Köşe Yazarları

Sağlık sisteminin kendisi kanser


Geçtiğimiz hafta, Cuma günü, eşimden gelen bir telefonla allak bullak oldum…

“Yanağım uyuştu, karıncalanıyor, boynuma vuruyor, kuafördeyim, beni hastaneye götür” dedi, telefonu kapattı.
Allah’tan gittiği kuaförü biliyorum…
Arabaya atladım, yolda doktor bir arkadaşımın da yönlendirmesi ile 112 Ambulans Servisi’ni aradım.
Ben eşimin olduğu yere 10 dakikada gittim.
Ambulansı yolda aradım.
Sanırım ambulansın olay yerine ulaşma süresi 5 dakika…
Hemen nabız ölçüldü, şeker ölçüldü…
Şeker 420…
Hemen acile kaldırıldı.
Lefkoşa Burhan nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ni acil servisi ana baba günü…
Sedye ile kalabalığın arasından geçtik, acil doktorlarına ulaştık.
Doktor bana, “Kayıt yapın beyefendi” dedi…
Kayıta yöneldim.
Aldığım numara 164…
O sırada içeriye çağrılan numara 138…
Ambulansla geldiğimiz için biz direk girdik.
Koridorda bekliyorum, doktorların olduğu bölüme girmedim.
420 şeker ne demek?
İyi bildiğim için endişe içerisindeyim.
Bu arada öğreniyorum ki yeni bir ölçüm yapıldı, 220…
Düşüyor…
Acildeki tüm yataklar dolu…
Kapı önü dolu…
İki doktor, 5 hemşire durmaksızın odadan odaya, yataktan yatağa koşuyor.
Herkesin işi acil…
Kadının biri, acil ile bekleme salonu arasındaki kapıdan başını uzatıyor, beni görüyor…
Yüzüme bakarak:
“Nerde bir torpilli varsa aldınız içeriye. Numaram 144 daha giremedim. 160’da gelenler girdi…”
Diyor…
Derdi ne?
Grip ve ateş…
Benim derdim ne?
Ambulansla gelmişim…
Şeker 420 ölçmüş ambulanstaki görevliler…
Ölümle kalım arasındayım nerdeyse…
Derken ağlayarak bir çocuk geliyor babası ve nenesinin kucağında…
Aldığı numara 167…
Elini kapıya kıstırmış…
Ağlıyor…
Boğazı ağrıyan teyze halen içeri girmek için kavga ederken, çocuk şiş eli ile sıra bekliyor.
Dayanamıyorum, doktora gidiyorum:
“Doktor bey dışarıda bir çocuk 4- 5 yaşında. Elini kapıya kıstırmış. Durumu acil. Ancak sırada bekleyen ateşli, gripli hastalar giriyor içeriye… Burada bir standart yok mu? Kimse sizi uyarmıyor mu gelen hastalar ile ilgili?”
Hemen çocuğu içeriye alıyorlar…
Oradaki doktorla ayak üstü konuşuyoruz…
“İçeriye mi bakalım, dışarıya mı? Acil servis miyiz, poliklinik mi? Herkes kendi durumunu acil görüyor… Biz de bu hengame içerisinde her gelenle ilgileniyoruz. Keşke dışarıda aciliyete göre bizi uyaran birileri olsa…”

“Bu hemşireyi dövecem…”
Eşimin yattığı yatağın hemen yanında, karın ağrısı şikayeti ile gelen bir abla…
İki kızı da başında…
İnim inim inliyor…
Midesi patlaycak gibi inliyor.
Kızları panik yaptıkça panik yapıyor…
Kadın, “patlayacağım” dedikçe, kızları da “doktor, hemşire” diye feveran ediyor.
Hemşire diyor ki, “Kızlar siz başında durmayın, ağrı kesici yaptık, serumu da verdik. Bir süre sonra ağrısı geçecek. Siz başında durdukça daha kötü oluyorsunuz. Lütfen dışarıya çıkınız…”
Kızlardan büyük olanının hemşireye cevabı:
“Gelip ilgileneceğine uzaktan bağırın bize. Seni vallahi bugün dışarıda dövecem…”
Ne dedi hemşire?
Ne kabahati var?
“Müdahaleyi yaptık başında durmayın, düzelecek…”
Hemşire ağlamaklı, güvenliği çağırıyor, hasta yakının dışarıya alıyor…

Resmen ırkçılık
Laf söylememek için dışarıya çıkıyorum.
Dışarıda başka kavga…
“KKTC vatandaşı olmayanlar geliyor, biz bakınamıyoruz” diye feveran eden başka bir kadın…
“Hastanın dini dili ırkı mı olur?” diyorum…
“Durumları acil değil. Gündüz işliyorlar. Polikliniğe gitmiyorlar. Gelip acili meşgul ediyorlar” diyor…
Kime kızarsın…
Teyzeye mi?
Hasta hasta bakanlara mı?
Sisteme mi?

“Nerede bu Gülgün?”
İçeriye giriyorum…
Tanıdık bir sima…
“Geçmiş olsun amca, hayırdır?”
Cevap:
“Yahu öğlenden beri burada Gülgün hanımı beklerim gelsin baksın tahlillerime da gideyim. Saatlardır ne geldi ne bastı.”
Allah Allah… Gülgün hanım dediğin, hasta dostu…
Hiç ihmal eder mi?
Derken içeri girmesin mi?
Oradaki doktorlar ve hemşirelerden biri diyor ki:
“Annem girse kapıdan bu kadar sevinmezdim…”
Neden  gecikti peki?
Anlatıyor doktor:
“Maalesef 3 hasta ex oldu… 3 hasaya da ameliyatla pil taktık. Bir hastamız ise tüm müdahalelere rağmen bitkisel hayatta…”
“Gelmedi” denilen 4 saata bakar mısınız?
4 can kurtarmışlar ameliyathanede…
3 hasta canını yitirmiş…

Ama bizim durumumuz “acil…”
Doktor ve hemşire cebelleşiyor ama…
En acil durum bizimkisi…
Yaklaşık 4 saat gözlem yaptım…
Gördüm ki…
Sistem aslında yoğun bakımda…
Gülgün hanıma dedim ki, “Abla ne çekiyorsun bu eziyeti? Hangi insan çeker? Para için çekilecek eziyet mi? Ben olsam bıraktığım gibi kaçarım…”
Sistem bitmiş.
Sağlık sistemi duvara vurmuş.
“Sağlıkta ikinci işten” çok daha önemli sorunlarımız var…
“Hastane Güzelyurt’ta mı olsun, Pendaya’da mı kalsın” da aslında ciddi bir sorun değildir sıralamada…
Dün, sağlık Bakanı Salih İzbul’u ağırladık…
“Sağlıkta silbaştan bir sisteme ihtiyaç var” dediği anda, yaşadıklarım bir bir geçti gözümün önünden…
Yoğun bakımdaki bu sistemle ilgili her teşhis konmuş…
Sayın bakan da teşhisi koyuyor…
Geriye kalan cesurca atılacak adımlar ve irade…
Sağlıkta reform adına atılacak her adıma, bu halkın iyiliğini düşünen her hekim ve sağlık emekçisi destek vermeli…
Ama özel…
Ama devlet çalışanı…
Bu arada…
Hanımı merak ederseniz iyiyiz…
Şekeri kontrol altına almamız gerekiyor…
Tahlillerimizi yaptık, tedaviye başladık.
Yani, KKTC sağlık sisteminden çok çok daha iyi noktadayız…



Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı