Köşe Yazarları

Sapla saman karışınca

Bir yılı daha eskittik. Yılları eksiltmede maharetliyiz. Birini uğurluyor, coşkuyla ötekini karşılıyoruz. Ve her uğurlayışta hedefe bir adım daha yaklaşmış oluyoruz.

 

Herkes tatil havasına girdi. “Mood” kelimesini kullanmak istedim, İngilizce. “Haletiruhiye” aklıma geldi, Arapça. Hava da Farsça ama onu herkes biliyor, tanıyor. Bizdenmiş gibi, hem de havalı. Zaten tatil havasına girmiş insan oturup da senin makaleni mi okuyacak? En iyisi, havadan sudan söz etmek.

Tam da bu sırada Havadis gazetesinden mesaj geldi: “Trodos’ta kar kalınlığı 2 cm’ye ulaştı.” İki metre mi diye kuşkulandım. Ama hayır, iki santimetre imiş. Demek ki Kıbrıs’ta iki santimetrelik kar da haber konusu olabiliyormuş.

İlgisi yok ama bu da bana Trump’ın söz dağarımıza kazandırdığı “fake news” (uydurma haber, yalan haber) kavramını anımsattı. Gerçi Trump, kendini eleştiren medya kurumlarına “fake news” diyor. Ama benim anımsadığımın bununla bir ilgisi yok.

Almanya’nın en popüler haber dergisi Der Spiegel muhabiri Claas Relotius, uydurduğu haberlerle üne kavuşmuştu. Var olmayan Süriye göçmenleri hakkında yazdığı acı soslu yazılar o kadar beğenildi ki onlara gönderilmek üzere bankalarda hesaplar açtırdı. Bu hesaplara yatırılan paraları da var olmayan insanlara gönderemeyeceği için hepsini cebe indirdi. 33 yaşındaki gazeteci, hem ünlendi hem de havadan epey para kazanmış oldu. Kulağına ders olsun gazeteci kardeşim, yalan haber yapacaksan böylesini yapacaksın. (Bu, vallahi, “fake news” değil.)

İnternette o kadar yalan haber dolaşıyor ki neye inanacağımızı şaşırdık. Temelli şüpheci olduk. “Gerçekten hakikati arayan biriyseniz, hayatınızda en az bir defa, her şeyden şüphe etmeniz gerekir” veya “Şüpheleniyorum o halde düşünüyorum; düşünüyorum o halde varım” diyen Fransız filozof Rene Descartes, halimizi görse yıldırım hızıyla geldiği yere dönerdi.

Bir süre önce, Facebook’ta bir fotograf gördüm. Bir adam, iki kadınla yürüyor. Kadının biri yanında, öteki de bir adım arkada. İkisi de baştan ayağa siyah çarşaflara bürünmüşler. Adam okullardan birinde “Ahlâk ve Din Dersi” hocasıymış.

Tipik bir “fake news” diye geçiştirdim. Daha sonra bunun fake news olmadığını gazetelerden öğrendim. Fotoğraf gerçekmiş. Fotoğrafı çeken ve Facebook’a yükleyen bir gazeteciymiş. Üstelik bu fotoğrafı çekmekle gazeteci özel hayata müdahale ettiği gerekçesiyle polis tarafından sorguya çekilmiş. Pardon! İktidarda olduğunu sanan CTP hükümet üyelerine de pardon!

Son zamanlarda gördüğüm en sarsıcı “fake news” Başaran Düzgün’ün uydurduklarıdır. Doğrusu dolabın nasıl döndürüldüğünü anlamadım. Aklım öyle işlere ermez. Ancak Başaran’ın uzun yazısında şu ifadeler var:

  • Bir görevli kadın her ay elçiliğe uğrayıp bir çanta dolusu para alıyor ve o paraları Vakıflar İdaresi Müdürü’ne veriyormuş.
  • Müdür de 19 milyon TL tutarındaki bu paraları gönlünce harcıyormuş.
  • Yüksek kira bedeliyle sendika Dome Otel’den tasfiye edilecek ve Dome Otel yeşil sermayeye peşkeş çekilp haremlik – selâmlık bir otele çevrilecekmiş. Bu işlere karışanlardan biri de elçilik mensubu Bilâl Kendirci imiş.

Elçilik bu konuda tatmin edici bir açıklama yapmak zorundadır. Aksi halde töhmet altında kalır. Hesapsız kitapsız çantalar dolusu para taşımak elçiliğin görevleri arasında olmamalı.

Kıbrıs’ta bir deyim var. Bilmem Vakıflar İdaresi Müdürü bunu bilir mi? “Gelelim Evkaf’ın su meselesine”. Evkaf’ın su meselesi ne biter ne iter. Gelen içer, giden içer ama bir türlü tükenmez.

Benim bildiğim kadarıyla sermayenin ne yeşili var ne kızılı ne de siyahı. “Kara para” derseniz, işte, o eksik değil. Her yerde var. “Bir lokma bir hırka” düsturunu benimsemesi beklenen din önderlerinin akçeli işlere bu denli düşkün olmaları anlaşılır gibi değil. Gören de beraberlerinde götürecekler sanır.

Başaran son iki yazısında şunları da yazıyor:

  • Lefkoşa surlar içinde sınıra yakın bir yerde bulunan “Beyaz’ın binası” kent müzesine dönüştürüleceği yönünde protokol imzalanmış olmasına rağmen protokol iptal edilmiş ve kiralanması için ihaleye çıkılmış.
  • Vakıflar İdaresi’nin bütçe görüşmeleri sırasında Yönetim Kurulu Başkanı “kandırıldım ve buna imza attım” demiş.

Yönetim Kurulu başkanı nasıl kandırılmış olabilir? Başaran şu cümleyi de kullanıyor yazısında: “Yönetim Kurulu Başkanı, ihaleyi bir iş adamı adı altında kriminal işler yapan ve geçmişte CTP’li devlet görevlilerini dövdürten birisine kapatmak için büyük çaba sarf ediyor”.

Anlaşılan yeşil sermaye, kızıl sermaye, kara para, hepsi birbirine karışmış.

Türkiye’den esen rüzgârlar, giderek fırtınaya dönüşecek gibi görünüyor.

Yılın son yazısına nokta koymadan önce tüm okurlara mutlu, sağlıklı ve başarılı yeni bir yıl dilerim.

 

 

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı