Köşe Yazarları

Tatar-Özersay-Erhürman-Akıncı Ve Sosyal Medya Üzerine


KKTC’nin 41’nci hükümeti daha kurulmadan başlayan sosyal medyadaki UBP-HP eleştirileri,  kurulur kurulmaz bir çığ gibi büyüdü.

Eleştiri sözcüğü bizde hep tek taraflı ve eleştirileni olumsuzlamak anlamından kullanılır ve çoğunlukla da öyle olması gerektiği anlaşılır.  Halbuki eleştiri bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı ya da oluşumu doğru ve yanlış yönlerinin gösterilip, enine boyuna tartışılmasıdır.

Sosyal medyada sağ cenahtan gözünü Türk milliyetçiliği ve “Türkçülük ve anavatancılıkla”  karartmış UBP’li bir arkadaşımızın çıkıp da hasletlerini yere göğe sığdıramadığı Ersin Tatar’ın başbakanlığına düzdüğü övgüler bir yanda (ÖK arkadaşımız bunlar içerisinde en heyecanlısı) iken…

Onun etik olarak başbakanlık makamına uygun olamayacağına dair yakın siyasi ve sosyal geçmişiyle alakalı eylem ve söylemleri (ki yolsuzluk ve kaçakçılık suçlamaları var) tüm keskin söylemler diğer yandan fışkırıyor…

Arada bir entelektüel kardeşimizin (MH’nin onun için adamı “rezil de eder vezir de” deyişi) iki arada bir derede kalmış bir siyasi yorum gibi duran bu söyleminin, çiçeği burnunda başbakanımızdan yakın gelecekte muhtemel “siyasi dengesizlikler” içinde olmamız gerektiğine de bir uyarı teşkil ediyor.

Fakat tüm bunların içerisinde, gerek “fanatik Tatarcıların”, ya da ona şans verilmesi taraftarının, gerek onu siyasi sosyal geçmişindeki olumsuz eylem ve söylemlerinden dolayı bu makama uygun bir kişi olarak görmeyenlerin ve nihayet “anlık celallenme-dellenme” hallerinden “rezil de eder vezir de”ci orta yolcuların tüm eleştirilerine bir “sinik alaycı dil”in hakim olduğunu yazmalıyım.

Aynı şey Kudret Özersay için de geçerli. Ancak o sanki hükümette Tatar’dan daha az sorumlu bir mevkideymişçesine (Başbakan değil de belki de Başbakan yardımcısı olduğu için) Tatar’ın eleştiri oklarından daha azına ve daha az şiddetlisine maruz kalıyor. En çok eleştiri okları, önce CTP ve TDP ile hükümet kurup, sonra da dişe dokunur bir siyasi gerekçe göstermeden ani bir kararla UBP’ye dönmesi ve bunu da “Türkiye’nin tavsiyesi” (siz AKP’nin direktifi diye okuyun) yaptığı yönünde geniş bir kamuoyu algısı ve kabulü olduğu için.

Tabii bu arada sabık başbakan Tufan Erhurman için dişe dokunur pek yazılıp çizilen bir şey yok ki bu da ada politikasında çok da iyiye alamet bir şey değil. Rahmetli Küçük ve Denktaş’ı anlatmaya gerek yok. Bu ikili dönemlerinin basınında en çok ismi geçen siyasetçilerdi (elbette siyasi lider olmalarında yaşamış oldukları yıllara ait önemli başka pek çok önemli siyasi faktörler de vardır) ve daima kazanan tarafta olmayı başarmışlardı. Buna rağmen zayıf hitabet kabiliyeti ve kelime haznesi kıt Türkçesiyle başta Eroğlu olmak üzere böyle pek çok başbakan da gördü bu ülke. Ancak (olumlu-olumsuz) hep gündemde kalmış olmaları da bulundukları mevkilere uzun süre yapışıp kalmalarını sağlayan etkenlerden birisi oldu. Bu nedenle eğer sıkı değil ama inandırıcı bir muhalefet yapmayı başaramazsa, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne Erhurman’ın kendisinin, ne de partisinden bir adayın o makama seçilmesi (sonuca etki edecek beklenmeyen başka bir siyasal gelişme yaşanmazsa) şu an için oldukça zor göründüğünü de yazmak zorundayım.

Elbette Türkiye devleti, (siz AKP, aslında Erdoğan diye anlayın) KKTC’nin 40’ıncı hükümetinin bozulup, yerine 41’ncisinin kurulmasında en önemli paya sahip.

Geçmişte de bu böyleydi deyip olayı önemsemezlik etmemeli!

Çünkü şu anda iktidar (AKP) ve muhalefet (CHP-HDP ve geriye kalanlar) diye, antagonistik (uzlaşmaz) bir çelişkide keskin bir şekilde ikiye ayrılmış bir Türkiye var karşımızda. Bu nedenle Kudret Özersay’ın genel siyasi mottosu olan; “Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını ancak Türkiye iktidarıyla iyi geçinip (siz kültürel dayatmalarını kabul etmek diye anlayın) ikna ederek savunmak mümkündür” tezi, Denktaş-Eroğlu dönemi rahatlığıyla savunulacak bir politika değildir!

Nedeni basit!

Çünkü Denktaş-Eroğlu döneminde Türkiye hiç bu kadar ikiye bölünmemişti. Bu nedenle o yıllarda Türkiye’nin ve KKTC’deki işbirlikçilerinin Kıbrıslıtürk solunu, Türkiye karşıtı ve hain ilan eden bir siyasi algı yaratarak, KKTC’nin içişlerine müdahalesi çok da zor bir olay değildi.

Bugün Kıbrıslıtürk solunun, Türkiye ve Kıbrıs kamuoyunda “Türkiye karşıtı ve hain” ilan edilmesi, “AKP dalkavukluğu olmayı reddetmesi” ile ilgili bir ahvalden çok daha zor!

Bilmem Erhurman da bu gerçekliği de göz önünde bulundurarak, hızlı bir politika değişimi ile başbakanlığı döneminde, liderliğindeki CTP’nin aleyhine kamuoyunda gelişmekte olan siyasi durumu tersine çevirecek cesur ve hızlı bir siyasi hamleye başvurur mu?

Çok hareketli ve hiç de eski siyasi tekrarlara benzemeyecek enteresan siyasi gelişmelerin yaşanacağı günlere gebeyiz. Gerçi bu yeni siyasi havanın kokusu, daha 40’ın cı hükümet bozulup da yerine 41’ncisi kurulmadan etrafı çoktan sarmıştı ya.

Hükümet daha ilk kurulduğu gün falsosunu verdi!. Tatar Akıncı’ya ayar çekeceğinden bahsedince Özersay avukatlığına soyundu ama Akıncı’nın silihtardan yükselen sert yanıtı da gecikmedi!.

Yine de sosyal medya, şu an için, hükümeti ve muhalefetiyle meclisteki siyasal parti, bakan ve vekillerin, uzun lafın kısası, politikacıların fersah fersah önünde. Ancak görünen o ki; yakında adanın kuzeyinde siyaset ister istemez hareketlenecek. Hem sanırım bu kez yalnızca Lefkoşa değil Mağusa ve Girne sokakları da şenlenecek.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı