Köşe Yazarları

Merhabā Yāhû! Merhabā Merhabā

 

Bizim kuşak onu “Halikarnas Balıkçısı” olarak tanıdı. Okuduğumuz hikâye ve roman kitaplarında hep o ismi görüyorduk. Daha sonra onun “Cevat Şakir” olduğunu öğrendik. Üstelik yazarlığı yanısıra iyi bir de tarihçi olduğunu ve bu nedenle seçkin turistlere rehberlik yaptığını öğrendik. En sonunda da soyadının “Kabaağaçlı” olduğunu öğrendik.

Ömer M. Koç’un yayına hazırladığı ve 99 Osmanlıca yazılmış mektubu içeren “Bākî Muhabbet” adlı kitapta Cevat Şakir’in Fikret Adil’e yazdığı iki mektubu bulunmaktadır. Biri kısa bir not, öteki dört sayfalık uzun bir mektup. İkisi de tarihsiz.

Mektuplarından zekâ ve hiciv fışkırıyor. Dalga geçecek birini bulmazsa kendi kendisini sarakaya alıyor. “Merhabā Yāhû! Merhabā Merhabā” diye başlayan kısa mektubunda Cevat Şakir, İzmir’den İstanbul’a geldiğini, Fikret Adil’in evine uğradığını, apartmandaki daireyi bulamadığını yazar ve şöyle devam eder:

“Kapıcıyı aradım, o da devlet bankalarının altınları gibi yedi kat yere gömülmüş galiba. Beni görmek istiyorsan bizim apartmana haber bırak. Merhabā, gözlerinden öperim.”

Uzun olanı “Merhaba ey can Merhaba!” diye başlıyor ve hemen espriyi patlatıyor: “Yahu kulağın hiç çınlamadı mı, veya çınladığı zaman hangi dost bizi hatırlıyor veya anıyor diye düşünmedin mi? Seni göreceğim geldi. Canım sıkıldıkça dakk-ı bab ederek [kapı çalarak –BA] (bazen dakk-ı pencere edelim derken parmaklık mı, çam mı – her ne ise – devirdiğimiz de vāki olurdu ya. Tamir edildi mi? Çok utandım, fakat meret çürüktü.)” [Muziplik adamın paçalarından akıyor. Ne olduğu aşikâr değil ama çam devirdiği kesin. Bu vesileyle bir de gözlemimi aktarayım: günümüzde, soru ekini, ondan önce gelen kelimeye bitiştiren ortaokul öğrencisini çaktırırlar. Halbuki Cevat Şakir’in mektubundaki “mı” soru eklerinin hepsi de bir önceki kelimeyle bitişik yazılmıştır. Gramer kurallarının bu kadar kısa sürede değişmiş olması tuhaf.]

“Demoktar İzmir” gazetesinde mahpus kaldığından yakınır. Gazete sahiplerinden biri aynı zamanda kereste tüccarıymış ve ondan satın aldığı kerestenin parasını vermeye kalkışınca olanlar olmuş: “Parasını vermeye kalkışınca ‘a canım senin çatında bizim de bir çöpümüz bulunsun’ dedi. Keresteyi ödemek için sarfettiğim bütün gayret boşa gitti. Adama şükran borçlusu ve şükran borcu dolayısıyla da gazeteye tıkılakalmayayım mı? Hani ya bir söz vardır. Gözüne çöp bilmem nerene kazık kaçarsa hangisini evvela çıkarırsın? diye. Biz ne çatımızdaki çöpü, ne de başka yerimizdeki keresteyi çıkaramadık gitti.”

Bir gazete yazı işleri müdürünün başına gelenleri de esprili bir şekilde şöyle anlatıyor: “Ne yazıyorum? Aman sorma, fıkrasından tut da magazin sahifesine konulacak bacak resimlerine kadar her şeyi yazıp çiziyorum. Her Allahın günü, her davayı hall ü fasl ediyor [çözümleyip sona erdiriyor – BA], her meseleyi bir çırpıda ta kökünden kesip atıyor, her mudaleyi ve muammayı [denklem ve bilmeceyi -BA] çözüyorum, her suale cevap, her cevaba sual yetiştiriyorum, her derde çare buluyorum. Bu gidişle pek uzak olmayan bir günde zekâmın ve aklımın da tükeneceğinden ve tımarhaneyi boylayacağımdan korkuyorum. Fakat ne gezer efendim! Bitmez tükenmez bilgime hayret ediyor ve hayran kalıyorum. Amma de sonu gelmez bir kaynakmışım da hiç haberim yokmuş. Ne inciler saçıyorum ki içimden hava habbeleri [ekin taneleri -BA] gibi boncuklar gibi durmamacasına fıkırdayıp geliyor. Ekonomi mi istersin skatoloji [b.k bilimi –BA] mi? Bütçe mi, koproloji [gübre bilimi –BA] mi, canlı malların üretilmesi mi, bayır turplarının gelişimi mi, anayasa mı, hukuk ve guguk mu, CHP mi, DP mi, MP mi, PTT mi, A’dan Z’ye kadar mı, topunun anasını, babasını, gelmişini geleceğini, mesken darlığını, şalgam bolluğunu, nehir sandalı ve kapı mandalını mı, elektrifikasyon, atmasyon, uydurmasyon mu, enflasyon, devalüasyon, ve körler enstitüsü mü? Topunun da hakkında verip veriştiriyorum. Hem de itiraz kabul etmez bir salâhiyet ve katiyetle. Sen meseleyi ortaya koy ben hemen sana onun ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl ve ne zaman olduğunu ve bundan sonra da ne olacağını bildireyim ve vereceğim malumatı hemen kâğıt üzerine tesbit edeyim ki sözlerimin ihtiva edecekleri lâyemut [ölümsüz –BA] hakikatler rüzgâr tarafından bir zarta [yellenme –BA] gibi havaya uçurularak kaybolmasınlar. … Birkaç samimi şey yazmadım da değil, fakat onlara saman değildir diye İlyada’yı hor gören iyi tımar edilmiş eşek gözüyle baktılar.”

Mektup şöyle bitiyor: “Merhaba. Gözlerinden öperim. Leffen [ilişikte –BA] ince ince retüş ettiğim bir fotoğrafımı gönderiyorum. Böyle şey yapmam fakat madem ki çocukların ısrarı üzerine resim alındı sana göndereyim bari. Küfretmek istediğin zaman çıkarır çıkarır bakarsın. … Merhaba! Merhaba! Merhaba!

Adama hayran olmamak elde değil. Merhaba!

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı