Köşe Yazarları

TUHAF AMA GERÇEK


 

1956’da İngiliz İdaresi Lefkoşa sokaklarını tel örgülerle böldüğünde, bir gün gelip o bölünen hattın Yeşil Hat olacağını kimse tahmin edemezdi…

O dönemler Girne Caddesi’ndeki cumbalı evlerin çoğu henüz yıkılıp yerine beton binalar yapılmamıştı…

1956’da Lefkoşa ikiye bölündüğünde, bisikletleri arka sokaklarda kalanların olduğu ihtimal dışı değildi.

Nitekim 74’teki bölünmede ara bölgede birçok motorlu aracın kaldığı biliniyor…

İlk bölünmeden günümüze 64 sene kadar bir zaman geçti ve bugün oldu “kapılar” serüveni sürüyor.

Kapı serüveni çok önceleri de vardı, ta Lüzinyan dönemine kadar.

Her dönemde kapılardan Lefkoşa’ya girmenin kuralları vardı ve her isteyen elini kolunu sallayarak kapılardan içeriye dalamazdı…

Kapılar meselesi her dönemde yeniden şekillenip, üzerinden siyaset üretilmeye devam edilmektedir…

Günümüzde antik kapılar kullanılmasa da yerine başka kapılar idame ettirilmiştir, hem de kent (Lefkoşa) bölünerek.

Kapısız Lefkoşa düşünülemez!

Kıbrıslılar kapısız yaşayamazlar hatta bölünmeden de yaşayamazlar!

Bölen kim olursa olsun; kapıları kim tutarsa tutsun, bu mesele ada insanının yaşam tarzı haline gelmiştir ki elbette tuhaf bir şeydir ama bu tuhaflığın yaşam tarzı halini alması da başka bir tuhaflıktır.

Böylece adada sürekli olarak tuhaf şeylerin yaşanıyor olması şaşırtıcı değildir.

Salgın sürecinde bile “kapı” politikalarının geliştiriliyor olması ilginç ve tarihsel bir meşguliyettir!

Hatta şizofrenik…

Kıbrıs’ı eskiden ziyaret etmiş olan hangi gezginin anılarına bakılırsa bakılsın Kıbrıslıların “tembel” ve “uysal” insanlar oldukları söylenir hep.

Tembellikleri belki tartışma konusudur ama uysal oluşları kesin.

İngiliz askeri Larnaka’dan Lefkoşa’ya vardığında (1878) aylardan Temmuz’du; bir gün gelecek aynı ay’da başka askerlerin adaya geleceğini hesap edemezlerdi kuşkusuz.

İngiliz askerine tek diklenen kişi Girne Kapısı’nın bekçisi Horoz Ali’ydi.

Günlerden Cuma olduğundan ahali camilerdeydi ve ortalıkta tek tük insanlar gezinirken, nihayetinde İngiliz askerleri cehenneme dönen yaz sıcağında Lefkoşa’ya girebilmişlerdi patırtısız gürültüsüz.

Bugün oldu yerinde duran Girne Kapısı’nın hemen karşısındaki efkalipto ağacı karşılamıştı onları.

O cayır cayır yanan Lefkoşa’da karpuz mevsimi yaşandığından, askerlere karpuz ikram edenler de olmuştu muhakkak; 74’te de başka askerlere ikram edildiği gibi!

Belki de yüzyıllarca yönetmeye değil, yönetilmeye alışık olduklarındandı bu uysallık.

Yönetimde kim olursa olsun, ister Venedik, ister Osmanlı, ister İngiliz…

Kapılar sadece kültürel değil siyasal ve tarihsel bir mirastır da!

Kapıların iki özelliği vardır.

Biri kapanmaya yarar, diğeri açılmaya.

İlginç olan bu kapıların aynı zamanda zihinlerde olması ve üstelik kapalı tutulmasıdır.

Bir gün kapılar ortadan kalksa bile zihinlerdeki kapıları kaldırmak epey zaman alacağa benziyor.

Kapılar olmadan, kapılar varmış gibi yaşanacak uzun süre, ta ki zihinlerdeki yeri silinene kadar.

Tuhaf ama gerçek…

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı