Poli

Yahudilerin Hatırlattığı Mesarya

Öntaç Düzgün
Öntaç Düzgün

Bir süre önce Kıbrıs’taki eski Yahudi yerleşkelerinin izini sürmek üzere bir grup arkadaşla Çayönü’ne gitmiştik.

Yahudiler, 19’ncu yüzyılın başından itibaren yaşadıkları farklı ülkelerdeki sosyal ve ekonomik gelişmeler sonucu yerlerini terke zorlanmışlar. Bunların küçük bir bölümü de Kıbrıs’a yönlendirilmiş. İlk koloni Baf’ta Orines’te kurulmuş ancak tarımsal deneyimleri olmayan bu topluluk kısa sürede dağılarak bölgeyi ve ülkeyi terk etmiş. Baf Kuklası’nda da bir deneyim olmuş ancak o da başarısız olmuş. İlk ciddi koloni 1897 yılında Larnaka kazasında Piroyi köyüne yakın Margo Çiftliği’nin kurulması ile oluşmuş. Daha sonra Çömlekçi Çifliği ve Pergama etrafında oluşan çiftliklerde kalıcı yaşam başlamış. 1930-40’lı yıllara gelindiğinde, Kıbrıs’ta Yahudi topluluğunun sahip oldukları toprakların büyüklüğü 19 bin 856 dönüme kadar yükselmiş.*

Çayönü, Pergama ve civarındaki çiftliklerde çalışanların bir kısmına ev sahipliği yapmış. Köyün kahvehanesinde yaşlı köylülerden bilgi almaya çalışıyoruz. Köyün çıkışında halen ayakta kalmak için direnen iki katlı büyükçe evin o dönemden kaldığını öğreniyoruz. Köylüler, daha başka yapı kalıntılarının da o dönemden kalma olduklarını söylüyorlar.

Yaşlı köylüler Yahudilerin toprağa ne kadar bağlı olduklarını anlatırlarken gözümüze kahvehane kapısına iliştirilmiş bir duyuru takılıyor. Mağusa’nın tanınmış büyükçe bir emlak şirketi, köyde veya civarında büyüklüğü 50 dönümden az olmamak üzere tarla satın almak istediğini duyuruyor. Duyuruyu işaret ederek “Ne o Yahudiler geri mi geliyorlar?” diye espri yapıyoruz. Orta yaşlı bir köylü “Yok Yahudiler değil Türkiye’den su gelecek ya herkes saldırdı” diyor. Belli ki Türkiye’den gelen ve tarımda da kullanılması planlanan su için birileri şimdiden hazırlığa başlamış.

Türkiye’den yılda 75 milyon metre küp olarak akıtılan suyun 37 milyon 760 bin metre küpünün (yüzde 50,3) içme-kullanma suyuna, geriye kalan 37 milyon 240 bin metre küpünün (yüzde 49,7) ise sulama suyuna ayrılması planlanıyor. Ancak su adaya akıtılmaya başlanmış olmasına rağmen hedeflerde şimdiden sapmalar var. Gelen suyun konut ve iş yerlerine arıtılarak verilmesini sağlayacak sistemin kurulmasından sonra bir yıl içerisinde tüm yerleşim yerlerine yönelik alt yapının tamamlanması, KKTC’deki tüm su kaynakları üzerinde otoritesi olacak olan bir “su yönetimi” oluşması ve su dağıtımını sağlayacak olan şirketin belirlenmesi için ihaleye çıkılması öngörülüyordu. Geçtiğimiz temmuz ayında suyun konutlara verilmeye başlanmasının birinci yılı tamamlanmasına rağmen bu hedefler tutturulamamış.

Su projesinde sapmalar sadece bu sayılanlarla sınırlı değil, Güzelyurt su havzasının beslenmesini ön gören yıllık 17 milyon metre küplük su aktarımı da henüz başlayamamış. Projede en heyecan verici kısmı oluşturan Mesarya Ovası’sında sulu tarıma geçme hedefi de gündeme gelememiş. Öyle ki; yaklaşık 20 kilometre genişliği, 40 kilometre uzunluğu olan Orta ve kısmen Doğu Mesarya’nın hangi alanlarında sulu tarıma geçileceği ve maliyet değerleri yüksek olan bu suyla ne tür bir tarım yapılacağı  dahi henüz belirlenememiş. Bu nedenle Türkiye’den gelen suyun, baraj su tutma kapasitesine ulaşıldığı için yüzde 70’i denize akıtılıyormuş.

Çayönü dönüşünü Akdoğan üzerinden yapıyoruz. Köyün meydanında bir dükkanın önünde toplaşmış kahve içen birkaç kişiye rastlıyoruz. İçlerinden birisi tanıdık çıkıyor ve bizi de davet ediyor. Kısa bir hosbeşten sonra sözü, tarım için gelecek olan suya ve ne düşündüklerine getiriyoruz. Köylüler yakın gelecekte bir ışık görmediklerini söylüyorlar. “Bu iş için çok büyük bir altyapı yatırımına ihtiyaç var ve henüz böyle bir hazırlık yok” diyorlar. Mesarya’da sulu tarıma geçilecek alanların belirlenmediğinden, daha da önemlisi tonu muhtemelen 2-3 liraya satılacak bu su ile verimli olabilecek ne tür bir tarımın gündeme getirileceğini bilmediklerini söylüyorlar. “Pergama’da, Gondea’da tonu 25-50 kuruşa gelen su ile patates, inginar eken insanlar şimdi suyu 2-3 liraya alınca ne ekecekler?” Eğer sanayi türü bitkiler ekilecekse bunun eğitiminin şimdiden başlamış olması gerektiğinden bahsediyorlar. İçlerinden birisi “Böylesi bir sudan sonra bölgede büyük ölçekli bir tarım öngörülüyorsa belki de küçük ölçekli toprak sahibi köylülerin bir araya getirilip birlikte harekete geçirilmeleri gerekir” diyor.

Sözü, bölgedeki arazilerin el değişip değişmediğine getiriyoruz. “Bazı kişi ya da şirketlerin bölgede arazi satın almaya başladıklarını duyuyoruz siz böyle bir şeye tanık oluyor musunuz?” Köyün civarında bu tür faaliyetlerin henüz çok az olduğunu söylüyorlar. “Alım ve satımlar daha çok Haspolat ile İnönü arasında oluyor” diyorlar. O bölge sulu tarıma geçiş için daha garanti sayılıyormuş.

Lefkoşa’ya dönüşte soluğu Küçükkaymaklı’da aanayol ü zerindeki Emlakcı Ahmet Çakıcı’nın ofisinde alıyoruz. Daha kapsamlı ve daha güncel alım satım bilgilerini ondan alabileceğimizi düşünüyoruz. Çakıcı, bölgede bir alım satım döngüsü yaşandığını doğruluyor. “Suyun geleceğinin belli olmasından ve Mesarya’da sulu tarıma geçileceğinin açıklanmasından sonra yani üç yıl kadar önce bir furya yaşandı. Ben ve daha başka bazı meslektaşlarım müşterilerimiz adına bölgede bazı alımlar yaptık. Bunlar daha çok 100 dönüm ve üstü alımlardı. Sonra bir durgunluk yaşandı ve son birkaç aydır tekrar başladı. Bu günlerde bölgede üniversite açmak için yer arayanlar var.”

Çakıcı’ya bölgede toprak satın alan veya arayan müşterilerinin profili hakkında soru soruyoruz: “Müşterileriniz veya alım yaptıklarını duyduklarınız tarım yatırımı yapacak nitelikte kimseler mi?” Çakıcı bu soruya “hayır” diyor. “Alırken büyük çiftlik kuracağını söyleyenler var ancak çoğunluğun tasarruf amaçlı alım yaptıklarını sanıyorum. Yürüttükleri işlerden artı değer yaratan kimi müşterilerimiz bu alana yatırım yapmayı gelecekte yararlı sayıyorlar.”

Türkiye’den gelip bölgeden “blok” arazi alımı yapanlar var mı acaba? Türkiye, kooperatifçilik ve özellikle tarım kooperatifçiliği bakımından dünyadaki yeri oldukça geride olan bir ülke. Suyu getiren ve KKTC yönetimi üzerindeki nüfuzu oldukça fazla olan ülke olarak Türkiye’nin bu yeni şartlarda büyük bir tarım alanına dönüştürülen Harran Ovası’ndaki uygulamaları ortada. Ova büyük şirketler ve yörenin zenginleri arasında paylaştırılmış. Yöre insanları bu alanlarda tarım işçisi olarak çalışıyorlar. Tarımsal faaliyetlerden doğacak gelirin dağılımında yaygınlık yaratmayı hiç düşünmemişler. Türkiye bir taraftan tarım yatırımları için yabancı sermaye daveti yaparken diğer taraftan Sudan gibi kimi Afrika ülkelerinde tarım kolonileri kurmak için girişimler yapıyor.

Su işletimi konusunda KKTC yönetiminin de sicili bozuk. Bunun en somut delili, Güney ve Kuzey Lefkoşa’nın atıklarından Haspolat’ta elde edilen kullanım suyundan yıllardır yararlanılamaması. Harcamalarının yüzde 70’i Kıbrıs Cumhuriyeti, yüzde 30’u ise Kıbrıs Türk toplumu adına Avrupa Birliği tarafından sağlanan Haspolat Arıtma Tesisi’nden yılda 11 milyon ton tarıma elverişli su elde ediliyor. Bu miktar Mesarya Ovası’na akıtılması planlanan su miktarının yaklaşık yarısı kadar. Bu suyun geçtiğimiz yıla kadar olan tuzluluk konsantrasyonu 6 bin ppm iken, Kuzey Lefkoşa’da halen kullanılan suyun 400 ppm civarında olması, Haspolat’ta üretilen suyun daha nitelikli olmasına yaramış. Bu su artık daha geniş bir ürün yelpazesinde kullanılabilecek niteliğe dönüşmüş. Ancak bu suyun verimli bir şekilde uygulanması için oluşturulmuş bir otorite henüz yok.

Geçtiğimiz ocak ayının son gününde, Haspolat’ta üretilen suyun yüzde 30’unun sahibi görünen Lefkoşa Türk Belediyesi ile Devlet Üretme Çiftlikleri arasında bir su alım satım sözleşmesi imzalanmış. Belediye, devlet çiftliklerine ayda 150 bin metre küp su satıyor. Bu rakam yılda 1 milyon 800 bin metre küp ediyor. 9 milyon 200 bin metre küp su ise dereye verilerek boşa akıtılıyor.Ne dereden dolayı İçişleri Bakanlığı’nın, ne de suyun tarımla olan ilişkisinden dolayı Tarım Bakanlığı’nın uzun yıllardır bu su ile ilgili en küçük bir düşünce veya projeleri olmamış. Ortada boşta kalan ve bedava olan bir su kaynağı olunca, sayıları 2-3 ile sınırlı kalan bazı büyük hayvan yetiştiricisi şirketler, yörede dere boyunca olan arazilerin büyük bir kısmını satın almışlar. Kısacası mevcut kesintisiz su kaynağı ile geniş kesimlerin kazançlı çıkabileceği toplumsal bir proje üretilememiş.

Görüştüğümüz eski bir kooperatifçi mevcut durumdan yakınıyor; “Kooperatifçiliği KKTC’de bir üretim ve kalkınma metodu olarak gören çevrelerin Mesarya’da sulu tarım yapılması öngörülen arazilerin köylülerden ucuz fiyatlarla alınmasına neden seyirci kaldıkları anlayamıyorum” diyor. Ben ise, İsraillilerin tıpkı inşaat sektöründe olduğu gibi bu alana da ilgi gösterip göstermeyecekleri merak ediyorum.

* (Mete Hatay-Kıbrıs’ın unutulmuş Yahudileri-Poli 2013)




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı