Köşe Yazarları

Üç çağı yaşamış bir kuşağın evlâtları







Pazardan beridir elektriksizlikten ciğerimiz kan ağlıyor. Bu nedenle yolda sokakta, parkta, markette, Facebook’ta kime rastlasam hükümete sövüyor.




Sövme işi, insanın içini rahatlatıyorsa yararlı olabiliyor. Ancak bu durumda hükümete haksızlık yapıldığını sanıyorum. Esas suç gazetecilerde.



Hükümet sözcüsü, her kimse, “Dönüşümlü olarak iki saat süreyle elektrik verilecek” şeklindeki açıklamasını bize yanlış aktarmışlardır. Belli ki kulaklarına inanamamışlar ve cümleyi “elektrikler iki saat süreyle kesilecek” şeklinde değiştirmişlerdir. Haksız da sayılmazlar. Ben de olsam, ben de duyduklarıma inanmazdım.

Üç gün gıkı çıkmayan Cumhurbaşkanı, Çarşamba günü içimizi rahatlatan ama aynı zamanda bizi düşüncelere gark eden bir açıklama yaptı: “Pazar gününden beri süregelen elektrik kesintilerini yakînen takip etmekteyim.”

  • Eee! N’olmuş? Yani uzaktan takip etseydiniz farklı mı olacaktı?

 

(Birileri Sayın Cumhurbaşkanı’na anımsatmalı: “Yakîn” ile “yakın” farklı anlamları olan iki kelimedir. Bir konuyu yakînen bilebilirsiniz ama bir oluşumu yakından takip edersiniz.)

*

Allah hükümetimizden razı olsun. Elektrik kesintilerini çok yararlı buldum. TV seyredemediğim için daha çok kitap okuyabiliyorum. İnsan, telefon feneriyle rahat iki-üç saat okuyabilir.

Bana ilkokul ve lise yıllarını anımsatıyor. Köyümüzde elektrik olmadığı için gaz lambasının ışığında okur yazardık. Annem bu hallere çok üzülürdü. Yakınlarına “Bizim oğlan, bu lambayla kör olacak” derdi.

Evde ne buzdolabı, ne televizyon ne de elektrikli ocak vardı. İşlerimizi “gatsara” dediğimiz çalı çırpıyla hallederdik. Salı günkü elektrik kesintilerinde bizim ocak bozuldu. Normal bir ülkede yaşasaydık, birilerini dava eder tazminat alırdık. Ama bizim ülkede güm güme, dum duma.

*

Bizim kuşak çok şanslıdır. Üç çağı bir arada yaşadı. İlkokulu bitirinceye kadar, kelimenin tam anlamıyla Orta Çağ’da yaşadık. Köyde ne elektrik vardı ne su ne de asfalt yol.

Ekinler orakla biçilir. Harmana taşınır ve orada düvenle öğütülür sonra da savrulur, arpa veya buğday samandan ayrılırdı. Hububat harmandan kooperatifin ambarlarına taşınırdı. En zoru, samanı samanlığa taşımaktı. Hele samanı damdaki delikten dökmeye başlayınca samanı her tarafa yaymak için samanlığın içine inmek gerekirdi. Sümkürürdün çamur, tükürürdün çamur. Hem de birkaç gün süreyle.

Kışın okula sağ salim gidip gelmek için atletik beden yapısına sahip olmak gerekirdi. Duruma göre, bazen yolun ortasında bazen da duvar kenarlarında yürünmeliydi. Sıkça rastlanılan su birikintilerini sekerek atlamak zorundaydınız. Gösterilen itinaya rağmen ayakkabılar çamura bürünürdü. Annem bıçağın tersiyle önce çamurları sıyırır sonra da ıslak bir bezle ayakkabıları silerdi.

*

İçme suyunu köyden birkaç kilometre uzakta bulunan “Portolağmo”dan veya “Lağım”dan testilerle veya bardaklarla taşırdık. Diğer ev ihtiyaçları ve hayvanlar için suyu kovalarla ya Mehmedemin’in veya Hristinaların avlusundaki kuyudan taşırdık.

1960’lı yıllarda önce su geldi, sonra da elektrik ile asfalt. İnsan ve hayvan gücünün yerini traktörler ve biçerdöverler aldı. Biz de Yeni Çağı yaşamaya başladık.

*

  1. yüzyılla birlikte “Bilgi” veya “Enformasyon” çağına ulaştık. Ülkelerin çoğu ileriye koşuyordu ama biz de oturmuyorduk doğrusu. Biz de yeni bir geleceğe yürüyorduk. Ne var ki geleceğin bizim için “Ortaçağ” olduğunun farkında değildik.

Önce sular kesilmeye başladı. Yeraltı sularını kurutmuşuz. Türkiye’den gelen su, bu sorunu bir dereceye kadar halletti. Sonra elektrikler kesilmeye başladı. Ledra Palace’ın arkasındaki küçük bir bölge elektriği Rum tarafından alıyordu. Her taraf karanlıkta iken bu bölgenin ışıklı olması, eşitliğe aykırı bulundu. CTP’li belediye başkanı Rum tarafından gelen elektriği kesti ve koyu bir karanlıkta eşitliği sağlamış oldu. Masal gibi. Değil mi?

Sonra asfaltlar bozuldu. Yollarımız “langufa” doldu. Ne karayollarının umurunda ne de belediyenin. Bizim Tevfik Fikret sokağındaki yol, hala asfaltlanmayı bekliyor. Belediye başkanımızın önemli işleri olduğu için bu gibi küçük işlerle ilgilenmiyor. Biz de günde 24 saat toz toprak yutmak zorunda kalıyoruz. Bazen kendimi samanlığa girmiş gibi hissediyorum.

*

Hükümetimiz de belediyemiz de bizi Orta Çağa mahkûm ettiler. Orta Çağ’da Papa’nın hükmü geçerdi. Bizde Papa olmadığı için biz de hacı hocayla idare ediyoruz.

Hükümeti de belediye başkanını da bir an önce uğurlamak gerekir.

*

Bayramınız kutlu ve mutlu olsun.









Başa dön tuşu