Hava DurumuYaşam

Ozon tabakası iyileşiyor



İngiltere’de yapılan yeni bir araştırma ozon tabakasının tamamen iyileşme potansiyeline sahip olduğunu ortaya koyarak, çevresel hasarın tersine çevrilmesinde nadir bir başarıyı müjdeliyor ve küresel eylemin bir fark yaratabileceğini gösteriyor.

Araştırmada 2000’li yıllardan bu yana ozon tabakasındaki deliğin düzenli olarak küçüldüğü ortaya konularak Montreal Protokolü’nün önemine değinildi.

Nature dergisinde yayınlanan bilimsel bir makale, çevresel zararın tersine çevrilmesinde nadir bir başarıyı müjdeliyor ve düzenli küresel eylemin bir fark yaratabileceğini gösteriyor.

OZON TABAKASI TAMAMEN İYİLEŞME POTANSİYELİNE SAHİP

İngiltere’de yapılan araştırmada ozon tabakasının iyileşmeye devam ettiği ve tamamen onarılma potansiyeline sahip olduğu ifade edildi.

Stratosferde yer alan ve Güneş’ten yeryüzüne ulaşan ultraviyole radyasyonun çoğunu emerek koruyucu bir kalkan görevi üstlenen ozon tabakası olmasa gezegende hiçbir canlı hayatta kalamazdı.

Geçmişte, insanların kullandığı çeşitli ürünlerde bulunan kloroflorokarbonlar (CFC’ler), ozon tabakasında yaşamı tehdit eden bir hasara neden oldu.

Çalışmanın Başyazarı olan ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nde (NOAA) çalışan Colorado Boulder Üniversitesi Öğretim Üyesi Antara Banerjee, The Independent’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:

ZARARLI MADDELER 2000’Lİ YILLARIN BAŞLARINDA AZALMAYA BAŞLADI

“Güney yarımkürede, özellikle hava sirkülasyon modellerinde iklim değişikliği belirtileri bulduk. Araştırmanın zorluğu, değişen hava sirkülasyon modellerinin Montreal Protokolü’nün uygulanmasını takiben azalan ozon deliğinden kaynaklanıyordu. Güney yarımküredeki jet akımı, ozon tabakasının incelmesi nedeniyle 20. yüzyılın son on yıllarında güney kutbuna doğru yavaş yavaş kayıyordu. Çalışmamız, hareketin 2000’den beri durduğunu ve hatta tersine dönebileceğini keşfetti. Hareketteki duraklama, ozon deliği iyileşmeye başladığı zamanla başladı. Ozon deliğinden sorumlu olan ozon tabakasına zarar veren maddelerin emisyonları – sprey kutularından ve soğutucu akışkanlardan gelen CFC’ler, Montreal Protokolü sayesinde 2000 yılı civarında azalmaya başladı.”

“Jet akımını etkileyen sadece ozon değil, aynı zamanda karbondioksitin (CO2) de etkisi var. Gördüğümüz şey, jet akışını bir yöne (kuzeye) çeken ozon geri kazanımı ile diğer yolu (güneye) çeken artan CO2 arasında bir ‘çekişme’ olduğudur.”

“Değişen jet akışındaki duraklamayı görüyoruz çünkü bu iki kuvvet şu anda dengede. Ozon tamamen düzeldiğinde ve CO2 güneye doğru itmeye devam ettiğinde bu durum değişebilir. ”

ÇEVRE İÇİN İYİ HABER

Banarjee, “Avustralya’da 2000’den önce ozon tabakasınının inceldiği zamanda, jet akımının daha güneye ilerlediği ve yağmur taşıyan fırtınaları o bölgeden uzaklaştığı için kışların ılıman geçtiği belirtilmişti. Bu değişiklikler şimdi eskisine dönebilir ve bu da Avustralya için iyi bir haber olabilir. Güney Amerika gibi diğer bölgeler için, ozon tabakasının incelmesi tropik bölgelerde genişlemeye ve daha fazla yağışa neden oldu. Tarımsal üretim bantları genişledi, bu da onlar için iyi oldu, ancak şimdi istikrar kazanabilir. Bunun ekonomileri ve gıda güvenliği üzerinde etkileri var” diyerek ozon tabakasının iyileşmesinin çevre için çok önemli katkıları olacağını vurguladı.

Banarjee, ozon tabakasının Montreal Protokolü sayesinde iyileşmeye devam ettiğini belirterek, “Bu uluslararası antlaşmanın işe yaradığını gösteriyor ve gezegenimize daha önce yaptığımız hasarı tersine çevirebiliyoruz. Protokole bağlı kalmaya devam edersek, ozon deliğinin – farklı zamanlarda, atmosferin farklı kısımlarında – iyileşmesi öngörülmektedir. Bazı bölgelerde, bunun önümüzdeki birkaç on yıl içinde ve bazılarında ise yüzyılın sonlarında olabileceğini düşünüyoruz” açıklamasını yaptı.

MONTREAL PROTOKOLÜ HAKKINDA

Eylül 1987’de Ozon Tabakasını İncelten Maddeler İlişkin Montreal Protokolü kabul edilmiştir. 1985 yılında Antartika üzerindeki ozon deliğinin tespit edilmesi ile hükümetler, birçok Kloroflorokarbon (CFC)’ların ve bazı halonların üretimini ve tüketimini azaltacak katı önlemlere ihtiyaç olduğu yargısına varmışlardır. Montreal Protokolü, periyodik olarak yapılan bilimsel ve teknolojik değerlendirmeleri temel alarak azatlım takviminin revize edilebileceği şekilde oluşturulmuştur.

Bu teknik ve bilimsel değerlendirmeleri takiben, söz konusu Protokole ait takvimdeki azatlımın hızlandırılması için 1990’da (Londra),1992’de (Kopenhag), 1995’de (Viyana), 1997’de (Montreal), 1999’da (Pekin) ve 2007’de (Montreal) tekrar düzenlenmiştir. Ayrıca bu düzenlemeler, yeni kontrol maddelerinin ve yeni önlemlerin de anlaşmaya dahil edilmesine neden olmuştur. 196 ülkenin taraf olduğu Montreal Protokolü, çevre konusunda oluşturulmuş en başarılı çok taraflı anlaşma olarak tanımlanmaktadır. Haziran 1990 yılında, Londra’da protokolün büyük bir başarısı olarak görülen ve gelişmiş ülkelerin katkıları ile oluşturulan bir “Çok Taraflı Fon (MLF)” kurulmuştur. Bu fon, gelişmekte olan ülkelerin endüstrisine; OTİM’lerin giderilmesine yönelik projelerde teknik uzmanlaşma, yeni teknolojiler ve ekipmanlar için kullandırılmaktadır.

Türkiye; Protokole 19 Aralık 1991 tarihinde taraf olmuştur ve tüm değişikliklerini kabul etmiştir. Protokole ilişkin ulusal ve uluslararası çalışmaların izlenmesi Ulusal Odak Noktası görevini yürüten Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koordinasyonunda gerçekleştirilmektedir.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı