Köşe Yazarları

Kur Korumalı mevduat/ Dövize Endeksli Mevduat








Geçen hafta Türkiye’de aşırı kur artışlarına karşı TL’ mevduatlarına  Kur garantili mevduat uygulamasına geçildi. Buna göre 20 Aralık’ta bankalarda 3-6-9-12 aylık vadelerde olan TL mevduatlarına uygulanacak.




Kur korumalı TL mevduatın yayınlanmasını müteakip döviz kurları birden bire düştü. Buna değerlendirme yapanların çoğunluğu örtülü faiz dedi ki, bu doğrudan dolaylı bir faizdir. Üstelik devlet Bütçesinden  ödenecek bir ‘Faiz’. Önemli bir maliyet ki hazineden ödeneceği cihetle bu oranda Bütçe açığı demektir.



TL’sına geçişi hızlandırmak ve dolarizasyondan çıkmak ve dövizlerin bozdurularak TCMB’nın döviz kazandırmak amacıyla olduğu deklere edilen bu karar üzerine tam tersi, kurların birdenbire düşmesiyle tabiatıyla ‘TL’ye de dönmek’ yerine dolara talep arttı ve ucuz döviz almak için TL’sı olan vatandaşlarda da dövize bir hamle oldu. Sonuçta  bir haftada TCMB, 9 milyar$’a yakın döviz bozdurma mecburiyetinde kaldı. Kurlar düştü, ancak maksat olan dolarizasyonun azaltılması gerçekleşmedi.

Tersi oldu dolarizasyon arttı. Yurttaşlar ucuz dövize yöneldi ve toplam mevduatların önce %52’si olan döviz mevduatı, önceki aylarda döviz dalgalanmasıyla %62 ‘ye çıkmıştı, bu karar üzerine döviz mevduatları son bir haftada %66’ya çıktı.  TCMB da piyasaya sürdüğü 9 milyar$ rezervi kaybetti.

TL mevduatların korunması gerekli olmakla beraber ekonomi kurallarına göre direk faiz ile yükseltilebilir ve döviz kurlarının da düşüşü sağlanırdı. Ve Hazineye 190 milyar TL maliyeti tahmin edilen TL mevduatı koruma hesabına verilecek para, Bütçede başka önemli üretimi teşvik edici alanlara ve yatırımlara ve kalkınma hamlelerine harcanması ekonomik açıdan çok daha yararlı olurdu kanaatindeyim.  Ucuz üretim için düşük faiz ihtiyacı da çok daha az maliyetle sübvansiye edilebilirdi. Üretimi arttırılmak istenen alanlara ve sektörlere her ülkede olduğu gibi sübvansiyonlu kredi verilmesi daha az maliyetli ve adil olurdu.

Şimdi bu önlemle, önemli bir bütçe açığı, açığın da borçla veya para basılarak, emisyon yapılarak karşılanması demek olacaktır ki bu da enflasyonu oldukça yükseltecektir. Veya vergiler oldukça arttırılacaktır. Bütçe açığını kapatmak için başka seçenek de yoktur.

Dünyada halen bir çok ülkede, ABD, AB ülkeleri, Rusya ve tüm enflasyonu kımıldayan tüm ülkelerde enflasyon tek rakamlı ve çok düşük olmasına rağmen belirlenen ve uygulanan direk politika faiz artışıdır. Çünkü dolaylı müdahaleler hem kalıcı olmaz hem  maliyetli hem de ekonominin dengelerini daha da bozacak sonuçlar doğurabilir.

Nitekim bütün bu önlemlere rağmen, ve faizi düşük tutmak için TCMB %15 politika faizi tespit etmesine rağmen hiçbir banka bu düşük faizi uygulamamakta ve TCMB’dan %15 faizle aldığı kaynağı, aşırı kâr sağlayarak yurttaşlara  %30’ları %40’ları aşan faizlerle borç vermektedirler. Hatta devlet Hazinesinin bile bütçe açığı için bankalardan borçlandığı miktarlara %25 oranında faiz uygulamaktadırlar ki, TCMB’dan bankaların aldığı %15 faizle borcu dönüp devlet bütçesine % 25-30’la vermesi izah edilemez.

Geçen gün yayınlanan bir tablo ile bankaların ihtiyaç kredisinde %46’dan, Yeniden değerleme %36, Ticari kredilerde ise %40 faiz  uygulanmakta olduğu iddia edilmektedir.

Mademki politika faizleri %15, ve bunda ısrarlı,  o zaman bankalara da (masrafları için) %15’in  birkaç puan üstünde vatandaşa düşük faiz ulaşabilmesi için TCMB’ nın bankaların vereceği kredi faizlerine üst sınırlama koyması şarttır.  Bankalar açıktan para kazanıyor ve vatandaşa yönelik amaç olarak düşünülen düşük faize ulaşamıyor. Devletin kaynakları belli kesimlere kâr oluyor.

Bankaların pahalı faizle üretici ve kullanıcıya yansıtması maliyetleri daha da yükseltip enflasyonu da körükleyecektir. Enflasyonun yükselme trendine göre kurların tekrar yükselme ihtimali çok yüksektir. Dolayısıyla tekrar başa dönüş yaşanması söz konusudur.  Ve bu defa faize başvurulması kaçınılmaz olacak çünkü kullanılan maliyetli önlemler için ya aynı oranda vergilerin artırılmasına devam edilmesi ve maliyetlerin karşılanması veya para basmaya devam gerekecek ki bu da hiper enflasyona yönelmek demektir.

TCMB’nın ve BDDK’nın açıklamalarına göre en çok döviz satışı 20-21 Aralık günleri yani TL mevduatın döviz kuru ile korunması amacıyla çıkan karar günü ve ertesi günü olmuş. Yani dövizlerin bozdurulmasının beklendiği o günlerde. Bu safhada ‘aşırı’ oranda düşen dövizden yararlanmak isteyenler oldukça yararlandı. Böyle bir günde TCMB’nın döviz satışının da durması gerekirken önemli miktarda rezervlerden yeni düşürülen fiyatta satış yapıldı.

Geçen gün TC Maliye Bakanı  ‘mevduatların % 50’den fazlası bin kişide’ dedi.  Bu da gelir ve birikimin belli ellerde toplandığını gösteriyor. Eski bakanlardan ve şimdi öğretim görevlisi Prof Işın Çelebi ise %70in üstündeki mevduatın 4bin -5bin kişide olduğunu, mevduatın %30’unun da 80 milyon yurttaşa ait olduğu bilgisini paylaştı ki bu da korkunç gelir uçurumunu ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar döviz korumalı TL mevduatının finansmanı için finansman sağlanacağını ve Türkiye’den ithalatın TL ile yapılacağını söyledi. Otomatik olarak aynı önlemlerin KKTC’de uygulanması şarttır.

Ayrıca Enflasyon ve kur artış ve inişlerinden ekonominin sebebi olmadığı halde Türkiye ekonomisinden fazla sürekli olumsuz etkilenmekte olan ekonomi ve pahalılık karşısında alım gücü düşen ve piyasada darlığı olan TL para arzının da arttırılması ve Bütçeye bu oranda TL para transferinin ekonominin bu durumda dahi ayakta kalabilmesi için  gecikme olmadan eşzamanlı uygulanması zorunluluktur. Aksi halde ekonomi cendere içine alınmış olur.

 

 

 

 

 

 

 





Başa dön tuşu