Türkiye ekonomisinde büyüme ve Kudüs kararı

17 Aralık 2017 Pazar | 12:07
Onur Borman
Kıbrıs Town Houses

Genel seçim haberlerinin dışına çıkarsak bu haftanın en önemli haberleri, kanaatime göre Türkiye’de dikkat çekici önemli büyüme oranı,  ve Kudüs’le ilgili olan gelişmelerdir.

Bu hafta içinde TÜİK tarafından açıklanan 2017 üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, Türkiye ekonomisinde 3.çeyrekte %11.1 gibi önemli ölçüde yüksek bir büyüme gerçekleşti. Ortalama 9 aylık büyüme de % 7.4’e yükseldi. Hedef olan % 5.5 oranını epeyce aşmış ümit verici bir büyüme. Ve bu çeyrek ve dönemde dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Doğu sınır ve ötesi siyasi istikrarsızlık göç olaylarıyla gelen yükümlülüklere ve buna bağlı olumsuzluklara rağmen ekonomide toplamda takdir edilecek reel bir genişleme olmuştur.

Bu büyümenin detayına girdiğimizde büyümeye en çok etki yapan sektör ve gruplar ihracat, sanayi üretimi ve tüketim harcamaları olmuştur. Sanayide %14.8 bir büyüme, ve en yükseği % 15.2 ile imalat sanayiinde, % 18.7 de inşaatta olmuştur. Hizmetler sektöründe % 20.7 gibi yüksek reel bir büyüme olmuş, turizm, ticaret ve ulaştırma katkı yapan sektörler. Üretim grubunun en yüksek büyüyen bölümleri de, bilgi-iletişim %15.5, mesleki ve idari hizmetlerde %15.5 ve kamu, sağlık ve eğitimde %11.5 olmuştur..

Toplamda ekonomideki % 11.1 büyümeye, Sanayinin puan katkısı ise 2.62, hizmetler sektörünün puan katkısı 4.24 gibi en iyi düzeyde gerçekleşmiştir. Bu saydıklarım üretim grubunda.

Bir de büyümeye önemli katkı sağlayan tüketim grubudur. Vatandaşın tüketim harcamalarının %11.7 artmasından kaynaklanmıştır. Vatandaşın tüketiminin büyümeye puan katkısı ise 7 puan gibi yüksek olmuştur. Bir de özel ve kamu yatırımlarının da 3.57 seviyesinde puan katkısı olmuştur.

Üretim sektörlerinden her sektörde az veya daha çok  büyümeye karşılık,  en çok ihtiyaç duyulan Finans sektöründe – %5.8 oranında bir küçülme oldu ve büyümeyi az da olsa küçülttü.

Makine ve inşaat yatırımında, ilk iki çeyrekte düşüşe karşılık 3.çeyrekte % 15.3 gibi çok iyi bir gelişme oldu. Vatandaşın tüketim harcamalarının büyümeye etkisi yanında geriye kalan büyümenin nerde ise tamamının yatırım ve üretime dönük olması, sevindiricidir, çünkü gelişmeye ve üretim artışına dönük olup gelecek dönem büyümesine olumlu etki yapacak unsurlardır.

İhracatta dolar bazında %17 artış yüksek bir artış olmasına rağmen ithalatta da %14 civarında artış olması, büyümeyi frenlemiştir.

Bu arada TC merkez Bankası da merakla beklenen faizleri açıkladı ve sadece geç likidite penceresi adıyla bankalara belli bir saatten sonra borç verme faiz oranını 0.50 baz puan arttırdı. Politika faizini (%8) ve faiz ( %7.25-9.25) koridorunu sabit bıraktı. Piyasalarda faizlerin daha yüksek belirleneceği bekleniyordu. Nitekim Perşembe günü faiz kararı akabinde dolarda artış oldu. Enflasyonun yüksek olduğu (%13) ekonomide ve döviz kurlarının artmakta olduğu bir dönemde frenleyici olarak MB’nın daha rasyonel bir faiz artırımı yapması piyasalarda beklenmekte idi.

Konuyla ilgili TCMerkez Bankasınca yapılan açıklamada, enflasyonun maliyetlere olumsuz etkisi ve beklentilere riskler vurgulandı ve sıkılaştırmaya devam edileceği belirtildi. Ekonominin temelinin güçlü olduğu büyüyen ekonomiden ve çıkan son sonuçlardan görülmektedir. Ancak MB’ca yapılan risk vurgusu,  enflasyonun oldukça altında tutulan faiz, ve yükselen kurlara karşı, vatandaşın ve şirketlerin  alım gücünü korumak için döviz talebi artmayacak mı haklı olarak..  Bu da tabiatıyla kurları daha yükseltmeyecek mi?

 

Kudüs Kararı,

Geçen haftayı, ABD Trump Yönetiminin ani olarak Kudüs’ün İsrailin başkenti olarak ilan etmesini hayret ve reaksiyonla karşılayan dünya devletlerinin görüşlerini ve yaratacağı barışçıl olmayan ve bölgeyi karıştıracak bomba nitelikli bir kararın yankıları ve endişeleri ile geçirdik.. BM kararlarıyla statüsü belirlenmiş ve uluslararası camiada kabul görmüş ve yine gerek bölge gerekse uluslararası alanda hassas bir konu ve bölgede, Trump ve İsrail’in  tek taraflı olarak akıl ve mantıktan yoksun ve hukuk dışı olarak, ilgili uluslararası kararları ve mevcut durumu ters yüz etmeye yönelik emrivakileri ters tepmiş ve bu konuda dünyada yeni kararlar üretilmesine neden olmuştur.

Türkiye dahil bütün dünya ülkelerinin ve BM Genel sekreterinin protestoları ve reaksiyonlarıyla ilgili yazılı ve sözlü deklerasyonlardan sonra bu hafta,  Türkiye’nin davetiyle öncülüğünde ve Başkanlığında İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği teşkilatı toplantısına KKTC dahil 56 İslam Ülkesi ile aralarında Rusya’nın da bulunduğu 6 gözlemci ülke devlet bakanları, yardımcısı ve bir misafir ülke Venezüella Devlet başkanı katıldı. Ortak görüşlerin ortaya konulmasını takiben güçlü bir şekilde iki devletli Kudüs’ün statüsünün değiştirilemeyeceği vurgulandı. 3 dinin kutsal merkezi olan Kudüs’te barışın bozulmasına yönelik kararların karşısında olunacağı mesajları verildi. Ve en önemlisi Doğu Kudüs Filistin’in başkenti olarak ilan edildi. Trump kararı da hükümsüz ilan edildi. Ayrıca Kudüs , batı Şeria ve Gazze’deki işgalin sona ermesi konusunda hukuk, demokrasi ve meşruiyet sınırları içinde mücadele edileceği vurgulandı. Türkiye bu konuda öncü ve sürükleyici bir rol üstlendi.

Alınan kararlarda, Uluslararası hukukun, 4.Cenevre sözleşmesinin, uluslararası meşruiyeti olan bütün kararların BM kararlarına bağlılığına vurgu yapılarak, ki bunların altında ABD’nin imzaları bulunmaktadır, ABD’nin son  beyanlarının geri çekilmesine, iki devletli çözüm temelinde başkenti doğu Kudüs olan bir Filistin devletine dayalı adil bir barışa bağlılık teyit edildi. Uluslararası topluma da bu çözüme ulaşmak maksadıyla etkin ciddi hareket çağrısında bulunuldu.

Bu kararlardan sonra Trump yönetimi ile İsrail’den olumlu yönde bir gelişme görülmedi. Hatta tersi bazı beyanlarda bulunuldu. Şimdi dünyanın, batı ve diğer ülkelerinin ve BM Güvenlik Konseyi ile Genel Kurulu’nun alacağı kararlar ve pozisyonlar ne olacak bekleyip göreceğiz. Barışa hizmetin ne olduğu fiiliyatta alınan kararlar ve yürürlüğe konan barışçıl  fiillerdir. Özellikle hukuk ve barış ve insan hakları savunucusu demokrasi ülkelerinden ve BM Yetkili Kurullarından dünya barışını sağlayıcı karar ve teşebbüslerin olumlu yönde atılması dünyada barışı savunanlar açısından ümit olacaktır.