Köşe Yazarları

Öyle büyük işlere girmeye ne gerek var, salla gitsin…


Bir hükümetten 100 günde öyle çok fazla bir beklentide bulunmak çok gerçekçi değil, bunu biliyoruz.

Ya da bizim buralarda böyledir, böyle alıştık.

Onun için çıtayı çok yukarıda tutmadık. Hep yaptığımız gibi.

UBP-HP kendilerinden önceki kırk küsur hükümet gibi, yüzüncü günde basının önüne çıktı.

Yine kendilerinden öncekiler gibi, sadece umutlarını, vaadlerini söylediler.

Benim en çok dikkatimi çeken, Türkiye’den kopyalanmış, 2023 hedefiydi.

İşte bu yakışmadı…

2023 seçim senesi. Yani hedef gelecek seçimi kazanmak mı?

Yapılacak tüm icraatlar, seçim yatırımı mı olacak? Bunu mu demek istiyorlar?

Siyasetçinin aklındaki önceliğin seçim olduğunu biliriz de, keşke bunu böyle gözümüze sokmasalardı.

Bu cümleyi gördükten sonra, insanın güveni mi kalır?

Toplumun genelinin seçim diye bir gailesi yok ki.

Derdimiz, gündelik hayatın yakıcı gerçekleri ki, ondan bahis yok.

Söylenenlerin özetini ben “niyet ettik” diye okurum. O bile bir şeydir de, bir kaç da küçük adım olsaydı.

O çalıştay toplandı, bu konsey toplandı. O plan yapıldı, bu plan yapıldı. Hep yapıldı o çalıştaylar da konseyler de, planlar da. Sonuç? Uygulanmaz ki. Ben icraata bakarım, sonuca bakarım…

Erhan Arıklı’nın dediği gibi, hedeflerin verdikleri 300 günde gerçekleşmesi bile mümkün değil.

Uzun, çok uzun vadeler koymuşlar, hayal gibi. Seçime daha 4 yıl var değil mi?

Ankara’dan para almanın ilk adımını atmalarına mı umut bağlayım?

Yoksa stratejik plan hedefine mi?

Okullar açıldı, açılıyor, eğitimin yerlerde sürünen hali için kısa vadede düşündükleri nedir?

Ya o yıllar yılı planlanan, gelenin gidenin birbirini “yapamadı, biz yapacağız” diye eleştirdiği genel sağlık sigortası? Lafı bile geçmiyor.

Pahalılık, üretimin düşmesi, turizmde düşen rakamlar, yollar dışında tek bir yatırım olmayışı.

Kamudaki çürüme, yozlaşma…

Halkın her gün illallah dediği bürokrasi?

Nüfusun belirsizliği, beş yıl sonra ne olacağının kestirilemeyişi, konunun ağızlara bile alınmaması… Adrese bağlı kayıt sisteminden söz edildi birkaç kelimeyle. Bak bu heyecan verici. Ama keşke bir takvimi olsaydı. Belki daha inandırıcı olurdu.

Bir de çalışma affı çıkacakmış yine. Bakın bunda kararlılar. Bugüne kadar hiçbir işe yaramadığı, aksine kaçak çalıştırmayı teşvik ettiği ortaya çıktığı halde, bu kıyak tekrar edilecek, yapanın yanına kalacak.

Daha nice her gün yüz yüze geldiğimiz, yılların birikmiş sorunları….

Dişe dokunur tek şey, devletin alacaklarının üstüne gitmiş olmaları. Onun da sonuçlarını merakla bekliyoruz. İcralar, uyarı mektupları, sonuç?

Toplanabilen vergi gelirleri yüzde kaçtan yüzde kaça çıktı?  Hedef ne?

En azından, “Türkiye ile para ilişkimiz bundan böyle alt yapı, kalkınmaya destekten öte gitmeyecek” diyebilselerdi. Gerçek bu çünkü.

Bundan hareketle de ne yapacaklarını söyleselerdi. Devletin gelirlerini artırmak, kaynak yaratmak için ne yapacaklarını mesela.

Bu bizim görmezden gelemeyeceğimiz  temel meselemiz.

Devletin kaynaklarını nasıl daha verimli kullanacaklarını, bu konuda bir düzenleme yapıp yapmadıklarını söyleselerdi. Söylemediler.

Bu verimsiz teşvik-destek-sübvansiyon sistemi devam ettiği sürece, o kara delikle kalkınma omayacağını kendileri de biliyor olmalılar.

Ekonomi Bakanlığı’nın ne yaptığını boşa kimse merak etmesin, yine birilerine hibe verilecekmiş. E hedef seçim ya.

Hükümet uyumluymuş, belli. Kimsenin kimseden şikayeti yok.

Siz sadece, federal bir ortaklığın mümkün olmadığı konusunda da hemfikir olduklarına bakın.

Çünkü bunu dün de teyit ettiler. Hükümetin varlık sebebi gibi bir şey.

Temel meselede demek ki uyumlular ve öyle büyük hedefleri de yok.

Sizin de beklentiniz olmasın…

YERİN KULAĞI VAR

YAKIŞMADI:

Öyle veya böyle, Ersin Tatar’ın kafasından geçenleri, birikimini ve kabiliyetlerini, ülkesine bağlılığını yakından bilirim. Fakat gördüğüm tablo, bana geleneksel “treni içeriden sallama” hükümetleri tablosunu hatırlattı. Kısaca, ne söylenenleri, ne yaratılan algıyı Ersin Tatar’a yakıştıramadım. Onun heyecanı, yapmak istedikleri, en azından ekonomiyle, ülkedeki adaletsizlikle ilgili düşünceleri yoktu masada. Her şey soyuttu. Demek ki, ne kadar inançlı olunursa olunsun, siyaset ilkeleri boğuyor…

BUGÜN ARİFE, YARIN BAYRAM:

El-Sen, bugün uyarı grevi yaparak Başbakanlığa yürüyecek, Cuma günü ise süresiz greve gidecek…

Bugünkü uyarı eylemi sonrası hükümetle bir uzlaşı sağlanıp, süresiz grev ertlenir mi bilemeyiz ama, olası bir grev için hazır olmak lazım. Sendika her ne kadar, “toplumu mağdur etmemek adına gerekli önlemleri aldık” dese de, siz yine de hazırlığınızı yapın… El-Sen keşke boş işlerle uğraşacağına, Hükümet açıklamalarında geçen “elektrikte entegrasyon ihalelerinden” bahsetse bize. Olay gerçekleşti de haberimiz mi yok?

SENİ KİM AFFETSİN?:

Dışişleri Bakanı Özersay federal bir çözümü savunanları “statükocu” ilan etti. Özersay’a göre “federal bir çözüm” istemek “ihanetle” eşdeğer. Hatta daha da ileri giderek bunu savunanları tarih ve Kıbrıs Türkü’nün affetmeyeceğini söyledi. Acaba dün başka, bugün başka konuşan Özersay’ı, tarih affeder mi? Kıbrıs Türkü’nün affetmeyeceğinden eminim…

KABİNEDE DEĞİŞİKLİK OLACAK MI?:

Son günlerde sıkca dile getirilen “kabine değişikliği” konusu önceki günkü basın toplantısında Başbakan’a soruldu. Tatar,  “öyle birşey yok” demek yerine; “Beni oyuna çekmeye çalışmayın. Oyun yapmayın bana. İş karıştırmayın” dedi. Ben de bunu, değişikliğin olabileceği olarak algıladım.

 NASIL OLUR DA TÜRKİYE’DEN DÜŞÜK ÇIKAR?:

Türkiye’de Ağustos ayı enflasyonu yüzde 0,86 olarak açıklandı. Bizdeyse, 0,38. Nasıl olur? Neredeyse herşeyimizi Türkiye’den aldığımıza ve her türlü malı oradaki rakamların çok üstünde ithal ettiğimize göre, bizde enflasyonu bu kadar düşük çıkartan nedir? Ne ürettik, ne sattık da böyle? Aklıma HP bağlantısı geliyor ya, neyse…

KAMUOYU BAŞARDI:

İstesek neler yaparız da, kitlesel örgütlenmemiz zayıf. Avcıların “daha çok, daha çok” talepleri, sokaklara dökülüp, daha çok hayvan öldürmek istediklerini beyan etmeleri karşısında halkın tepkisi büyük oldu. Taleplerini değerlendireceğini söyleyen hükümet, en azından narenciye bahçelerinin ava açılması konusunda geri adım attığını duyurdu. Kim ne derse desin, o geri adımı attıran da kamuoyunun başarısıdır…

 ZİRVEDEKİLER

Rasıh Reşat: “Bana göre bu 100 gün basın toplantısı olmamış. ‘Hükümet 100 gün geçti bir şey yapamadı’ şeklinde bir eleştiri yöneltmiyorum. Ama eleştirenler elbette olacak çünkü bu basın toplantısı ile bu fırsat verildi. 100 günde bu ortamda bir şey yapılması zaten pek mümkün değildi.

Sadece bir şey yapılamamışsa, 100 gün geleneğini sürdürüp, içinde itfaiyeci diploması ve Ankara ziyaretinin icraat gibi yansıtıldığı bir 100 gün basın toplantısı yapmasaydınız keşke diyorum”…

DİPTEKİLER

Ayşegül Baybars: İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars’ın basın toplantısında, kamuoyunu sarsan yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık olaylarını geçmiş on yıl içindeki yasal eksikliklere bağlamasını bir yere not ettim. Sayın  Bakan, o olayların yaşandığı tarihler, senin ortağının iktidar günleri. İçinde adı geçenlerden  biri o partinin eski bakanı, şimdi milletvekili, biri ilçe başkanı. Keşke hiç söylemeseydi bunu. Ayıp oldu…

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı