Paranın ne dini var ne de milliyeti

7 Ocak 2018 Pazar | 12:18
Bekir Azgın
bekir azgın

Son zamanlarda paradan o kadar çok söz edildi ki ben de bir para güzellemesi yapayım dedim.

Gönül tesellisi bulmak isteyen pulsuzlar size “Para dediğin el kiri” diyecekler, “Geldiği gibi gider”.

Birine taş atmak isteyen birileri de kelimeleri sündüre sündüre “Para ile imanın kimde olduğu bilinmez” diyecek.

Hali vakti yerinde olan kişi, büyük bir alçak gönüllülükle size “Paran olursa Mahmet Ali’sin, paran yoksa başı açık delisin” veya “Paran varsa cümle alem kulun, paran yoksa tımarhanedir yolun” der.

68 kuşağından arta kalan birileri size “Bazı insanlar o kadar fakirdir ki paradan başka bir şeyleri yoktur” diyecek ve büyük bir ihtimalle şöyle devam edecektir: “Para ile mevki kazıktır, kimse üzerine oturamaz”.

Antik Yunan düşüncesine meraklıysa size Yunan atasözünü anımsatıp “Para her kapıyı açar ama her kapıyı kapatamaz” diyecektir.

Nasrettin Hoca fıkralarını okuyanlar, düdüğü parayı verenin çaldığını anımsarlar.

Bir ukala çıkıp size şunları da sırayabilir: “Para şıkırtısı, gelin kıkırtısı gibidir”, “Paranın çoku da yoku da ahlâkı bozar”, “Para ile dağlar gülistan olur ama para ile dost bulunmaz”, “Vakit nakittir”, “Para anayı kızdan, kaşı gözden ayırır”.

Gözden kaçırdıklarımı da siz tamamlayın. Biz başa dönelim.

Yıl 1803. Amerika’da Thomas Jefferson, Fransa’da Napolyon Bonapart iktidarda. Jefferson, İngilizlerden aldığı bilgiyle tedirgin. Fransa ile İspanya arasında yapılan gizli bir anlaşmayla Louisiana bölgesi Fransızlara devredilmiş.

Fransa kralı XIV. Louis adına izafeten Amerikanın o bölgesine Louisiana adı verilmişti. O zamanki Louisiana, şimdikinden çok daha büyüktü. Louisiana Amerikanın eline geçince Jefferson “Bir damla kan akıtmadan ülkemizi iki misli büyüttük” diyecekti.

Amerika’nın güney yarısı ihracatını New Orleans limanından yapıyordu. Bu liman kenti hala Louisiana’nin en büyük kentidir. Buradan tütün, un, viski, peynir ve tereyağı gibi ürünler ihraç ediliyordu. O günkü koşullarda ürünlerini limana ulaştırmanın en pratik ve en ucuz yolu Missisipi nehrini kullanmaktı. Fransızlar Amerikalılara limanı kapatabilirlerdi. Amerika savaş yoluyla kenti ele geçirmek durumunda idi. Ama Jefferson, New Orleans’ı satın almayı denemek yolunu tercih etti.

Fransa’daki elçisine pazarlığı başlatmasını emretti. Ona yardımcı olması için Paris’e bir de bakan gönderdi. New Orleans için önerdikleri fiyat 2 milyon dolardı. Fransızlar bu öneriyi kabul etmeyince fiyatı 10 milyon dolar’a kadar yükselttiler.

Napolyon’un kendine göre başka hesapları vardı. Avrupa’da çıban başının Büyük Britanya olduğuna karar verdi. Orayı işgal ederek bu belâdan kurtulmak istiyordu. Bunun için de büyük bir donanma ve askerler için silâh ve özellikle de top gerekiyordu. Bunlar için de para.

Birkaç sene önce Mısır seferi sırasında Nil Savaşı’nda tek kollu Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanması, Fransız donanmasını yok etmişti. Akka’da ise karşısına Cezzar Ahmet Paşa adlı bir çetin ceviz çıkınca fazla bir şey elde edemeden Fransa’ya dönmüştü. Elinde sadece o seferde toplattığı tarihi ve kültürel eserler kaldı. Dolayısıyla Hiyeroglif yazısının okunmasuna vesile oldu.

Şimdi kısmet ayağına gelmişti. Ele geçireceği parayla hem intikamını alacaktı hem de aklından geçirdiği ama henüz sahibi olmadığı “İmparator” unvanına lâyık olduğunu tüm dünyaya kanıtlayacaktı.

Gizli sevislerden gelen bilgilere bakılırsa güçlü bir Britanya donanması Meksika körfezinde bekletiliyordu. Fransa, Britanya’ya savaş açar açmaz, İngilizler Louisiana’ya saldıracaklardı. Amerika da savaşa katılırsa ki New Orleans’a ihtiyaçları olduğuna göre katılma ihtimalleri yüksekti. Böyle bir durumda Fransa iki ateş arasında kalmış olacaktı. Yani Louisiana kaybedilmiş bir davaydı.

Bir gün gece yarısına doğru Amerikan heyetine bir teklif yapıldı: “Size new Orleans kenti yerine Louisiana’yı satalım” ve 15 milyon dolara anlaştılar. Amerika ile haberleşmek 30-35 gün alıyordu. Bu nedenle Amerikalılar aldıkları emirlerin dışına çıkıyorlardı ama Napolyon’un fikir değiştirebileceğini hesaba katarak işi bağlamak gereğini duydular.

Heyet üyeleri, anayasaya aykırı bir iş yapmışlardı. Üstelik hükümetin o kadar parası da yoktu. Jefferson’un muhalifleri, haklı olarak ayaklandılar. Ancak Jefferson kararı destekledi ve senatodan bir karar geçirerek işlemi yasallaştırdı.

Ne var ki parayı ayarlayamıyorlardı. Hesabı nasıl yapsalar, kitabına uyduramıyorlardı. Fransa’nın Amerika’ya 3.5 milyon dolar borcu vardı. O çıkınca geriye 11.5 milyon kalıyordu ama o da yoktu.

Sonuçta devlet bonosu çıkarmaya karar verdiler. Devlet bonolarını Fransa belli bir indirimle İngiliz Banker Alexander Baring’e sattı. Sonuçta Napolyon’un eline 9 milyon dolara yakın bir para geçti. Amerika da hektarı 3 sentten bir ülke satın almış oldu.

İşin ilginç yanı şu ki Baring kasalar içinde paraları Paris’e taşırken Fransa ile Britanya savaşa tutuşmuşlardı. Ve bir İngiliz, ülkesiyle savaşan düşmanını silahlandırmak için ona para taşıyordu. Boşuna dememişler paranın dini ve milliyeti olmadığını.

Napolyon, Britanya’yı işgal etme hayalini gerçekleştiremedi çünkü İngiliz parasıyla oluşturduğu donanması Trafalgar’da Nelson kumandasındaki İngiliz donanmasına, 1805 yılında, tekrar yenildi.