Köşe Yazarları

Villalardaki fakir çocuklar!

Eğitimle ilgili bir haber okurken dikkatimi çekti. Geleceğin meslekleri için özellikle 2020 yılı sonrasında öğrencilerde kazanılması gereken becerilerin en üst sıralarında; Karmaşık problem çözme, kritik düşünme, yaratıcılık, insan yönetimi, başkaları ile iletişim kurma, duygusal zeka, muhakeme ve karar verme, hizmet yönelimi, müzakere, bilişsel esneklik gibi beceriler yer almaktadır.

Bunların hangisi bizim eğitim sistemimiz ile kazanılıyor diye düşünürken, ülkede eğitimin gündemine ikinci bir ilahiyat koleji açılacağı yönündeki iddialar oturdu. Üstelik de bu okul aylardır okul ve okul arazisi aranıp da bulunamayan ve çocukların iki ay okulsuz kaldığı Girne bölgesinde açılacakmış…

İşin ilginç tarafı okulun ne olacağı ile ilgili olarak, okul yapımı için70 dönümlük arazisini  Türkiye Maarif Vakfı’na kiralayan Vakıflar İdaresi’nin yöneticilerinin de çelişkili açıklamaları var. Vakıflar İdaresi Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Uzun, Türkiye Maarif Vakfı’nın “kolej” tipi bir okul açacağını söylerken, Vakıflar İdaresi Genel Müdürü İbrahim Benter, Türkiye Maarif Vakfı ve Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın işbirliği ile ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının kaliteli eğitim alacağı bir okul yapmayı hedeflendiğini açıkladı.

Gürsel Uzun “kolej” derken acaba Hala Sultan İlahiyat Koleji gibi bir kolejden mi bahsediyor?

Genel Müdür İbrahim Benter, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile işbirliğinden bahsediyor ama Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Bakanlık Müdürü Ali Nizam, adı geçen bölgede planlanmış bir okul projesi olmadığı gibi, yapılacak okullar arasında İmam Hatip Lisesi olmadığını açıklıyor.

Şimdi Vakıflar İdaresi’nin yöneticilerine sormak gerekmez mi? Özellikle Girne bölgesinde eğer elinizde okul yapılacak araziler varsa niye bugüne kadar sesiniz çıkmadı? Girne bölgesinin bir ilkokula bir de ortaokula ihtiyaç var.

Aklıma takılan bir başka konu da şu; Bu ülkede okul açma yetkisi ve onayı Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nda değil mi? Nasıl olur da Vakıflar İdaresi bu yetkiyi almayan, hatta bakanlığa proje bile sunmayan bir kuruma 70 dönümlük bir araziyi kiralayabiliyor. Üstelik de ya beleş…

Ortada bir şeylerin döndüğü ve bir tuhaflığın olduğu kesin.

Vakıflar İdaresi Genel Müdürü İbrahim Benter ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocuklarının kaliteli eğitim alacağı bir okuldan bahsediyor. Peki bu okulun açılacağı 70 dönümlük arazi nerde? Bellapais ile Ozanköy arasında… Binlerce sterlinlik villaların ve turistik tesislerin olduğu bölgede “ekonomik durumu iyi olmayan çocuklar”dan bahsetmek pek de inandırıcı gelmiyor. Hade iyi niyetli olup yatılı bir okul olacağını düşüneyim diyorum ama bu kez de “biz bu geleneği çok önceden terk ettik” diyorum kendi kendime…

Sonra aklıma bu okulu açmayı düşünen Türkiye Maarif Vakfı’nın bugüne kadar yaptıkları geliyor. Adı geçen bu vakıf belli ki Türkiye’deki AKP hükümeti tarafından kurdurulmuş ve yedi kişiden oluşan yönetim kurulunun 4 tanesini cumhurbaşkanı, 3 tanesini de bakanlar kurulu atıyor. Bu kişiler aynı zamanda yurt dışında görevlendirilen devlet görevlileri ile aynı hakka sahip olabiliyorlar…

Hal böyle iken insanın aklına her şey geliyor. Bu vakfın Kuzey Kıbrıs’taki amacı nedir? Eğer bu vakfın çok parası varsa ve Kuzey Kıbrıs’ta eğitime katkı yapacaksa, genel olarak 4-5 okula ihtiyacımız var. Bazı çocuklar okulsuz kaldı. Bazıları da 35 kişilik sınıflarda eğitim yapıyorlar.

Haaa! Başka bir amacı varsa bu vakfın, hiç başlamadan bu işi sonlandırsın. Kıbrıs Türk halkı artık kendi kültürü ve değerleri ile oynanmasından rahatsızdır. Gerektiğinde en sert tepkiyi vermesini de bilir. Hiç kimse Kıbrıs Türk halkına uymayan gömleği giydirmeye kalkmasın…

 

Geleceğin meslekleri için en gerekli şey; Oyun

oyun

Çocuğunuzun geleceğin meslekleri için gerekli becerileri kazanmasının en basit yolunun oyun olduğunu biliyor musunuz? Dünya Ekonomik Forumu, İnsan Varlıkları Raporu’nu; “Geleceğin Çalışma Yaşamına Hazırlanmak” alt başlığıyla geçtiğimiz günlerde yayımladı.

Raporda belirtildiğine göre, “Günümüz eğitim sistemlerinin birçoğu iş piyasasının bugün ihtiyacı olan becerileri kazandırmaktan bile uzak”. Rapor ayrıca; okulların yaratıcılık, sorun çözme, işbirliği yapma gibi yetenekleri desteklemek yerine, esas olarak çocukların bilişsel becerilerini – veya daha geleneksel alanlardaki becerilerini – geliştirmeye odaklandıklarını vurguluyor.

Dördüncü Sanayi Devrimi’nin gerektirdiği beceriler listesine göz attığımızda, bu durumun kaygı verici olduğunu görürüz: Mesleklerin Geleceği Raporu’na göre çocukların başarıya ulaşmasını sağlayacak, en büyük önem taşıyan üç yetenek bulunuyor: Karmaşık sorunları çözebilme, eleştirel düşünebilme ve yaratıcı zekâ.

Bu sonuncunun, yani yaratıcı zekânın, sıralamadaki yerinin yalnızca beş yıl içinde, 10’unculuktan 3’üncülüğe yükseldiğinin altını önemle çizmeliyiz. Öte yandan, duygusal zekâ ve bilişsel esnekliğin 2020 yılı beceri listesine girmiş olması da aynı derecede önemli.

2020 yılında önem kazanacağı düşünülen diğer beceriler ise şöyle sıralanıyor: İnsan yönetimi, başkalarıyla iş birliği yapabilme, duygusal zeka, karar verme, hizmet yönelimi, uzlaşma, bilişsek esneklik. Yüzyıllardır süregelen “otur ve dinle” öğretim yaklaşımının hâlâ geçerli olduğu günümüzde, ne yazık ki bu beceriler çocukların okul yaşamında hak ettiği yeri kazanamıyor.

Çocuk oyuncağı

Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırma, okumayı beş yaşında öğrenmiş çocuklarla, yedi yaşında öğrenmiş olanları karşılaştırdı. On bir yaşına geldiklerinde, her iki grubun da okuma becerileri aynı düzeydeydi. Ancak, okumayı yedi yaşında öğrenmiş olanların daha yüksek bir okuduğunu kavrama düzeyinde oldukları görüldü.

Buna getirilebilecek açıklamalardan biri, çevrelerindeki dünyayı oyun sayesinde keşfetmek için onların daha fazla zamanı olmasıdır. Çocukları geleceğe hazırlamak, açık ki, öğrenim ve eğitim anlayışımıza yeni bir bakışla yaklaşmayı gerektiriyor.

Okuma, yazma ve matematik becerileri elbette karşı karşıya geldikleri dünyanın sırrını çözme yolunda onlar için vazgeçilmez olmayı sürdürecek. Ancak, şu da bir gerçek ki, gitgide birbirine bağlanan ve hızla değişen bir dünyada çocuklar yaşamları boyunca pek çok kez işlerini değiştirecekler – belki de bugün var olmayan, kendilerini yeniden keşfetmeleri gerekecek işlerde çalışarak.

Kendimize sormamız gereken; sözü geçen beceriler toplamını büyütmek ve çocukların yaşam boyu öğrenme yolundaki doğal yetilerini, okula başladıklarında geriletmek yerine canlı tutmak için neler yaptığımızdır. Bu hedefe ulaşmak düşünebileceğinizden de kolay: Çocuklarımızın yapıcı ve eğlenceli deneyimlerle karşılaşmasını sağlamamız gerekiyor. Çok çeşitli oyun biçimleri, çocuklara, bilişsel olanların yanında; sosyal, duygusal, bedensel ve yaratıcı becerilerini geliştirme fırsatı sağlar.

Yaşam boyu oyun

Karmaşık problemleri çözme, eleştirel düşünme ve yaratıcılık gibi becerilerin büyük önemi üzerinde uzlaşıyorsak eğer; bu becerilerin ancak ömür boyu sürecek oyun etkinlikleriyle güçlendirileceğini kabul etmeliyiz. Çocuklarımızın geleceği için çabalarken, planlı öğrenimin zamanlaması konusunda iyi düşünelim: Üç yaşında okula başlatılıp, harfleri ve sayıları yazmayı öğrenen çocukların okuma becerilerinin gelecekte daha iyi olacağı henüz kanıtlanmış değildir.

Evimizin en küçük bireyleri için, ev ödevinin ve çalışma kağıtlarının mantığını anlamak için kendimizi zorlamalı; çocuklarımızla neşe dolu, anlamlı dakikalar geçirmeyi sürdürmenin ne büyük bir değer taşıdığını bilmeliyiz. Çocuklarımızın sahip  olduğu oyun yoluyla öğrenme doğal yetileri, iyi bir gelecek için onlara kazandırmamız gereken beceriler üzerine hayıflanırken elimizdeki en nadide, en az maliyetli araç sayılabilir.

Üstelik, eğlencelidir de. Öyleyse, ne duruyoruz? Haydi oynayalım!




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı