Köşe Yazarları

Taktik olarak, “Bir şey olmaz!”


“Akıllı köylü, büyük efendinin karşısında yerlere kadar eğilir; ama sessizce osurur” J. C. Scott

Bir dostum bana burasının illüzyonlar adası olduğunu yazdı dün.

Diğer bir tanesi ise her gün paylaştığı postlarla “alt yönetim” olduğumuzu hatırlattı.

“İşgal” altında yaşadığımızı iddia edenlerin sayısı ise artmakta her gün.

“İşgalcinin” kim veya kimler olduğu fikrinde hemfikir olunmasa bile!

Bir diğer dostum ise bağırmakta, “ganimetçiler sizi!”

Bizim gibi toplumlar, eşikte takılı kaldıkları ve belirsiz bir konumda ve gelecekle yaşadıkları için farklı bir yönden irdelenmeleri gerekir.

Muktedir ve madunun devamlı yer değiştirdiği coğrafyalardır buraları! Bol bol günlük taktik ve strateji üretilen “ara” cepheler! Veya “Ara”nın cepheleri.

Uluslararası düzenin “dışında” kalan bu coğrafyalar, “terk edildiler” veya “dışlandılar” diye oralarda hayat bitmez, devam eder ama farklı bir zeminde, “eşikte” devam eder.

Maduniyet üzerine çalışan ünlü Hintli sosyolog Chakrabarty bu coğrafyaları ve toplumları “içinde sermayenin vücuda geldiği zamansal koda uyarken, aynı zamanda bu zamanı çiğneyen bir şey” olarak niteler.

Bu iki arada bir derede, “sınırlarda oynayan,” “hem o hem bu” olan, eşikteki toplum kolayına uzun dönemli strateji hazırlamayı beceremez. Hatta genellikle hazırlamak bile istemez.

Günlük taktiklerle hareketi tercih eder.

Bazen gerilla taktikleri uygular. Bazen ise daha “sofistike,” “Vurup kaçma,” “mış” gibi yapma, “terk etmeden kaçma,” “idare etme,” “abartma,” “yanılsama yaratma,” “efsaneler yaratma,” adeta “illüzyonlar” yapmaya çalışır mümkün olduğu kadar. “Belirsiz” kalıp “hesap verilebilirlikten” uzak kalma gibi tavırlar ise bunlardan bazılarıdır.

Onun için etrafta durmadan toz duman kaldırılır, verilerden nefret edilir1

Genellikle böyle durumlarda mevcut durumla kavgadan çok “idare etme” üzerine kurulu bir ilişki geliştirilir. Gelecekle ilgili netlik olmadığı için.

Teatral “direnişler” hep geçici ve reaksiyoneldir, “dönüştürücü” olmak risklidir.

Mesela Kıbrıs’a baktığımızda “Devletin tanınması,” “federal devletin bir türlü kurulamaması.” Belirsizlikten çıkışı sağlayacak ama bir türlü gerçekleşmeyen ve belirsizliği besleyen en büyük projeleridir.

“Normalleşme” gerçekleşmeyince toplum içerisindeki birçok kesim zamanla bu statüko içerisinde “kazandıkları” “yaşam alancıklarını” korumak için bu tip savunma taktiklerini geliştirir!

Toplumun röntgenin çekilmesini engellemek, şehir efsaneleriyle siyaset yapılması, toz duman çıkartıp “gerçekleri örtmek,” Hep başka “büyük sorunu” gündeme getirip bu “hallerinin” farkında olunmadığına inanır çoğu dostumuz.

Ünlü sosyal bilimci J. C. Scott, Tahakküm ve Direniş Sanatları adlı kitabında, bu tip grupların mevcut durumu şikayet etmelerine rağmen “tahammül” etmelerini de taktiksel bir tavır olarak görür.

Ona göre kamusal alanda sahneye konan bu oyunun, bu durumdan “mağdur” olanların “gerçeği” bir türlü anlamamalarından veya idrak edememelerine neden olan “gerçekliğin çarpıtılmış bir biçimi” olmadığını, bu insanların aksine neyin ne olduğunu gayet iyi gördüklerini bildiklerini yazar.

Bizde de bir türlü statükonun dönüştürülememesi, bazı kesimlerin imtiyazlarını korumak için sistem eleştirisini tartışmadan uzak tutmak için benzeri taktiklerle, hep başka bir zamana ertelenmesinin ardında da bu yatır. Bunun için özür hazırdır:

Kıbrıs sorunun çözülmemiş olması!

Sağ cenah bunu çözümsüzlük çözümdür diyerek, çözüm süreçlerinin statükonun sorgulanmasını ertelediğini iddia eder. Sanki süreç durursa her şey yoluna girecek!, Soldaki bir kesim ise çözüm olmadan bir şey olmayacağını onun için eşikte “dönüşümün” mümkünsüzlüğüne vurgu yapar. Böylelikle kimse “sürer duruma” çizik bile atamaz!

Fakat iki taraf da çözümün niye olmadığına ikna edici nedenler getirmez!

Acaba yeteri kadar “taviz” veriyor muyuz?

Beklenilen “yaratıcı” tavrı alıyor muyuz çözüm süreçlerinde?

Yoksa taraflara yıllardır Uluslararası Toplum tarafından dayatılan paradigma mı yanlış?

Yoksa, iki taraftaki sürer durumu sarsacak pro-aktif adımlar atma yerine, Kapsamlı Çözüm bekleme de bizim diğer taktiklere benzen bir manevraya mı dönüştü?


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı