ndan Sunay’ın Nalbantoğlu’nu kabul etmesi için aracı olmasını ister.

Nalbantoğlu hakkındaki “vur emri” Cevdet Sunay ile görüşülecektir.

Bu arada Albay Tansu, Dr. Burhan Nalbantoğlu ile telefon konuşması yaparak Ankara’ya gelmesini istese de, Nalbantoğlu, hakkındaki söylentilere inanmadığından Ankara’ya gitmek istemez ama durum vahimdir ve Albay Tansu işin peşini bırakmayacaktır.

Bu telaş içinde durumu Nalbantoğlu’nun arkadaşı olan ve o sıralarda Türkiye’de öğrenimde bulunan Fuat Veziroğlu’na aktarırlar.

Av. Fuat Veziroğlu
Av. Fuat Veziroğlu

Veziroğlu bu ziyareti şöyle anlatır:

“Ben Koç Yurdu’nda kalıyordum. Bir ara İsmail Bey, Necmi Bey ve Rıza Bey ziyaretime geldiler.

-“Biz şu anda Özel Harp Dairesinde değiliz ama orada arkadaşlarımız var. Bir bilgi aldık ki, Kaya Bey (Gappello. A.O) Nalbantoğlu için vur emri çıkarttı’ dediler.

Bunu duyunca başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Bir şekilde Burhan’a haber uçurmalıydım.  Burhan ile şiir, edebiyat üzerine çok sohbetlerimiz olmuştu. Bu çerçevede şifreli telgraf çektim. Ne yazdığımı şimdi hatırlamıyorum.”

1962 yılının Ekim ayıydı. O sırada bir sınav için kısa süreliğine Ankara’ya gidip tekrar adaya dönecek olan Peker Turgud imdada yetişir.

Albay İsmail Tansu durumu Peker Turgud’a anlatır ve şunları söyler:

“Gider gitmez Nalbantoğlu’nu gör. Aldığımız bazı haberlere göre teşkilattan bazı kişiler Nalbantoğlu’na düşman olmuşlar, onu öldürmek istiyorlarmış, böyle bir plan kurmuşlar. Bunu kendisine söyle ve benim kendisini Ankara’ya çağırdığımı ona bildir.”

Peker Turgud denileni yapar. Hemen Kıbrıs’a döner.

Peker Turgud:

Gittiğim zaman kendisini bulamadım. Orada çalışan hastabakıcı  bayan, yan tarafta Ömer Sami Coşar’ın (gazeteci-Dönemin Cemaat Meclisi Sosyal İşler üyesi) evinde olduğunu söyledi. Oraya geçtiğimde ikisini yemek hazırlığı içerisinde buldum. Kendisine,

-‘Görüşmemiz lazım’ dedim.

-‘Ne var? Ömer Sami yabancı değil’ dedi.

-‘Yok. Mutlaka özel olarak görüşmemiz gerekiyor’ dedim.

Bunun üzerine çıkıp kliniğe gittik birlikte. Muayene odasına girdik. Orada ben kendisine durumu anlattım.”

Dr. Burhan Nalbantoğlu durumun vahametini Peker Turgud’tan anlayınca Ankara’ya gitme kararı alır. Ama önce Mağusa Serdarı Mustafa Türkoğlu’na uğrayarak şunları söyler:

-“Be Mustafa beni vuracaklar. Al bu 2 bin lirayı işlet. Ölürsem kız kardeşime ver.”

Böylece Dr. Burhan Nalbantoğlu Ankara’ya uçar ve İsmail Tansu ile buluşur. Tansu ona kuşkularını, duyumlarını ve öldürüleceği hakkındaki bilgilerini, bunun üzerine yaptıkları planı anlatır.

Plan, Nalbantoğlu’nun Cevdat Sunay ile buluşturulmasıydı, çünkü söylenenlere göre “bu emri yalnız Genel Kurmay Başkanı durdurabilir.”

Plan uygulanmaya konulur.

Albay İsmail Tansu ile birlikte Ertuğruloğlu’nu ziyaret eden Dr. Nalbantoğlu başından geçenleri ona anlatır.

Albay İsmail Tansu bu olay hakkında şunları söyler:

-“…Sonuçta Ertuğruloğlu Cevdet Paşa’yı ziyaret etti, olayı anlattı. Nalbantoğlu’nun kişiliği ve hizmetleri hakkında bilgi verdi ve bu değerli mücahidin bir an önce huzura kavuşmasını rica etti.”

Bu arada Cevdet Sunay Paşa’nın özel kalem müdürü Celil Gürkan Nalbantoğlu’nun arkadaşıdır. Bu dostluk çerçevesinde Nalbantoğlu Gürkan’dan Cevdet Sunay’la görüşmek için randevu ister.

Cevdet Sunay ile Nalbantoğlu görüşmesini Fuat Veziroğlu şöyle anlatır:

“Burhan görüşmenin ardından Koç Yurdu’na geldi ve yaşananları bize anlattı.

-‘Celil Bey beni Cevdet Sunay’ın odasına aldığında, Cevdet Sunay ayağa kalktı ve “vay evladım, vuracağımız adam sen miydin?” dedi. Ben de “Evet benim Paşam” dedim.

Cevdet Paşa, Burhan’ı eğitim günlerinden tanırdı. Çünkü TMT’cilerin eğitimi ile Genelkurmay’da Genel Kurmay Başkanı değil 2’inci Başkan ilgilenirdi. İşte Cevdet Paşa da o dönemde 2’inci Başkandı ve Kıbrıs işlerine baktığı için de tanışıyorlardı. Burhan’ın yüzünü tanıyor ama ismini bilmiyordu. Gördüğü zaman da hatırladı.”

Aynı görüşmede konuşulanlar hakkında İsmail Tansu da şunları belirtir:

“Nalbantoğlu, Cevdet Paşa görüşmesinden sonraki buluşmamızda bana Cevdet Paşa’nın şu sözlerini naklediyordu: Merak etme gereken ikazı yaptıracağım, suçlular hakkında da gereken işlem yapılacaktır. Bir daha sana kimse dokunmayacak. İşine, gücüne, topluma hizmetlerine devam et.”

TMT’de işler birbirini vurmaya kadar varmıştı. Toplum böyle şeylere alışık değildi. Fuat Veziroğlu şunları söyler:

“Bazı örgütlerde zaman zaman iç çekişmeler olur. Birbirlerini vurmaya başlarlar. Aşağı yukarı TMT de o hale gelmek üzereydi. Hatta bir ara işler o kadar kızıştı ki, TMT’nin Vefa Besim Başkanlığındaki telsizcileri Kaya Beyi şikayet etmek için bir heyet oluşturarak gizlice Ankara’ya gittiler.

-‘Ya tedbir alınız, ya da bu gidişle birbirimizi vurmaya başlayacağız’ dediler.”

Bu hikayenin sonu Nalbantoğlu olayından sonra Gappello’nun görevden alınıp yerine Kemal Coygun’un gelmesi ile yatışır.

Aydın Samioğlu:

“Bütün bu olaylar olduktan sonra Kenan Coygun geldi. Çünkü TMT’nin devam etmesine karar verilmişti. Coygun geldikten sonra Burhan Nalbantoğlu’nu onore etmeye başladı.”

(Yukarıdaki yazıda tırnak içinde aktarılan bölümler adını verdiğimiz kitaptan alınmıştır. “Vur emri” ile ilgili Avukat Fuat Veziroğlu’nun daha geniş görüşlerini gazeteci Mete Tümerkan’ın Veziroğlu ile gerçekleştirdiği söyleşide okumak mümkündür. Söyleşinin yer aldığı link:

https://haberkibris.com/tmt-nalbantoglunu-vuracakti-2012-06-01.html)