Yaşam

muhatabım memesi olan herkes






Ne yalan söyleyeyim, o güne kadar meme kontrollerini aklına eserse yaptıran vurdumduymazlardan biri de bendim. Ama o gün, o röportajı yaptığım kadınların hikâyesi, suratıma öyle bir tokat indirmişti ki, her yıl düzenli meme kontrollerimi yaptırmaya başladım.

Genetik geçmişimde meme kanseri yoktu. Otuzumdan önce çocuk doğurmuş ve emzirmiştim. Sigaram yoktu. İçkim tek tüktü. Alay konusu olacak kadar sağlıklı besleniyordum. Spor yapıyordum. Dünya bana güzeldi yani! Ta ki 20 gün önce, kontrollerimi yaptırdığım hastaneden “Sağ memenize tekrar mamografi çekmemiz gerekiyor, lütfen acil gelin’ telefonunu alana kadar. Nihayetinde, Türk filmleriyle büyümüş bir nesiliz. Kafamda bin çeşit senaryo, ortada kanserin k’si yokken elim belimde “gel ulan kanser gel, seni de yenmezsem Şermin değilim” derken buldum kendimi. Ama sonuç çıkınca eli maşalı olmayı, savaşmayı gerektirecek bir durum olmadığını öğrenince derin bir ‘oh’ çektim. Mememde takip edilmesi gereken önemsiz bir şeyler vardı, o kadar. Hastaneden 9/8’lik göbekler ata ata pür neşe çıktım. Fakat kısa bir süre sonra, geçen yıl da “mamografi iyi çıkmadı sağ memenizi bir daha çekeceğiz” demeleri aklıma düştü. “Bir sorun yok” denilerek evime yollanmıştım. İçime ‘acaba’ diye bir kurt düştü. Düşen kurdu çıkarmak için soluğu Prof. Dr. Vahit Özmen’in kapısında aldım. Tekrar mamografiler MR’lar derken, doktorumun müthiş titizliği sayesinde iki gün içinde kendimi ameliyatta buldum. Mememdeki kanserli tümör ve iki lenfim alınmıştı.



O iki gün boyunca ‘Neden ben?’ sorgulamasına girmedim bile. O hakkımı 13 Ocak 2012’de konulan beyin tümörü teşhisimde, gani gani kullanmış, hayata küsmemeye, taşın sabrı, suyun ruhuyla daha da büyüme söz vermiştim kendime. Ne tesadüf ki, aradan tam iki yıl geçtikten sonra, yine bir 13 Ocak günü bu kez kanser teşhisi kondu. Aklıma ilk gelen 13 yaşındaki kızım Nisan’dı. Ben atlatırdım ama annesi bu kadar üst üste hastalık geçiren bir çocuk nasıl etkilenecekti? Bana döndü ve kalbimin üstüne çöken kayayı kuşa çeviren şu cümleleri söyledi: “Sen tanıdığım en güçlü kadınsın. Hayat sana ağlaman için binlerce sebep veriyor ama gülmen için de bir o kadar sebep gösteriyor. Beyni açılmış kadınsın, memeni açsalar çok mu!”

Merkezi sinir sistemi çöktüğü için, yüzüne konan sineği bile kovamayan, bir çay kaşığı suyu bile yutkunamadığı için içemeyen, çocuğunun başını okşamak için ölüp bittiği halde okşamayan bir ALS hastası yakınım olunca, meme kanserime isyan etmeye bile utandım. Ne olacaktı ki? Bu işin en olmazsa olmazı erken teşhisim konmuştu, tedavisi de yapılıyordu. Öldürmüyordu. Sevdiklerim de aslanlar gibi arkamdaydı. Ne diye ağlayıp sızlayacaktım? İşte tam da bu yüzden kanserimi bir şölen gibi yaşamaya, şairin dediği gibi, kışın bu kasvetli günlerinde üzerine yaz düşmüş haylaz bir cümle olmaya karar verdim.

DREN’E ALLI PULLU KESE
Ameliyatımın dördüncü günü, evde ‘Eşref Vakti’ dinlerken dren’im kalça üstüne denk geldiğinde harika göbek atıldığını keşfettim. Vücudumun üst tarafı ağrıyor, sızlıyordu ama kalçalara bir engel yoktu. Dren’in görüntüsü pek çirkindi. En allı pullusundan bir kese bulup drenimi buna koydum. Sonra da absürtlüğüne bakıp bakıp kahkahalar attım. Dren’e gelen kan miktarını not etmek gerekiyordu. #DirenŞermin yazarak notlarımı aldım. Kanseri öyle yaşıyordum ki, suratında sivilce çıksa dünyanın sonu sanıp hayata küsen kötümserler, yalan söylediğimi bile düşündü. Ameliyat sonrası gelen patoloji raporlarına göre 1. evre kanserde kemoterapi almayacak, radyoterapi uygulanacak ve beş yıl ilaç tedavisi görecektim. E, bu da kısmen iyi bir haberdi, dostlarla birkaç kadeh parlatılarak itinayla kutlanabilirdi. Twitter takipçilerimden bazıları ‘Anzer balın benden abla’ mesajları attı, bazıları şifa niyetine müzik videoları yolladı. Bazıları da şiir sevdiğim için mısralar gönderdi. Eric Bana ve Robert Downey Jr. aşkımı bilen zalim arkadaşlarımdan biri de, moral olsun diye birlikte oynadıkları filmlerden sahneler yollayıp, bütün gün suratımda sersem bir gülümsemeyle gezmeme neden oldu.

DİZ ÇÖKÜP SİZE YALVARIYORUM
Diyeceksiniz, ‘Anladık be kadın kanser olmuşsun, yıkılmadın ayaktasın da bize ne!” Şu efendim; Türkiye’de her 8 kadından biri meme kanseri! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyecek durumda değiliz hiçbirimiz. O yılan gelip, bana dokunduğu gibi her an size de dokunabilir. Ve o yılana ‘kışt’ demenin tek çaresi erken teşhis. Hastane odamda henüz narkozdan yeni yeni ayılıyorken, beni bekleyen arkadaşlarıma meme kontrollerini yaptırsınlar diye yalvardım. Bu yazıyı okuyan kadınlar; sizin de önünüzde diz çöküp yalvarıyorum: Ne olur kuaförde saç boyattığınız vakit kadar, sutyen denemeye ayırdığınız süre kadar, meme kontrollerinizi yaptırmaya vakit ayırın. Bu yazıyı okuyan erkekler, size de yalvarıyorum! Ne olur sevdiğiniz kadınların elinden tutup, meme kontrollerini yaptırmaları için ısrar edin.

Ameliyatımdan sonra ‘acaba’ diye düşünüp kontrole koşan arkadaşlarımdan birinde meme kanseri tespit edildi. Bir başka arkadaşımın koltuk altı lenflerinde büyümüş bir kitle bulundu. Bu kadar burun buruna olduğumuz bir tehlikeye ne olur sırtınızı dönmeyin. Dünümüzde anılar, yarınımızda umutlar ve arzularımız var. Daha, Nazım Hikmet’e verdiğimiz sözü tutacağız arkadaşlar. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler, motorları maviliklere süreceğiz!







Başa dön tuşu