Köşe YazarlarıSürmanşet

Okul Öncesi Sınıflarında 35 Farklı Ülke, Tekkültürlü Eğitim

Okul Öncesi Eğitim Derneği






“Dersim başlamak üzere olduğundan, öğrencimi sakinleştirerek sınıfına kadar eşlik ettim. Bu sabah yaşanan ağlama nöbeti ise rutin ağlama nöbetlerinden farklıydı. Eğitim döneminin neredeyse ortasına gelmemize rağmen öğrencim okula uyum sağlayamamış, Türkçe bilmemesi ve sınıf öğretmeninin kapsayıcı olmaması ise bu problemi çok daha zorlu bir hale getirmişti. Öğrencimin konuşabildiği tek dil İngilizceydi ve okulda anlaşabildiği tek kişi bendim. Branş öğretmeni olduğum için her kırk dakikada sorumlu olduğum sınıf değişiyordu. Bu durum ise öğrencim için fazladan zorluk çıkarıyordu. Sabahları okula gelmemek için ağlayan 5 yaşındaki bu küçük çocuğun okuldaki en küçük ihtiyacı için beni bulması ve derdini anlatması gerekmekteydi.

O sabah öğrencimi sakinleştirmek için ‘Şimdi sınıflarımıza katılmamız lazım, şu an arkadaşların içerde kahvaltıya hazırlanıyorlar beni ise bekleyen başka bir sınıf var’ dediğimde öğrencim ‘Onlar benim arkadaşlarım değil. Kimse beni anlamıyor! Bu okulda kimse beni anlamıyor!’ şeklinde cevap verip tekrar ağlamaya başladı. O kadar kötüydü ki, sakinleşmesi için ailesinin okula gelmesi gerekti. Bu durum, diğer öğretmenlerin de yardımcı olmasına rağmen, sistematik bir müdahalede bulunamadığımız için bir yıl boyunca böyle devam etti.”



Kültürel çeşitlilik ve çokkültürlü eğitimin gerekliliğine dair beni çok etkileyen bu anımı paylaştığımda aldığım tepki bu durumun bir istisna olduğu, KKTC’de kültürel çeşitliliğin olmadığı yönündedir. Halbuki KKTC, çeşitli kültürel azınlıkları bünyesinde barındırmasının yanı sıra, çeşitli sebeplere bağlı olarak yoğun göç almaktadır. Bu olgulara ek olarak çeşitli alt kültürler, sosyal hareket ve hak talepleri ile daha görünür hale gelmiştir. Bu çeşitliliğe rağmen kültürel çeşitliliğin görülmemesi aslında ada geçmişimiz ile yakından alakalıdır.

Ada geçmişimizdeki sömürge ve çatışma sonrası izler, toplumumuzda kültürel kimliğin “sahip çıkılması” gereken bir olgu olduğu görüşünün ortaya çıkmasına ve kültürün dinamik bir olgu olduğunun göz ardı edilmesine yol açmıştır. Elbette toplumlar kültürlerini bilmeli ve benimsemelidirler. Buna rağmen, toplumlar aynı zamanda farklı kültürler ile etkileşimlere girebilmeli, bu etkileşimler ile kendi kültürlerini veya ortak kültürü geliştirebilmelidirler. Bu önermenin bir yansıması olarak eğitim, kendi kültürel kimliğinin farkında olup diğer kültürel kimlikleri tanıyan, çeşitli kültürlerin bulunduğu ortamlar içerisinde hayatını idame ettirip bu kültürler ile sağlıklı etkileşimlerde bulunabilen, dünya vatandaşı bireyler yetiştirmelidir.

Eğitim ile ilgili çizilen bu basit çerçeve, aslında uygulama olarak daha karışıktır; sınıfta çeşitli ırk, etnisite, din, cinsiyet, cinsel yönelim, sosyo-ekonomik düzey, dil ve yetenek durumuna sahip öğrencilerin eğitim deneyimlerinin iyileştirilmesi ve öğrenciler için ayrımcılığın ve eşitsizliğin olmadığı eğitim ortamlarının yaratılmalıdır. Bu amaçlara ulaşabilmek için dünyada pek çok ülke, çokkültürlü eğitimi benimsemiştir.

KKTC’de çokkültürlü eğitime bilimsel bir zemin hazırlanması amacı ile yapılan çalışmalarda okul öncesi sınıflarında (2018 yılı verileri ile) 35 farklı ülkeden gelip Türkçe konuşamayan öğrencinin bulunduğu, çeşitliliğin olduğu bu sınıflarda gerek öğretmenlerin gerekse farklı ülkelerden gelen öğrencilerin çeşitli problemler yaşadığı tespit edilmiştir. Türkçe konuşabilen yabancı çocuklar, mevsimlik işçi çocuklar ve mülteci çocuklar eklendiğinde bu sayıların arttığı ve yaşanan problemlerin çeşitlendiği söylenebilir. Burada altını çizmemiz gereken durum; bu sayıların temsil ettiği çocukların olduğu ve bu çocukların gelişimlerinin en yoğun olduğu erken çocukluk dönemindeki eğitimsel deneyimlerinin olumsuz yönde olduğudur.

Bu yazıda tekkültürlü olarak tabir ettiğim mevcut eğitim sistemimiz içerisinde “görünmez olan” bu çocuklara ulaşabilmek için çokkültürlü eğitime ihtiyaç vardır. Üstelik çokkültürlü eğitim sadece çeşitli kültürlerden gelen çocukları kapsamaz. Yapılan çeşitli araştırmalar, çocuklarda ön yargı oluşumu, kimlik gelişimi ve grup dinamiklerine ilişkin gelişimsel temellerin erken çocukluk döneminde atıldığını ve özellikle okul öncesi dönemin bu olgular için kritik dönem olduğunu işaret etmektedir. Bu sebeple çokkültürlü eğitim, sınıfta bulunan tüm çocukların kimlik ve kültürel zekâ gelişimlerine katkı sağlamasının yanında, bir dünya vatandaşı olabilmeleri için gerekli bilgi ve beceriler ile donanmalarına yardımcı olur.

Peki tekkültürlü eğitimin terk edilip, çokkültürlü eğitim sınıflarımızda yer bulması için ne yapmamız gerekir? Öncelikle böyle bir reformun başarılı olabilmesi için, öğrenciye “akademik bilgi aktarmayı” hedefleyen ve sınıflar arası eşitsizliği körükleyen eğitim anlayışımız yerine çocukların gelişim odaklanan ve çocukların yeterliğini tanıyan bir anlayışa sahip olmamız gerekmektedir. Bu süreçte ise eğitimdeki tüm paydaşlar ortak bir çokkültürlülük duruşu için bir araya gelmeli; bilimsel veriler ışığında oluşturulan çokkültürlü programlar tüm paydaşlar tarafından teşvik edilmeli, oluşturulan politikalar ile hizmet içi ve hizmet öncesi öğretmen eğitimleri sağlanarak okulların çokkültürlü dönüşümü desteklenmelidir.

Unutulmamalıdır ki; ırkı, etnisitesi, dini, cinsiyeti, cinsel yönelimi, sosyo-ekonomik düzeyi, dili ve yetenek durumu fark etmeksizin, adada kalıcı olsun ya da olmasın, sınıfımızdaki tüm çocuklar bizim sorumluluğumuzdur. Bu sorumluluğa sahip çıkmak ise odağında çocuk olan tüm kesimlerin birincil görevi olmalıdır.







Başa dön tuşu