Köşe Yazarları

Modern köle ticareti ve sömürü


Bir çift yeşil göz yarı ağlamaklı azcık bir öfkeyle bakıyordu kameraya!

Yaşı ya 9, ya da taş patlasa 10’du.

Beş ay evvel ailesiyle birlikte gelmişti Kıbrıs’a.

Güya üç dört ay portakal toplanıp geri Türkiye’ye dönülecekti.

Bugün COVİD 19 karantinası sırasında parasız pulsuz aç billaç bırakılmaları basına çıktıktan sonra alelacele limana Türkiye’ye gönderilmek için getirilip bırakılmışlar.

Birkaç yıl önce yine gelmişti Kıbrıs’a ama küçük olduğu için hatırlamıyordu!

Ailesi Türkiye’de milyonlarca olan enformel mevsimlik işçilerdendi..

Bu işçiler özellikle 1990’larda “teröre karşı savaş” sırasında evleri yanmış ve öylece ortada kalmışlardı!

Ailecek mevsime göre ya Giresun’a fındığa, ya Rize’ye çaya, ya da Kıbrıs’a portakala gelip bir süre çalışıp diğer işe gidiyorlardı. Memleketlerinden fazla gurbette geçiyordu zamanları.

Ailecek çalışıyorlardı, yani kimse onlara yaşını başını sormuyordu zaten, ailecek pazarlanıyor, ailecek işe götürülüyorlardı.

Bu yüzden ailelerin nüfusları da büyük oluyordu. İş gücü aile büyüklüğüne göre büyüyordu.

Yedi sekiz yaşlarında başlıyorlardı çalışmaya.

Enformel hayat demek, kayıt dışı bir hayattır. Tek iş akitleri aile büyüklerinin kontraktör denilen modern “köle tüccarlarıyla” el sıkışarak yaptıkları sözlü anlaşmalardır.

Genellikle gözden ırak yerlerde çadırlarda veya aceleyle ucuz briketlerle yapılmış, elektriksiz, susuz kümes gibi yerlerde yatırılmaktadırlar.

Çocukların bazıları eskiden kayıtsız olmalarına rağmen okula alınabiliyordu gittikleri yerlerde. Bu şimdi özellikle Kıbrıs’ta daha zor bir hale bürünmüştür.

Kıbrıs’ta da geçen gün anlattığım gibi 1980’lerden beridir bu “köle ticareti” devam etmektedir.

Hiçbir sivil toplum, siyasi parti veya sendika bu duruma yeterince parmak basmamıştır bugüne kadar!

Türkiyeli dernekler ve kurdukları hemşeri partileri de Türkiye devletinin avukatlığını yapmaktan, buradaki vatandaşlarının böylesi çalışma koşullarıyla ilgilenmeye vakit bulamamışlar galiba, bu enformel işçi ailelerin yaşadıkları onların da pek umurunda olmamıştır bugüne kadar.

Gelenlerin büyük kısmının Kürt olması, bu ilginin az olmasında bir faktör mü acaba? Olabilir. Ama nedenin sadece o olduğunu sanmıyorum.

Ortada çok büyük bir yasa dışı durum mevzubahistir ve göz yuman idareciler bunun suç ortağıdırlar.

Yakından baktığımızda enformel olmalarının yanında yoğun bir çocuk işçi kullanımı vardır.

Diyeceksiniz bunu aileler izin vermektedir. Olsun onlar çaresizlikten bu yola giderken, getiren kontraktörler bu çeşit enformel yaşamdan azami kar beklentisiyle yaralanmaktadırlar.

Çocuklu aile demek. Kalacak yerlerin daha ucuza mal edilmesi demektir. Yani bir aileyi bir odaya sokabilmektedirler. Aile reisi üzerinden tüm aileyi sömürebilmektedirler.

Evet Kıbrıs Türkü bu kesimle sadece gelen işçi ailelerini arada bir referans noktası yaparak, “bak 7 çocukla gelirler, vatandaş olurlarsa ayvayı yedik!!” gibi söylemlerde kullanırlar..

Ama ne bunu durdurmaya çalışırlar ne de bu insanların durumlarını düzeltme ve çocukları bu sömürüden kurtarmak için kafa yorarlar.

Onlar sadece Yafa zamanı gelen, limon zamanı bir daha gelen ve gidecek olan sömürüye açık ilgilenmeye değmez göçmen kuşlarıdır.

 

Arada bir “yok oluyoruk” söyleminde, çizilen bir karikatürde tıraşsız yüzleriyle bize tecavüz etmeye gelen yaratıklar olarak resimlenirler ama sonra çabucak hafızamızdan silinirler..

Ta ki onların da canına tak edip isyan edene kadar!!

Yazan: Mete Hatay 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı