KıbrısKöşe Yazarları

Pandemi kuralları açılımı ve ekonomide açılım?




Bu hafta başlayan işyerleri açılımı yavaş yavaş genişlemeye başladı. Umudumuz, devamında mesafe ve hijyen kurallarına da uyarak gerek ülkemizi gerekse tüm dünyayı saran salgının yavaşlayarak yok olmasıdır. Şimdiye kadar alınan önlemlerle çok iyi bir sonuç alınan sağlık konusunda aynı titizlikle devam edileceği inancımızdır. Sağlık yönetimi ve sağlık çalışanlarımıza teşekkür ederken, çalışma koşullarının da en iyi seviyelere getirilmesi konusunda temennimizi de dile getirelim. Çünkü bu tecrübe bize çok şey öğretti sanırım, sağlık varsa , her şey var olabilir.

Şimdi bu hafta iş yerleri açıldı, ancak genelde iş olmadığı söyleniyor. Zaten bunu beklemek boşuna beklemektir. Daha ilk günden defalarca ifade ettik. Alım gücü oldukça düşürülen halkın alış veriş yapacağı da düşünülüyorsa, halâ çok yanlış düşünülüyor. Çünkü şimdi herkes kara kara mevcut mükellefiyetlerini nasıl karşılayacağını, borcunu, harcını, kredi kartlarını, konut giderlerini, sağlık, eğitim vs. nasıl karşılayacağını düşünmektedir. Halkın genelinin geliri kısıldı fakat elektrik, su, borç ve taksitler ve mükellefiyetler kısılmadı.!

Hatta piyasada fiyatlar daha da arttı. Döviz çıkar fiyatlar iki misli artar, döviz düşer fiyatlar düşmez. Kontrol denetim maalesef hiç yok. Tek taraflı önlemlerle daha da sıkıntıya düşülecektir. Halkın sesine ve toplumun içine düştüğü darlık pek kaale alınmıyor.

Hiç bir ülkede bu salgın döneminde sadece küçük bir kesim korunarak halkın genelinin gelirini kısma gibi tek taraflı önlemler alınmadı.

Ekonomik önlem olarak, kesintiler ile mükellefiyetleri ve çekleri erteleme yapıldı. İşverenlerin çoğunun çalışanlarını aynı günden durdurmalarına karşılık işten atılan on binlerce çalışanların çaresizliği karşısında Yetkililerin bu işverenlere karşıönlem almaması önemli bir eksikliktir. Devlet bu zamanlarda düzenleyicilik rolünü ifa edemiyorsa ve maddi durumu çok iyi durumda olan işverenlerin de bütün yükümlülüklerini devralıyorsa, hem haksızlık ve devlete ağır bir yük hem de çalışma alanında özel sektöre karşı daha büyük bir güvensizlik doğuracaktır.

Zaten hakların korunması bakımından Özel sektör çalışanlarının çoğunluğunun güvensizliğinin en önemli nedeni de iş hayatının daima askıda olması ve yasal örgütlenme ve yasal haklarının korunmamasıdır ki bu büyüyen ekonomide bu görev Hükümetlere düşer, işveren ve çalışanlarla ortak bir noktada çözüm bulunması gereği vardır.

Bir de yükü paylaşmayanların çoğuna,hem de paraya en çok ihtiyaç duyulduğu bu günlerde, ‘beyana’ dayalı vergilerin dahi,bir evvelki yılın kazancından 2019 yılına ilaveten geriye dönük 2018 ve önceki yılların vergileri de geçen gün geçirilen yasa ile düşürülmüştür.

İlaveten yine işletmelerin halktan toplayıp Maliye’ye aktaracağı KDV ile,‘Şans oyunları’ vergisinde dahi geçen gün %10 indirim daha yapıldı. Yani devlet hem bir kesime sürekli vergi bağışlıyor hem de  devlete aktarılması için halktan toplanan KDV’lerin %10’unu firma veya kişilere bağışlayarak, kalsın diyor ve cebinden de ödeme yapıyor.

Bidayetten yanlış politikalarla gelir azalması dolayısıyla herkes önünü göremediği cihetle harcama yapamayacağı açıktır.. Dıştan gelen talep de pek yakın görünmüyor. Biraz olsa da ihtiyatla alış veriş yapacak.

Dolayısıyla bu yıl ve gelecek yıl bir süre daha İç talebe dayalı bir ekonomi sürdürülmesi zorunluluğu var. Hükümetin iç talebi arttırması için alım gücünü  güçlendirmesi şarttır. Yolları da belli.Ekonomi içinde sirkülasyon sağlanmalıdır. Bu taleple salınacak para miktarının 5 katı veya belki 6-7 katı(hızına göre) sirkülasyon nedeniyle, çarpan etkisiyle para hacmini daha da artıracak ve piyasayı canlandıracaktır.

Diğer hususları tekrarlamayalım. Çok tavsiyeler yapıldı.. Daha fazla geç olmadan ve her türlü ödemelerde daha fazla tıkanmalar ve geri dönülmez zararlar olmadan Hükümetin yol haritasını hazırlaması gerekir.

Devlette bir de  ‘Teşvikler ve muafiyetler’  menfaat sağlama kılıfı olmamalıdır. Uzun bir zamandan beri bu konu çeşitlidefa gündem  olmuş ve yetkililer de bunun devam etmemesi gerektiği konusunda çok beyanatlar verildiği halde bu konuya hiçbir Hükümet önlem alamadı ve aynı menfaatler devam etmekte hatta ilave menfaatler de sağlanmaktadır.

Yani devamlı belli kesimlere 10 yıllarca, gelire muhtaç bir devlet, sübvansiyon sağlamaktadır.Sübvansiyonlar ekonomiye ve ülke halkına büyük bir yüktür. Bu yükten kurtulmadıkça ne ekonomide genel bir refah paylaşımı ne de devletin Maliyesi güçlenebilir. Artık fazlaya kaçan bu muafiyetlerin hem sınırlandırılması ve örneğin en fazla 5 yıl süre ile de kısıtlanması gerekir.Ekonomik önlemler içinde bunlar da olmalıdır.

Kamu kuruluşları bu nedenle Hükümetlerce kapanmıştı. Yük olduğu gerekçesiyle. Şimdi özelleştirme politikalarıyla özel sektörün bir kesimi yıllardır ekonomiye ve halka, bu muafiyetler ve indirimlerle, Kalkınma Bankası’ndan uzun vadeli düşük faizli kredilerle sağlanan ‘sübvansiyonlarla’ yük olmaktadır. Dolayısıyla devamlı sübvanse edilen duruma gelmişse ekonomiye menfi etkileri dolayısıyla buna uygulanacak seçenekler bellidir..

Sıkıntıları sistemlere bağlamak çok yanlıştır. Bu sistemleri insanlar  uyguladığına göre ‘zihniyetler’,  yasaları ‘demokratik ve sosyal anlayış’ ve genel kamu menfaatine yönelik yapmak uygulamak ve irade kullanmakla çözülebilir. Yoksa aynı sistem bir ülkede en demokratik ve sosyal devlet anlayışı içinde yürütülürken, diğerinde tam tersi zihniyetle uygulanırsa aynı düzen sağlanamaz. Sistemler konusunda yorumumu başka yazıya bırakıyorum.






Başa dön tuşu