Poli

TMT’nin çöküş süreci (Teşkilat içindeki “Gizli Teşkilat”)

“Ada’nın muhtelif bölgelerinde yollar kesilecek, bazı Rum köylerine hücum edilecek ve dolayısıyle Rumların misillemesi sağlanacaktır. Bu, Ada’yı bir anda kan ve barut içinde bırakmağa kafidir ve bu noktaya gelindiğinde, Türkiye’nin müdahaleye mecbur kalacağı hesaplanmaktadır.”

 

 

TMT saflarında yıllarca mücadele etmiş olan dönemin komutan yardımcılarından Alpay Mustafa’nın 22 Ocak 1967 tarihinde öldürülmesi olayı, TMT içinde çoktandır gelişmelerden hoşnut olmayan bir kesimin bazı olayları TC Milli Güvenlik Kurulu Başkanlığına bildirmesi ile TMT’nin çöküş dönemine girdiği anlaşılıyor.

Geçtiğimiz günlerde değerli yazar Remzi Halluma tarafından Galeri Kültür yayınları arasında yayımlanan “Faili Meçhul” adlı kitapta konu ile ilgili bir belge yer alıyor. Bu belge, sözünü ettiğimiz TC Milli Güvenlik Kurulu Başkanlığına gönderilen mektuptur.

Bu mektupla Türkiye yetkilileri ve dönemin ana muhalefet lideri İsmet İnönü’ye çeşitli bilgiler aktarılır. Verilen bilgilere göre, TMT içinde “Gizli Teşkilat” bulunmakta, bu teşkilat Kıbrıs Türküne terör estirmekte, tecavüz, işkence gibi olaylara karışmakta, bu yüzden dava zayıflatılmakta, hatta halk bu davanın ne olduğunu sorgulamaktadır.

Remzi Halluma bu mektubun tam metnine yer verirken, isimleri karartmıştır. Bu açıdan okur, mektubu okurken dönemin koşullarını, TMT önde gelenleri ile siyasi liderlikte yer alanları anımsamak zorundadır. Bu karartmaları noktalar şeklinde veriyoruz.

Halluma, mektubu yayınlamazdan önce şu görüşlere yer vermektedir:

“Anlaşılan teşkilat içindeki ‘Gizli Örgüt’ o kadar tehlikeli bir noktaya ulaşmış ki, TMT’ciler bile bu yapılanmadan çekinerek söz konusu belgeye “Kıbrıs Türk Aydınları” adı altında imza koyarak gerçek kimliklerini gizlemeye çalışırlar.”

Mektupta yaşanmış olaylar örneklenirken, Alpay Mustafa olayına ayrıntılı yer verildiğini de belirtelim.

Kitabın esas konusu olan “Faili Meçhul” olaylar ise başka bir yazı konusudur.

Bu yazımızda söz konusu mektubu okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:

Kıbrıs

30 Ocak, 1967.

Milli Güvenlik Kurulu Başkanlığı

Ankara.

Kıbrıs uğrunda yapılmakta olan tahminler hilafına, çok uzadığı ve daha da uzayacağı belirtilerinin müşahade olunduğu malumunuzdur. Yine malumunuzdur ki, bu mücadelenin milletçe arzulanan müsbet sonuca ulaşması, Anavatan’ın kesin harekete geçmesini sağlayacak ortamın meydana gelmesine bağlıdır. Bu ortamın meydana gelebilmesi ise, açık bir gerçektir ki, Kıbrıs’taki Türk Cemaati’nin direnme gücünün devamıyla mümkündür.

Ancak, 21 Aralık 1963’den sonraki günlerin telaşı içinde ve mücadelenin çok kısa süreceği kanaatiyle, meydana getirilen idari ve askeri mekanizmanın yetersizliği, geçen dört yıl zarfında direnme gücümüzde vahim rahneler açmıştır. Bugün ulaştığımız nokta, ne acıdır ki, bütün bu emek ve fedakarlıkların; dökülen kanların hebâ olmasına yol açacak, bir kardeş kavgasının eşiğinde olduğumuzdur. Aşağıda arzedeceğimiz korkunç gerçekler, değerlendirilmediği ve gerçekten tedbirler sür’atle alınmadığı takdirde, çok yakın bir gelecekti, Rumlar’a karşı yürütülen mukavemetin tamamen çözüleceğinden şüphe edilmemelidir!

Bilindiği gibi, çarpışmaların başlamasından sonra, Ada’nın Türk bölgelerinde kalan bölgelerinde, T.M.T her türlü idareye el koymuştur. Baf, Leymosun, Lefke, Mağusa, Laranaka ve Lefkoşa kasabalarındaki Sancaktarlık’lar, Teşkilat Genel Başkanlığı’na (Bayraktarlık) bağlı olarak, kendi bölgelerini yönetmektedirler. Lefkoşa bölgesi hariç, bütün bu Sancaktarlıklar, Lefkoşa’dan aldıkları talimata göre hareket ettiklerinden, fiiliyatlarının neticesinden, tabiatiyle, Bayraktarlık sorumludur.

Lefkoşa’ya gelince; burada şehir içinde ve stratejik Beşparmak dağları bölgesinde iki Sancaktarlık v ardır. Dağ bölgesindeki Sancak’ta, tam bir askeri düzen mevcut olup, subayları, Kıbrıs Ordusu’nun Türk subayları ile özel olarak Türkiye’den gönderilen subaylardan mürekkeptir.

Şehir içi Sancağı’nda ise, çarpışmalardan sonra askere alınanlar erat kısmını ve T.M.T’nin eski mensupları kilit mevkilerini işgal etmektedir. T.M.T’nin merkezinde bulunduğu cihetle, bütün askeri ve idari mekanizma üzerinde çok önemli rol oynamakta; hatta, Türkiye Hükümeti siyasetini tanımayacağını, Anavatan’a bildirecek kadar ileri gitmektedir.

Bu noktada, Bu Sancağın üst kademesinde kimlerin bulunduğu ve faaliyetlerinin bütün cepheleri üzerinde önemle durmak mecburiyeti vardır.

Sancaktar, Türkiye’den gelmiş olmakla beraber, onun altındakilerin hemen hepsi Kıbrıslı’lardır ve bu şahıslar T.M.T içinde ayrıca bir teşkilat kurmuşlardır. Ayrıca, bunların gizli teşkilatından habersiz olan Bayraktar (Kot ismi Bozkurt) ve Sancaktar (Kot ismi Kale Bey), kendilerine alet olmakta ve birçok masum insanın ölmesine, Ada’yı terk etmesine veya tevkif edilip günlerce, aylarca işkence altında inlemesine sebep olmaktadırlar.

GİZLİ TEŞKİLAT

Şimdi bu zümrenin anatomisini çizmek gerekir:

1…………………….:

Bu gizli teşkilatın lideri olup; Sancağın 4.Dalı ve 1. Grup komutan muavini’dir. Esas mesleği bezirganlıktır ve ilkokul tahsillidir.

2……………………..:

Serdar’dır, fakat,………………………..’nun teşkilatında, onun altındadır.

3……………………:

Sancak Dal 2’sidir. İdaresindeki istihbarat Teşkilatı vasıtasıyle, içinde bulunduğu Gizli Teşkilat’ın, yani………………………………………teşkilatının, verdiği emirleri tatbik ederek, kendilerince ekarte edilmesi gereken şahısları lekelemekte, tuzak tertip ederek tevkif etmekte,, işkence yapmakta veya tehditle Ada’yı terke mecbur etmektedir. Ayrıca, “Çarşı Murakabe” adındaki şubeleriyle, Türk semtinden çıkış ve girişleri, bütün ithalat ve ihracatı izne tabi tutmakta; rüşvet vermeyen tüccarın mal ithaline müsaade etmemekte; hak aramakta ısrar edenleri “Rum Casusu” diye tevkif etmektedirler.

………………. Ve kurduğu mekanizma, halk nazarında bir Gestapo teşkilatından farksızdır. Rum tarafının askeri sırlarını toplamak gayesiyle kurulmuş olan bu mekanizma, en büyük faaliyetini Türk halkına dehşet saçmakla yerine getirmektedir.

4……………….

Bu gizli teşkilatın akıl hocasıdır. Daha önce Sancak dallarından biriydi.

5………………

Mücahit İnzibat Birliği’nin başıdır. …………………………’nun sadık bir personelidir. Emrindeki birliğin asıl gayesi inzibat vazifesi olmayıp, bu isim bir paravandır. Çünkü bu birlik mensupları tamamen ……………….’na sadık elemanlardan müteşekkildir.

  1. Bu gizli Teşkilat’ın diğer idareci üyeleri, bu Sancağa bağlı olan bazı bölüklerin komutanlarıyle, kilit mevkilerde olan daha başka şahıslardır.
  2. Yukarıda arz edilen sistem sayesinde bu Sancağa bağlı kuvvetlerin çoğunu istedikleri istikamete yönetebilmektedirler.

GİZLİ TEŞKİKLAT’IN FAALİYETLERİ

Anahatlarını yukarıda ifade etmeye çalıştığımız bu Gizli Teşkilat’ın bütün yaptıklarını, burada decretmek maalesef imkansızdır. Bu sebeple, bu bölge halkının ve dolayısıyle bütün Ada Türkleri’nin, hangi şartlar altında yaşamakta olduğunu gösteren bazı örneklerle yetinmek istiyoruz:

1.Türk bölgesinde kalan Ermeni ve Rumlar’a ait bütün ev ve dükkanlar bu grup tarafından yağma edilmiş; bunların her biri binlerce sterlinlik servete sahip olmuşlardır. Bu müşterek soygun, kendilerini birbirlerine daha da kenetlemiş ve her halükarda idareye mutlak surette hakim olmağa zorlamıştır. Bunun neticesi olarak ta, kendilerince tehlikeli görülen şahısları lekelemek, tevkif etmek, işkence yapmak ve Ada’dan kaçırmak yoluna tevessül etmişlerdir.

Birçok namuslu insan bunların etrafa saçtıkları dehşet v e aldıkları haraçtan kurtulmak için Ada’yı terk etmiştir. Evlerin atılan, araba ve şahsi eşyasına el konan ve hatta ırzına geçilen birçok insan Rumlar’a sığınmış ve oradan da yabancı ülkelere kaçmıştır.

  1. Bu Gizli Teşkilat’ın idaresini elinde bulunduranlar cahil ve bilgisiz olduklarından, aydın zümreyi akla gelmeyecek muameleye tabi tutmuşlar; şeref ve haysiyetleriyle oynamışlardır. Mühendis, öğretmen, hukukçu ve şair yüksek tahsillilere, bölüklerin tuvaletlerini temizletecek kadar adiliklere tevessül etmişlerdir.
  2. Bu Gizli Teşkilat’ın siyasi lideri ………………..’tır. Kendilerine verdiği talimata göre, Kıbrıs’ta, siyasi ve askeri faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Şöyle ki:

a). Anavatan Hükümeti’ne son zamanlarda gönderilen ve Mücahitler’in kararı olarak gösterilen muhtıra, …………………’ın talimatıyle ve bu zümrenin akıl hocası ………………………. tarafından hazırlanmıştı. Bozkurt ve Sancaktar da bunların oyuncağı olduğundan onların da tasvibinden geçmiştir. Gerçekte Mücahitler’le ilgisi yoktu. Bu muhtıranın gazetelere nasıl sızdığını da takdirlerinize bırakırız.

b). Birkaç hafta önce bu zümre, ……………..’u Türkiye’ye göndermiştir. Gayeleri, ……………….’tan talimat almak; Dr. Fazıl Küçük’ü barış taraftarı göstermek ve R. Denktaş’ın Ada’ya dönmesini sağlamaktı. Gerçek şudur ki, Dr. F. Küçük, bugün, Anavatan’ın taklitçiliğinden başka bir şey yapmamaktadır ve davanın Anavatan’ın siyaseti dışında bir siyasetle, burada halledilebileceğine kimse inanmamaktadır.

Halkk üzerinde korkunç baskı ve teröre ilaveten, (a) ve (b) de izahına çalıştığımız hususu, bilhassa dikkatinize arz etmek istiyoruz: Türkiye’yi bir emrivaki karşısında bırakacak askeri bir harekat yapmağa tasarlamaktadırlar. Plan gayet basittir ve her zaman tatbiki mümkündür: Ada’nın muhtelif bölgelerinde yollar kesilecek, bazı Rum köylerine hücum edilecek ve dolayısıyle Rumların misillemesi sağlanacaktır. Bu, Ada’yı bir anda kan ve barut içinde bırakmağa kafidir ve bu noktaya gelindiğinde, Türkiye’nin müdahaleye mecbur kalacağı hesaplanmaktadır.

  1. Bu zümre, o kadar pervasız ve ihtiraslıdır ki, son Cumhuriyet Bayramı’nda, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Komutanı Kurmay Albay Süreyya Kıvılcım’a, halkın önünde hakaret etmişler, dövmeğe yeltenmişlerdir. Hadisenin kahramanı ……………………….. ve bölük komutanlarından …………………’dır.

    TC Milli Güvenlik Kurulu Başkanlığına gönderilen mektup.

Gayeleri, Alay Komutanı’nın ve Türk askerini halkın gözünden düşürmek, önemsiz olduğu zehabını uyandırmaktır.

Bu hadiseden sonra da yine aynı zümre, anavatan’a Alay Komutanı’nı protesto etmişlerdir. Halbuki, halkın ve mücahitlerin ne yaptıkları tecavüzü ne de gönderdikleri protestoyu tasvip etmediğini söylemek gereksizdir.

  1. 19 Mayıs 1966’daLefkoşa’da yapılan törende, Dağ Sancağı’ndan gelen mücahitleri, “Sizin burada yeriniz yok!” diye stadyumdan attıkları; bu sırada kavga çıktığı ve Lefkoşa Sancaktarı’nın “Bu köpekleri gebertin!” demesiyle, bu mücahitlere karşı cep v e silah kullandıkları ve Dağ Sancaktarı olan Fırtına’nın zamanında müdahalesiyle kardeş harbi gibi bir durumun önlendiği de bir gerçektir. Bu hadise sırasında, statyumda davetli olarak bulunan yabancı ve Rum gazetecilerin hadiseye şahit oldukları ve bunun üzerine Rum radyosunun günlerce propaganda yaptığını, şimdi Türkiye’de bulunan Sayın Fırtına’dan da öğrenebilirsiniz.
  2. Daha önce bölük komutanı olup ta azledilen bir mücahidin kurduğu “Sönmezler Spor Kulübü”nde, Sancaktar’a “sövüldüğü” hususunda, sancaktar kandırılmış ve kulübe mezkur zümreden silahlı bir takım mücahit sevkedilmiştir. Bunun üzerine, azledilen eski bölük komutanının bölüğündeki mücahitler de, silahları alarak kulübe gelmişlerdir.
Kıbrıs Türk Aydınları imzalı bir grup TMT’cinin, TMT içindeki “Gizli Teşkilat”ın yaptıklarını anlatan mektup.

Durum o kadar acımasız, çirkin ve korkunç idi ki, burada tarif edilemez: üç gün müddetle, o mahalle halkı korkulu anlar yaşamışlar ve kardeş kardeşe cephe alarak beklemişlerdi. Neticede Türk Cemaat Meclisi Başkan Vekili Dr. Şemsi Kazım’ın gayretleriyle, bir çarpışma güçlükle önlenmiştir.

  1. Son larak, komutan juvini olan Alpay Musatfa, eşiyle birlikte 22 Ocak 1967 gecesi bir düğün töreninde bulunduğu sırada, aynı yerde içki içmekte olan Nevzat Uzunoğlu, Fikret Orhan ve Mehmet Hüda ile diğer adamları tarafından silahlı tecavüze ve hakarete uğramış ve bu yüzden meydana gelen karşılıklı ateş teatisi neticesinde Nevzat Uzunoğlu ve Fikret Orhan ayak ve ellerinden hafif yaralanmıştır. Bundan sonra Alpay Mustafa Polis Müdürlüğü’ne teslim olmuştur.

Emniyet Genel Müdürlüğü hücresinde bulunduğu sırada, Mehmet Hüda, Halil Paşa, Erol Kazım ve Sancaktar (Kale Bey) ile Mehmet Hüda’ya bağlı inzibatlarla Emniyet’e silahlı bir baskın yapılmış ve Alpay Mustafa hücresinde katledilmeğe teşebbüs edilmiştir. Ancak, namuslu bazı polis subaylarının direnmesiyle bu teşebbüs bir an için akim bırakılmışsa da; tam bu sırada çok sarhoş bir halde orya geldiği tespit edilen ………… ile muavini ……………… ve ……………….. hücreye girerek Alpay Mustafa’yı katlettiler; cesedi …….. ve …………….. tarafından o gece ovaya atıldı.

Alpay Mustafa’nın öldürülüşü infial yaratmıştı.

Alpay Mustafa, 1958’den beri Teşkilat’ta cansiperane çalışmış, çok büyük hizmetlerde bulunmuş, 21 Aralık 1963’de başlayan çarpışmalarda da üstün başarılar sağlamış ve halk arasında sevilen bir mücahitti. Bu hususta, Teşkilat’ın Ankara’daki merkezinden v e Lefkoşa’nın geçmiş Sancaktar’larından bilgi alınabilir. Cinayete halkın gösterdiği tepki ve infial üzerine, buna b ir intihar süsü verilmek istenmişse de gerçek durum bütün teferruatıyle herkes bilmektedir.

Alpay Mustafa defnedilirken. Kalabalık arasında Dr. Fazıl Küçük de yer alıyor. (Fotoğraf: Tuncer Bağışkan’ın arşivinden alınmıştır.)

NETİCE

Rumların bütün gayrı insani ve gayrı ahlaki muamele, hakaret ve iktisadi ablukalarına rağmen, 4. Yılında bulunan bu milli mücadelenin gayesi, cemaatin can, mal ve namus emniyetini sağlamak ve aynı zamanda Anavatan’ın ve Türk Milleti’nin menfaatlerini korumak; Megalo İdea’yı bertaraf etmektir.

Ancak, bu ulvi ideale dayanan mücadele yıllarında, Kıbrıs’taki Türk Cemaati, bir yandan toprağa verdiği evlatlarının acısıyla kıvranırken; öbür taraftan her şeyi inhisarı altına alan ve halk indinde mevkileri olmayan bu zümrenin terör, tecavüz, haraç ve cinayetlerine maruz kalmaktadır ve haklı olarak, Rum’a karşı neyin müdafaası yapıldığını sormaktadır.

Yukarıdanberi arzetmeğe çalıştığımız durumun düzeltilmesi; halkın bu keyfi, moral kırıcı ve davayı baltalayıcı şahıslardan kurtarılması kaçınılmaz bir zaruret olmuştur. Türk Cemaati’nin çektiği meşakkat için değilse bile, davanın selameti için!..

Kanaatimizi arzediyoruz:

1.Dağ Sancağı’ndan olduğu gibi, bölük komutanlarına, meslekleri askerlik olan ve Türkiye’deki Harp Okulu’nda tahsil gömüş olan eski Kıbrıs Ordusu’nun subaylarının veya Anavatan’dan gönderilecek olan subayların getirilmesi ve tam bir askeri disiplinin temin edilmesi.

2…………….. ve haraççı çetesinin dağıtılarak, gayesi sınırları tespit edilecek bir mekanizmanın kurulması ve bu mekanizmanın şahsi hırslara alet edilmesinin önlenmesi;

3.Bilhassa yukarıda arzedilen son hadiseler yüzünden halk ve mücahitler nazarında itibar ve itimatlarını kaybeden, Anavatan’ın verdiği direktifleri yerine getirme kapasiteleri kalmayan Bozkurt ve Sancaktar’ın görevlerinden alınmaları;

4……………., ………………., ………………, ……………, …….. ve ………’ın azledilerek, halka karşı işledikleri maddi ve manevi cinayetlerden yargılanmaları;

5.Dr. Fazıl Küçük dahil, herkes, Bozkurt’tan korktuğu için, Anavatan’dan gönderilen  hey’etlere gerçek durum söylenememektedir. Bu sebeple, Bozkurt ve Sancaktar görevlerinden alındıktan sokra, bir Tahkik Hey’etinin gönderilerek, gerçek durumun tespit edilmesi.

Mevcut şartlar altında mektubumuzu Bozkurt’un eline geçmesi tehlikesi yüzünden isimlerimizi yazmadığımızdan müteessiriz.

Tefessüh etmiş bu idareye son vereceğinize intizar ediyoruz.

KIBRIS TÜRK AYDINLARI

Dağıtım:

Sayın İsmet İnönü

Ana Muhalefet Partisi Başkanı.

Remzi Halluma tarafından yayınlanan “Faili Meçhul” adlı kitap.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Kapalı