Röportaj

“Mehmet sevdalandıydı bana ama ben o taraflı değildim çok”

Yüzlerinde yılların verdiği yorgunluğu anlatan ifadelere rağmen çevreye dağıttıkları mutluluk ve gülümsemelerle herkesin sevgisini kazanan çiftimiz, birbirlerine mutluluk ve sevgiyle bakabilmeyi bugüne kadar başarabildi. Bizlerde onlara nice mutlu yıllar diliyoruz ve mübarek ellerinden öpüyoruz.

Ali Atamer: 1950’lerin Topçuköy’ünde yaşam nasıldı?

L.B.: 1938 Topçu köy doğumluyum. Topuzlarınan gezerdik yollarda Urumlar basacak diye köyü. Altın ovaya oradan İbladan’a göçmen olduk. Gızlar için zordu hayat. Suyu testiynan omuzlarda daşırdık. Gazanları gurar uruba yıkardık. Biz anacığım ovalarda bilem uyuduk. Erkenden burçak yolmaya kalkardık. Erkekler biçer kadınlar da demet bağlardı. Te öküzler dönsün yiroyu 7-8 demet bağlardık. Öğlen bulgur pilavı yapardık köy yoğurduynan. Badadez yağnisi, böğrülce, bakla bunlar en iyi yemeğimizdi. Eskiden badadez fakir yemeğiydi hem fasulye ama şimdi zengin yemeği oldu.

Ali Atamer: Vallahi be neneciğim canımız çekti olsa da yesek. Peki Mehmet dedeciğim erkekler için 1950’lerin yaşamında hayatı zor kılan neydi?

M.B.: 1936 bura doğumluyum. Çalı süpürgesi yapardık hala daha yapardık. Şimdi “İstilla” yaparık. Çok evvelden demet yükletmek için eşeklere, ağzı çatala benzediği için bunları kullanırdık. Mandırayı ve büyük havlıları, Öküz çifti altlarını süpürürdük. Bostan bağ ekerdik. Babamın yanında ilkokulu bitirinca işe goyulduk. Odun sabanıynan sürerdik tarlayı. Bütün gün ovada orak biçerdik demet bağlardık. Öğlenleri nenenizin da dediği gibi elinan kesilen şehirgeynan yapılan pilavı da yerdik. Irgatlara da verirdik. Soğan ve badadez da ekerdik. Toprak bardaklar, testiler vardı suları onlarda içerdik. Buzluğa ihtiyaç yoktu. 1915’lerde rahmetli babam anlatırdı yere küp gömerlerdi eti onun içine gorlar ve devamlı olarak donmuş şekilde galırdı ve bozulmazdı.
L.B.: Eskiden Ayva portakal turunç macunu yapardık. Gelen misafirlere onu ağırlardık.

Ali Atamer: Aslında ne kadar doğal, sağlıklı ve mutlu bir yaşantınız vardı.

L.M.: O sağlıktır bizi tutan anacığım. Şimdiki çocuklar hep hormonla büyür.

Ali Atamer: Bu kadar yoğun bir hayatın içinde kendinize sosyal imkanlar yaratır mıydınız?

M.B.: Sinemaya giderdik İskele’ye. Bandili ve Andirya’nın 2 Rum’un sineması vardı.
L.B.: Gadimi giderdi anam bu dedeniz. Hayatına düşkündü çok. Gatlı gıravatlı gezerdi. Ben vakit bulmazdım gideyim.

Ali Atamer: Mehmet dedeciğim Letife neneciğimin söylediği üzere çapkın bir delikanlıymışsın. Galiba en son size vuruldu.

M.B.: E biraz öyle oldu. Neneniz ovaya pek gitmezdi. Orda burda görürdük. Benim bayan arkadaşlarım vardı. Şimdiki gibi değildi o zamanlar arkadaşlıklar. Köy yerinde olmazdı öyle şeyler. Niyetini belli etmek isterseydin göz kırpardın, işaret ederdin, mahallesinden geçerdin mektup yazardın. Bizim ki mektupla başladı. Gonuşmak isterdim Letifeynan ama yüz vermezdi. Namuslu güzel bir bayandı tam bana göre dedim. Ama nazlıydı. Hiç vazgeçmedim daha da inada bindi iş.
L.B.: Hiçbir zaman yazmadım gendine cevap. Çokluk dikkate almadım. Duyardım çok gezginciydi. Güvenmezdim gendine. Benim ailem gezeni tozanı pek sevmezdi. Çapkınlık yapanı galeme almazdı.
Ben isteyinca dedenizi Ailem da dedi bana başına geleni çek.

Ali Atamer: Letife nene Mehmet dedemi sevdiğin halde nenden mektuplarına cevap vermedin?

L.B.: Hiç yazmadım. Biraz da üzülsün diye dedeniz. Gıymetimi daha iyi bilirdi. Yırtar atardım mektupları. Bu sevdalandıydı bana ama ben o taraflı değildim çok.
M.B.: Bu hasır biçerkana ben da giderim mektubu orağın üstüne bağlardım bu da alırdı. Gerçi sonra usülüyle gittik istedik. “İşte geldik bizler ne dersiniz sizler” diye bişey söylendirdi isterkan gızı. Nişan olduk ama eve gelmeycen dediler.
L.B.: Sen ne bakan bu deden gelirdi anacığım. Camdan kapıdan girerdi eve. Az değildi bu dedeniz.

Ali Atamer: Mehmet dedemizin eski kız arkadaşlarından nikaha itiraz eden olmadı değimli?

L.B.: Varıdı öyle gız arkadaşları ama garşı çıkan olmadı. Herhalde bırakdıydılar peşini nikah olunca bilmem ya be Ali.

Ali Atamer: Köy düğünü gelenek göreneklere göre mi oldu?

M.B.: Nikahtan 1 hafta sonrada düğün yaptık. 3 gün sürdü köy düğünümüz. Köyün içindekileri gül suyuynan, uzak köylerdeki misafirleri a mumunan arardık. Cumadan çalgıcılar gelirdi. Erkekler gavede, gadınlar gadın evinde eğlenirdi. Cumartesi sabaha garşı da kına yakarlardı. Gelininin yüzünü örterlerdi. Paneri’nin içine guru üzüm, leblebi ve guru yemiş gorlardı. Çörek ve hellim da yaptık da bütün halka dağıttıydık. Akşamüstü ise hamam dönerdi gelininan beraber. Gamışların üstüne mendil asarlardı ondan sonra da silahınan mendile ateş açarlardı. Böyle adetlerimiz vardı. Pazar günü da guşak guşanırdı. Bu arada fotoğrafçıya da gidilirdi. Foto Tamel çektiydi bizi Mağusada. Ertesi günü da mübareki olurdu. Çalgıcılarda Memedaliler, davulcu da Garagözlülerdi. Brodos, sirto, deftero, çifte telliye gadar çalınıp oynanırdı.
L.B.: Biz da galktık oyun havalarında bir yirocuk döndük. Gelin onarıcısı Mağusadan gelen Hanım isminde bir gadındı.
M.B.: Bıçak oyunu bardak oyunu oynardım. Deftero, sirtoyu güzel oynardım. Düğün yemeklerimiz fasulya, badadez tavası ve furuna sulu Kebap gorduk. Binde bir da Kolakas bişirirdik.

Ali Atamer: Bu anlattığınız düğün geleneklerinin bir kısmı günümüze hala daha ışık tutmakta.

Ali Atamer: Evliliğin ilk yılları Mehmet dedemin her akşam eve geç geldiğini öğrendik. Sebebi neydi?

L.B.: Ondan sonra öğrendim ki Teşkilata yazılmış. Ama ilk zamanlar her gün gavga ederdik.
M.B: Boşanıyorduk bir ara büyüklerimiz arayı bulduydu. 1959’da TMT’ye girdim. Neneniz derdi bana bu akşam gene eyleşdin gelesin ben da derdim sinemaya düğüne giderim. Yeminliydik söylemezdik.

Ali Atamer: Mehmet dede esir düştüğünü söyledin.

M.B.:”67-68” yılları arasında esir düştüm. Koyun beklerken enişteminan bir çatırdı duyduk ne olduğunu anlayamadan 3 kişi eller yukarı dedi. Mecburen yakalandık. Gözlerimiz bağlı gittik polise. Ama 1 gün sonra bıraktılar bizi. Ondan sonra öğrendik ki başka bir çobanı alacaklarmış ve öldürsünler.
L.B.: Biz duyunca ki dedeniz esir gitti öldürülecekler diye tahmin ettik. Çok çektik anam.

Ali Atamer: O yıllar kadınların çektiği zorluklar daha başkaydı değil mi?

L.B.: Yapayalnız, bir küçük çocuğunan korkardık Rumlardan. Sabahı bulamayacağımı düşünürdüm. İskele gavur yeriydi. Yolları keserler barikat gurarlardı.
M.B: Köyden dışarı çıkamazdık. Eğitim ve nöbetinan geçti ömrümüz. Sosyal hayatımız yoktu. Hep bu İngiliz oyunuydu. Tek isteğimiz bu savaşın bitmesiydi o zamanlar.

Ali Atamer:: Bir yastıkta 50 yıl farkındalığıyla siz değerli insanların Kıbrıs ağzıyla anlattıklarınız sözlü tarihimize bir katkı olmuştur. Teşekkür ederiz.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı