Köşe Yazarları

Peysajda Cinsiyet: 1950’lerin Kıbrıs’ında Köylü Kadını Resmetmek

EMAA Kitap Serisi – 2








Kitap, Elena Parpa tarafından kaleme alınmış ve Jenan Selçuk tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Kitap iki dilli, Türkçe ve İngilizce olarak basılmıştır. Dr. Parpa, Lefkoşa’da yaşayan bir sanat tarihçisi ve küratördür.




Kırsal kesimde kadın figürlerinin resmedilmesinin cinsiyet açısından ele alınması, özellikle iki tablo üzerinden yapılmaktadır. Birisi Adamantios Diamandis’in (1900-1994) “Ekiciler” tablosu ile bizim kuşağın resim hocalığını yapan İsmet Vehit Güney’in (1923-2009) ”Mesarya’daki Kadınlar” adlı tablosu.



Diamandis’in bana Henry Moore’un heykellerini anımsatan iki yuvarlak şekilli kadın eğilmiş tohum ekiyor, bir üçüncü narin ve zarif kadın, tohum ekenleri seyrediyormuş gibi kenarda ayakta duruyor. Tablonun adı “Fideftries” olarak belirtilmiş ve Türkçeye “Ekiciler” olarak çevrilmiştir ki yanlış değildir. Gene de ben olsaydım tablonun adını “Tohum Eken Kadınlar” olarak çevirirdim. Zaten Fideftries kelimesi tam olarak “Ekici kadınlar” demektir.

İsmet Vehit Güney’in “Mesarya’daki Kadınlar” tablosuna da itirazım şöyle: Tabloya bu ismi ressamın kendisi mi vermiş yoksa daha sonra mı verilmiş bilmiyorum. Tabloda orak biçen iki figür var. Biri elinde orak tutan ve ayakta duran bir kadın figürü, öteki de eğilmiş orak biçen bir figür. Başkalarını bilmiyorum ama bana eğilmiş olan figürün bir erkeğe aitmiş gibi geliyor. (Ressamlarımızın bu konuda ne diyeceklerini çok merak ediyorum.)

Kitabın kanımca en ilginç yanı, 1932-33 yıllarında yapılmış olan ve 1957 yılında ilk kez Ledra Palace otelinde sergilenen “Fideftries” tablosu ile ilgili yapılan yorumların aktarılmış olmasıdır.

O günlerde EOKA, Enosis için mücadele ediyordu ve Rumların çoğu Yunanistan’a bağlanmanın an meselesi olduğuna inanıyorlardı. Kendilerini de büyük Helen uygarlığının bir parçası olarak görüyorlardı. Yorumları bu açıdan değerlendirmenin yararlı olacağını sanıyorum.

Ayrıca şuna da dikkat etmek gerekir: Rumlar “Kıbrıslılık kimliği”nden söz ederken aslında Kıbrıs Rum kimliğini kastediyorlar. “Çoğunluğu Kıbrıslı Rum eleştirmenler tarafından yazılan bu incelemeler, halkın gerçekte gördüklerinin estetik ve resme dair olanın ötesinde bir şey olduğunu açıkça ortaya koyuyor; resimlerin Kıbrıslılık kimliğinin belirli algılarını ilettiği konusunda birleşiyordu.” (s.37) Sergide “Asmaaltı Türkü” ve “Asmaaltı Faytoncuları” adında Türklerle ilgili iki tablo olmasına rağmen Rumlar arasında böyle bir algı oluşabiliyormuş.

“Bu incelemelerin çoğunda, Diamandis’in sergisi Kıbrıslı kimliğinin ‘gerçekliğini/özgürlüğünü’ yakaladığı için övülmekteydi. Ressamın çalışmaları, ‘Kıbrıs yaşamının görsel bir ansiklopedisi’, ‘şimdiye kadar gördüğüm en Kıbrıslı sanat’ ya da ‘bir adanın renklerden yapılmış şarkısı’ olarak nitelendirildi. Ayrıca “Diamandis’in resimleri ‘en derin Kıbrıslı benliğimizin …ruhundan bir şeyler’ taşıyordu”. (s.38)

Gelelim eleştirmenlerin Kıbrıslılığı nasıl yorumladıklarına… Hrisantis “antik Dor heykelciliğini anımsatan çiziminin sadeliğinden ötürü” resmi takdir ettiğini belirtti. (s.40)

“Ethnos gazetesinde, Diamandis’in ‘Kıbrıslı köylülere bakarken Antik Yunan’ın dünyasının çok eski çizgilerinin ve şekillerinin yansımasını gördüğünü’ vurgulayan bir analizin parçası olarak kullanıldı”. (s.40)

Kendisi de bir ressam olan Delemahos Kanthos “soldaki heybetli figürün manzaradaki arkaikliği tamamlayan arkaik bir sütun gibi göründüğünü söyledi. Bu gözlemlerin, özellikle resmin solunda duran figür ile ilgili varılan ortak kanılardan birisi de söz konusu köylü kadının, kimlik kavramlarının görsel düzenlemesi olarak yorumlanmasıdır. Bir Dor heykeli veya arkaik bir sütun gibi göründüğünü söyledi”. …“Bir Dor heykeli veya arkaik bir sütun olarak nitelendirile bu figür, neredeyse topraktan çıkarılan ve kültürel kimliğin kesin bir işareti olmanın ağırlığını taşıyan arkeolojik bir buluntu gibi, peyzajın arkaik geçmişine ve dolayısıyla adanın Kıbrıslılığına yani ‘Yunanlılığına’ tanıklık etmekteydi.” (s.40)

“Diamandis’in kadın temsillerinden çıkarımlarda bulunan sanat tarihçisi Antonis Danos, gerçekten de sanatçının çalışmasında ‘adanın Helenik kültürünün yaşayan tanıkları olarak Kıbrıslı köylülüğü ve topraklarını ‘putlaştırma çabası içinde “kadın” formunun ideolojik bir arketipe yükseltildiğini’ kabul eder. (s.40)

Bu milliyetçi okumaları bir kenara bırakırsak Diamandis’in şahsında  farklı bir insan görürüz. Omorfo Öğretmen Koleji’nde öğretim görevlisi iken öğrencilerinden Cevdet Çağdaş ve Şinasi Tekman’ın İngiltere’de resim eğitimi görebilmeleri için onlara burs aldırmış bir kişiydi. (1960 öncesinden Rumların “Morfu” dedikleri kasabaya biz “Omorfo” diyorduk. Kitapta niye “Morphou” olarak yazıldığını anlamış değilim.)

Kitapta İsmet Vehit Güney’le ilgili bildiklerimizin dışında fazla bir bilgi yoktur.

Bu türden kitapların düzeltisini yapacak olan kişinin biraz Rumca/Yunanca bilmesi gerekmektedir. Kitapta bu konuda tutarsızlıklar vardır. Örneğin, alıntı yapılan kitabın adının çevirisi “Renklerde Kıbrıs şarkısı” olarak verilmiş (s. 19) halbuki “Renklerle Kıbrıs Türküsü/Şarkısı” olması gerekirdi. Aynı sayfada “Pancyprian Sanatseverler Birliği” geçiyor. Neden “Tüm Kıbrıs Sanatseverler Birliği” değil?

“Kathiğitis” kelimesi bazı yerlerde “öğretmen” (s.38), bazı yerlerde “profesör” (s.41) olarak geçiyor. “Lapithos’un Kavakları” da yanılmıyorsam bizim “Lapta’nın Kavakları” olmalıdır. Lapta’da kavak kaldı mı? (Köylerinin adının Malazgirt olmaması için Laptalıların ayaklandıkları günleri anımsar gibiyim.)

Dibine darı ekiyorum ama siz kulak asmayın, ben kitabı okurken büyük zevk aldım. Eminim, okursanız siz de alacaksınız.









Başa dön tuşu