Köşe YazarlarıSürmanşet

Serçeler ve Kıbrıslılar






İki aya yaklaşan virüs tecridi, daha önceleri bakıp da göremediğim bazı ayrıntıları farketmeme neden oldu. Serçeleri mesela…. Tek başlarına kalmamaya çalışıyorlar. Yerde oldukları ve beslenmeye çalıştıkları sırada oldukça ürkekler, hep tedirginlik yaşarlar. Her an birisinin saldırısına uğrayacakmış gibi telaş içindeler. Ağaca geçtikleri zaman ise çok gürültücü, sürekli rekabet ve didişme halindeler. Çeteleşip toplu kavgalar çıkarmaya da çok meraklılar. Ancak yaşam alanlarına bir karga yaklaşmaya kalkışsın, birlik olarak karganın etrafını sarıp topluca kanat çırpmaya ve karga neye uğradığını şaşırana kadar büyük bir gürültü çıkarmaya başlarlar.

Geçen hafta yaşanan bir olay bende, serçelerle Kıbrıslı Türkler arasında davranış akrabalığı olabileceği izlenimi verdi. Nerede ise hiç bir değeri olmayan bir kebap tarifi tartışması, toplumu ayaklanma noktasına kadar getirdi. Show Tv isimli bir Türk televizyon kanalı, üstelik ana haber bülteninde, oruçlulara iftar yemeği tarifi yapacak diye, Kıbrıslının güzelim şeftali kebabının nasıl hazırlanıp pişirileceğini tarife kalkıştı ve işte orda dananın kuyruğu koptu. “Kıbrıs usulü şeftali kebabının olmazsa olmazı kumrucuk soğanıdır” der demez olay koptu. Bir de fırında pişer ve hamburger usulü ekmek arası servis edilir demez mi? Doğaçlama olarak yakın tarihimizin en şiddetli tepkisinin oluşmasına neden oldu. Sosyal medyada bir anda, binlerce onbinlerce tepki geldi. Tepki tarifi yapan aşçıya mı? Televizyon kanalına mı? Yoksa toplumsal kimliğe saldırı zannıyla daha karmaşık yargı değerlerine yönelik mi oldu çok da anlaşılamadı ama bu tepkiye nerede ise sosyal ve siyasi ayrım olmaksızın eli klavyeye ulaşabilen herkes katıldı. Yüzlerce kişi görsel olarak şeftali kebabı nasıl yapılır tarifi yayınladı, hemen her ilçeden, Anibal, Zekai, Anayasa gibi sembol kebapçı ustaları referans gösterildi. Hedeftekilere “Hey sen, değerlerimizle oynama sabrımızı zorlama” mesajı verildi.

Herkes bu aşırı reaksiyonun kültürel kodlarını anlamaya çalıştı. O denli ki; görünüm Kıbrıslı Türklerin Türkiye’ye karşı “şeftalime dokunma” savaşı başlattıkları izlenimine dönüştü. Görüşleri sorulan bazı sosyal medya katılımcıları, bunun ilk olmadığını, daha önce de ayni odakların şeftali kebabının isim babasının Antep’ten gelen Şef Ali diye birisi olduğunu, Şef Ali’nin zamanla şeftaliye dönüştüğünü iddia ettiklerini hatırlattı. Bir başkası, Kıbrısı mutfağının önemli değerlerinden olan hellim ve mulihiyaya yönelik olarak da benzer karalama faaliyetleri yapıldığını, bunda kasıt olduğunu söylüyordu.

Havadis gazetesi yazarı sosyal araştırmalar uzmanı Mete Hatay, yemek kültürünün ulusal kimlik tanımlamasında ciddi bir yere sahip olduğunu söylemekle beraber, bizim hellim, mulihiya ve şeftali kebabı direnmemize farklı yaklaşımlar getiriyor. Mulihiyanın Lübnan, hellimin Mısır ve şeftali kebabının ise İtalya kökenli olduğunu, Türk mutfağı ile ayrışmamızın tarihsel sosyal kökenlerimiz ile ilgili olduğunu söylüyor. Ancak bu söylem bile bu ürünlerin ‘yerli ve milli yiyecekler’ olduğu kanaatini değiştiremiyor. Sonuçta her ulus, her toplum elinde bulundurduğuna sıkı sıkıya sarılma alışkanlığından vazgeçmeye yanaşmıyor. Hatta Kıbrıslı Rumlar’la hellimin kime ait olduğu yönünde halen yürüttüğümüz kavgayı da yabana atmamak gerekiyor.

Geçtiğimiz hafta İtalya’da yaşanan bir tartışma, İtalyanların da tıpkı bizim gibi mutfakları ile ulusal kimlikleri arasında bağnazlık derecesinde sıkı bağlar kurduklarını bir kere daha gösterdi. Virüs salgını nedeniyle uzun süredir kapalı kalan ve güvenli mesafe kuralı ile tekrar açılması planlanan restoranların sahipleri ile hükümet karşı karşıya geldi. İtalyan hükümeti, masalar arası en az iki metre mesafe bulundurmak kaydıyla restoranların açılabileceğine hükmetti ancak bu tasarı,neşeli, keyifli, bol gürültülü yemek yeme alışkanlıklarına sahip İtalyanlarda hayal kırıklığı yarattı. trattoria”da denen bu kültürün halen hızla tüketilen yiyeceklerle tehdit altında olduğu hatırlatan restorancılar hükümete karara uymama ya da iş yerlerini açmama tehditinde bulundular. Ülke çapında 50 bin restoranın açılmayacağı ve bu sebeple sadece bu sektörde 350 bin kişinin işsiz kalacağı söyleniyor.

Hızlı ve bireysel olarak tüketilen yiyeceklerin İtalyan restoran kültürünü tehdit ettiği uyarısını yapan İl Giornale gazetesi konuyu ele aldığı bir haber yorum yazısında durumu şöyle özetledi: Burjuva kültüründe, restoran salt karın doyurmak için değil, sohbet etmek, yanılmakmış veya duygusal anlamda yeni ilişkiler kurmak için gidilen yerdir. Yemek adabı restoranla gelmiştir. Bundan sonra yol yordam bilmeyen dijitalleşmiş kitle insanları bulacağız.






Başa dön tuşu