Köşe YazarlarıSürmanşet

Unutulmuş Anafartalar Çarşısı

Şenay Çelikkaya yazdı






Okuyanlar anımsayacaktır, Ayşe Kulin, ‘Füreya’ adlı romanında Cumhuriyet’in ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın acıklı, hüzünlü ve amansız mücadelelerle dolu yaşamını anlatır. Füreya, seramik sanatı sayesinde hem ruhunu iyileştirmiş hem de bu alanda büyük başarılar elde ederek unutulmaz eserler bırakmıştır. Yıllar sonra Ankara Ulus’ta bir çarşının duvarlarında Füreya Koral’ın eserlerini yakından görebilme şansı bulabileceğim hiç aklıma gelmezdi. İçindeki ölümsüz seramik ve resim çalışmalarının bulunduğu Ulus Anafartalar Çarşısı’nı gelin birlikte tanıyalım.

Adını bulunduğu caddeden alan bu çarşı, sıradan ve bakımsız dış görünüşüyle aslında pek de dikkatinizi çekmez çünkü çevresinde, İş Bankası, PTT binası, Ziraat Bankası, ilk Meclis binası gibi tarihi ve ihtişamlı taş binalar vardır. Bir çarşı olarak onların arasında biraz sönük kalır, mimari değeri fazlaca bilinmez. Ankara’nın en eski alışveriş merkezi olan Anafartalar Çarşısı, 1967 senesinde Ankara İmar ve Emlak İşletmesi T.A.Ş’ nin açtığı bir yarışma sonucunda seçilen Ferzan Baydar, Affan Kırımlı ve Tayfur Şahbaz’a ait üç mimari projenin harmanlanarak oluşmasından doğmuştur. Çarşının dekorasyonunu ise mimar Ruşen Dora yapmıştır. Binada giydirme cephe, kübik mimari gibi çağdaş birçok unsur kullanılmıştır.

Ankara’nın ilk çarşısı olan Anafartalar çarşısı aynı zamanda ilk yürüyen merdivenlerin, ilk cephe asansörünün ve ilk kez kazanlarla ısıtma soğutma sisteminin kullanıldığı binadır. Açıldığı yıllarda Ankaralılar o kadar çok yoğun ilgi göstermişler ki gelenler 20’şer kişilik gruplar halinde içeriye alınıyormuş. Aileler çocuklarını özellikle yürüyen merdivenleri göstermek için bile getiriyorlarmış buraya. O dönemin çocuklarının anılarında ilk kez gördükleri, kimine göre yürüyen, kimine göre döner merdivenlerin hikayeleri vardır.

Anafartalar Çarşısı’nın en önemli özelliği ise Türk Plastik Sanatları’nın nadide örneklerini barındıran, fakat kimsenin farkında olmadığı saklı bir müze olmasıdır. Çarşının iç duvarlarında, kolonlarında ve merdiven boşluklarında artık yaşamayan sanatçıların seramik panoları, rölyefleri ve resimleri yer almaktadır. Her biri icra ettikleri sanatın duayenleri olan Füreya Koral, Seniye Fenmen, Attila Galatalı, Arif Kaptan, Cevdet Altuğ ve Nuri İyem’in bu eserleri zamana meydan okurcasına hala oradalar ama ne yazık ki hak ettikleri değer ve ilgiden yoksunlar. Dükkanlardaki eşyalar ve kılık kıyafetler maalesef özensizce bu eserleri kapatacak şekilde önlerine dizilip sergileniyor.

Bu seramik, rölyef ve resimler insan unsuru, doğa, doğadaki dönüşüm süreçleri, evrenin sonsuzluğu ve ay kraterleri gibi bir sürü farklı temalar içermektedir. Günümüzde meraklısı dışında gezinen çok az insanın farkına vardığı bu hazinelerin bazıları Çağdaş Türk Plastik Sanatları’nın ilkleri olarak kabul edilir. Anafartalar Çarşısının inşaat sürecine tanık olmuş kişilerin anlattığına göre bu sanatçılar, günlerce, sabah gelip akşama kadar bu eserleri tamamlamak için canla başla çalışmışlar. Her biri göz nuru, el emeği ve sabırla yoğrulmuş. Türkiye’de içinde sanat eserleri olan bir çarşı daha yokmuş. Buradaki eserlerin benzerlerinin bir tek Fransa’da olduğu söyleniyor.

Anafartalar Çarşısı’nın, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından planlanan “Ulus Tarihi Kent Meydanı” projesi kapsamında 100. Yıl Çarşısı ve Ulus Çarşısı ile birlikte yıkılması gündeme gelmişti. Her zaman bahane aynıdır: ‘yıkılıp daha güzel projenin yapılacağı vaadi’ ancak bu binaların bir tarihi geçmişi ve değeri olduğu nedense hesaba katılmadan yola çıkılmış. Durum böyle olunca da sanatçılar ve yetkili kurumlar bu yıkımın önlenmesi için çetin bir mücadele vermişler nitekim 2017’de yıkımın durdurulmasını mahkeme kararı ile sağlamışlardır. Bu arada yerel yönetimin el değişmesiyle Belediye Başkanı bir açıklama yaparak Anafartalar Çarşısının yıkılmayacağının, binada iyileştirmeler yapılıp canlandırılacağının sözünü vermiştir. Bu sayede başta çarşı esnafı ve sanatçılar rahat bir nefes almıştır. Seramiklerin çarşıdan sökülüp korunmaya alınması elbette mümkündür ancak amaç bu eserlerin bulunduğu mekanla bütünlüğünün bozulmamasıdır. İyileştirme yapılırken de aslında küçük dokunuşlarla binanın iç ve dış mekanlarının aslını koruyarak güzelleştirilmesi ve bir ‘müze çarşı’ olarak halkın hizmetine sunulması en akılcı çözüm olacaktır. Hani ilk yıllarda çocuklara sırf yürüyen merdivenleri göstermek için gelen aileler vardı ya, müze çarşı olması durumunda insanların bu kez sırf sanat eserlerini görmeye gelmeleri kadar güzel ne olabilir ki? Dünya topluluklarından geride kalma nedenimiz, en büyük eksikliğimiz olan şey sanat değil mi? Atatürk’ün ‘Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.’ sözünü anlamaya çalışalım, düşünelim. Kısaca sanat toplumun medeniyet kimliğidir, zarafetidir.

 

Öğle molalarında Anafartalar Çarşısına sırf seramik, rölyef ve resimleri tekrar tekrar incelemek için gitmekten asla bıkmayacağım sanırım. Baktıkça başta Füreya Koral ve diğer sanatçıları, bu eserleri çalışırken hayal etmek, artık yaşamıyor olmalarına rağmen arkalarında ölümsüz eserler bıraktıklarını düşünerek hayran kalmamak elde değil. Anafartalar Çarşısı yaşamayı ve yaşatılmayı, gereken ilgiyi ve değeri görmeyi fazlasıyla hak ediyor, ‘Ben buradayım beni fark edin!’ diye haykırıyor bizlere.







Başa dön tuşu