Köşe Yazarları

Putin’deki Dostoyevski Saçmalıkları







Putin’in Dostoyevski’nin saçmalamalarından etkilendiği kanısındayım. Nasıl etkilendiğini ve Dostoyevski’nin saçmalıklarının neler olduğunu elden geldiğince izah etmeye çalışacağım.




Eminim, çoğunuz Dostoyevski’nin “Kumarbaz” adlı romanını okumuşsunuzdur. Okumayan varsa bir an önce okumalarını tavsiye ediyorum. Ben üç kez okudum.



Birincisi, Özker Yaşın’dan satın aldığım Varlık Yayınları tarafından basılan Türkçe çevirisi. İkincisi, İngiltere’de Pelican Yayınevi’nin İngilizce çevirisi, Üçüncüsü de Rusça orijinali.

İtiraf etmem gerekir ki beni en derinden etkileyen okuma, ilk gençlik yıllarımda okuduğum Türkçe çeviri olmuştu. Hayret etmekten de kendimi alamamıştım. Bir yazar, nasıl olur da bir kumarbazın psikolojisinin derinliklerini bu kadar iyi bilebilir.

Meğer Dostoyevski, bu romanda kendi ruhunun derinliklerini keşfetmeye çalışıyordu. Yazar, bir ayyaş ve kumarbaz adamın oğluydu. Kendisi de iflâh olmaz bir kumarbazdı. Gözünü kırpmadan varını yoğunu kumara yatırabilirdi. Sonra da gider, bir tüccarın kızı olan ve verem hastalığı ile boğuşan ilk karısı Maria Dimitriyevna İsayeva’nın elbiselerini gizlice alır, onları eskicilere satar ve kumar oynamaya devam ederdi.

İngiltere’ye ilk gidişimde birlikte çalıştığım Kıbrıslı arkadaşlardan birinin kumarbaz müptelâsı olduğunu fark ettim. O da kendi haftalığını kumara yatırdıktan sonra gider karısının haftalığına da zorla el koyardı.

Ertesi sene İngiltere’ye giderken yanımda Dostoyevski’nin Kumarbaz kitabını götürdüm. Kumardan uzaklaşması için yararlı olacağını ümit ederek kitabı ona hediye ettim. Hiçbir yararı olmadı.

Kumarbaz yanı sıra “Suç ve Ceza”, “Budala”. “Karamazov Kardeşler”, adı Fakir İnsanlar olan ve Türkçeye “İnsancıklar” olarak çevrilen roman gibi kitaplar yazan biri olsa olsa “deha sahibi” olarak nitelendirilebilir.

Peki, bu dâhinin saçmalıkları neler olabilir? Bunlar siyasi görüşlerinde aranmalıdır. Siyasi görüşlerini de kardeşi ve bir arkadaşıyla birlikte çıkardıkları “Vremia” (Zaman) ve “Epoha” (Devir, Çağ) adlı dergilerdeki yazılarında, bir de “Bir Yazarın Günlüğü” (1873-1881) adlı kitabında bulabiliriz.

Dostoyevski, her şeyden önce, koyu bir Hristiyan’dır. Konstantinopolis (İstanbul) patriğine bağlı bir Ortodoks Hristiyan. Putin, KGB ajanı iken ateistti, şimdilerde koyu bir dindardır. Moskova başpiskoposunu yanından eksik etmiyor.

Dine bağlılığını kanıtlamak için manastırların bulunduğu Yunanistan’daki Athos (Aynoroz) dağına çıkıp bu kutsal yerin cemaatlerin moralini yüksek tutmada önemli bir yer tuttuğunu vurguladı. Bu kutsal dağa değil kadın, dişi sinek bile çıkamazmış.

Moskova kilisesine bağlı olan Kiyev kilisesi birkaç sene önce bağımsızlığını ilan edip de İstanbul Patriği bu durumu onaylayınca Patrikhane’yle ve Yunan kilisesi ile ilişkilerini dondurmuştu. Bağımsız Ukrayna kilisesini tanımaması için Kıbrıs kilisesine baskı uyguladı. İki arada bir derede kalan Kıbrıs kilisesi bir açıklama yapmaktan kaçındı.

Bazı Rus gözlemcilerine göre, Putin’in dindarlığı gösterişten öteye gitmiyor. O kadar ki alın-göbek-sağ omuz-sol omuz şeklinde çıkarılan haçı Putin sıkça önce sol omuz sonra da sağ omuz olarak yanlış yapıyor.

Freud’un psikanaliz konusundaki düşüncelerinin ve Sartre’ın Varoluşçuluğunun temelinin Dostoyevski’de bulunduğunu iddia eden düşünürler vardır. Buna rağmen bu dâhi yazarımız bir ırkçı ve Panslavist’tir.

Dostoyevski’ye göre yeryüzünde üç temel topluluk var. Batılılar, Doğulular ve Ruslar. Rusya’nın ulaşması gereken iki hedefi var:

  1. a) Tüm Slavları Rus Bayrağı altında toplamak. Ukrayna’dan Polonya’ya, Sırbistan’dan Bulgaristan’a, tümünü.
  2. b) Asya’yı fethetmek. Asya’yı fetheden Rusya istikrar ve refaha kavuşacaktır.

Batılılar uygarlığın lokomotifliğini yapagelmişlerdir. Ancak son zamanlarda Batı’nın barutu tükenmiştir. Yapması gereken en akıllı hareket, Rusya’nın önderliğini kabul etmesidir. İnsanlığı kurtaracak olan Ruslardır.

Doğulular insan bile sayılmazlar, barbardırlar. Türkler doğuludurlar. Bu nedenle onları geldikleri yere yani Asya’ya kovalamak gerekir. İstanbul bir an önce fethedilmelidir. Ayasofya tekrar kiliseye çevrilmeli, üzerine haç dikilmeli ve orada Ortodoks Hristiyan ayini yapılmalıdır.

Yazara göre, Türkler kelle avcıları ve çocuk katilleridir. Türkler vahşi bir sürüdürler ve Rusların en büyük düşmanıdırlar. Bayıldıkları işkence türü de çocuklarının gözleri önünde babalarının derilerini yüzmektir.

Dostoyevski’nin roman yazarlığına toz kondurmam ama özetlemeye çalıştığım bu görüşler, saçmalıklarla dolu değil mi? Yazar ifrat ile tefrit arasında gidip gelen biridir. Ola ki bu türden ırkçı yazıları sara nöbeti geçirdiği sıralarda kaleme alıyordu.

Dostoyevski’nin Türkleri harita üzerinden silmek arzusu ile Putin’in Ukrayna diye ayrı bir devletin var olmadığını, Ukraynalıların aslında Rus oldukları, zaten dillerinin Rusça olmasını bahane edip Ukrayna’ya bomba yağdırması arasında ne fark vardır? İngilizce konuşan kaç ülke ve devlet olduğunu kendisine sayan olmamış mı?

Ukrayna’yı Neonazilerden kurtaracakmış. Halbuki kendisi bir diktatör, etrafına topladığı kişiler de paragöz, aşırı milliyetçi ve ırkçıdırlar. Rus tanklarının çiçeklerle karşılanacağına inandırılmıştı. Akla gelmeyen bir savunma ile karşılaşınca sinir küpüne dönüştü ve sivil mekânları hatta hastaneleri bombalatmaya başladı.

Rusya’ya ve özellikle de kendine sempati duyan insanlar grubu oluşturmak için son beş yıl içinde iki generale 6 milyar dolar aktardı. İşgal ettiği ülkede hiçbir sempatizana rastlamayınca generallere soruşturma başlattı kendilerini de ev hapsine koydu.

“Novıy Tsar” (Yeni Çar) Putin’in dâhi yazar Dostoyevski’nin siyasi görüşlerinden etkilenmiş olduğu gün gibi aşikâr.

 

 









Başa dön tuşu