Vuni’nin gaminileri…

20 Mart 2017 Pazartesi | 10:40

Temmuz sıcağında fotoğraf için yola düşmüştük. Girneden başladık.

Nereye gidelim derken, kendimizi Gemikonağı’nın sahilinde buluverdik. Güneşin en tepede olduğu saati ve ortalık sıcaktan kavruluyordu. Deniz kenarında galifli bir kahvehanede durduk. Denizden gelen esintiye karşı kahvemizi yudumladıktan sonra yola çıkmaya hazırdık. Sene 2000 ve filmli fotoğraf makineleri kullanıyorduk.

İsmail’de bir tanede yeni çıkan dijital fotoğraf makinesi vardı. Vuni Sarayı’na gitmeye karar verdik. Bu arada İsmail arabayı kullanıyor, kucaklarımızda fotoğraf makineleri, ilginç bulduğumuz görüntüleri fotoğraf karesine yansıtmaya çalışıyorduk.

Vuni Sarayı’na gelmiştik. Kuvvetli rüzgar vardı. Tepeden manzara mükemmeldi. Ama manzara fotoğrafı için kötü bir zamandı aslında. Ultraviyole (morötesi) ışıklardan dolayı iyi görüntü elde etmek pek mümkün değildi. Olsun, biz zaten ayrıntı çalışıyorduk. Bir müddet kaldık. Geri dönmek için yeniden yola çıktık.

Sohbet ediyoruz. İlk köşeden hemen sonra yoldan epeyi içeride bir duman yoğunluğu gözümüze ilişti. İsmail’e “gardaş yangın çıktı kesin sür yetişelim yandı ortalık” dedim. Yukarıya çıktığımız esnada bir şekilde fark etmemişiz aslında. Dumana yaklaşmak için yoldan çıktık. Tepelerin içine doğru ilerledikten sonra dev gamini fırınlarıyla karşılaştık.

Altın bulmuş gibi sevinmiştik. Makinemde takılı olan renkli filmi sararak çıkardım. Tam bitmemişti, siyah beyaz film taktım. Arabayı durdurduk ve yürümeye başladık. Tabi bu arada fotoğraf çekiyoruz. Sıcaklık, gaminilere yaklaştık sonra bizi daha çok sarmaya başladı. Kuru bir sıcaktı. Çalışanlar vardı ve bizi gördüler.

Aradan bir ses yükseldi “Çevreci isen çekme hemen git “ diye. Kömürün çıkardığı isten yüzü gözü “garamuza” olmuş bir adam yaklaştı yanıma. Bu arada İsmail küçük bir tepeden genel çekim yapıyor. Benden biraz uzakta. Adamla konuşmaya başladım. Sert bir ifade vardı yüzünde.

Öğrenci olduğumuzu ve proje için fotoğraf çektiğimizi söyledim. Yumuşadı bir anda. Sonra İsmail’de yanımıza geldi ve gaminilere doğru beraber yürümeye başladık. O da anlatmaya. Kömürcülüğün baba mesleği olduğunu ve ailesiyle birlikte bu işi devam ettirdiklerini ifade etti. Ayni zamanda Lefke Üniversitesinde bekçilik yaptığını da söyledi. Belki biz öğrenciyiz dediğimizden dolayı yüzünde hemen yumuşak bir ifade belirivermişti.

Çevrecilerden dolayı sorun yaşadıklarını da durmadan dile getirdikten sonra “ailemi daha iyi koşullarda yaşatmam için başka şansım yok. Çocuklarımın geleceği bu işe bağlı” demişti. İş çoktu ve bizde tam üzerine gelmiştik. Adamın bize ayıracak vakti yoktu. Biz fotoğraf çektik o da ailesiyle işe geri döndü.

Hikayede, beni en çok etkileyen kömür ocaklarının yaydığı duman arasında, üzerinde is lekeleri ile kömürcünün çocuklarından biri, küçük bir kız çocuğu olmuştu…

O, gözlerindeki yaşam dolu ışıltı, sevgi dolu gülümsemesi ailesinin bu çabasından kaynaklanıyordu şüphesiz.

Asırlar önce çıkan bir savaş sonucunda Vuni Sarayı’ndan geriye kalanlar tarihe gömüldü. Fakat Vuni’nin gaminilerinde yaşam mücadelesi halen tüm azizliğiyle sürüyor.

Erol Uysal | Poli