Koruyabildiğin kadar…

20 Ocak 2018 Cumartesi | 12:04
Ahmet Okan

Bir ağaca bakarsınız,

Görkemli,

Yaprakları diri,

Dün dikilmiş gibi capcanlı.

O bir ağaç değil artık bir anıt.

Lefkoşa’da Girne Caddesi’nde anıtlaşan efkalipto ağacı gibi.

Ya da Mağusa’da Lala Mustafa Camii’nin avlusunda yaşayan cümbez ağacı gibi.

Kaç nesil geçmiştir altlarından,

Kaç nesil gölgelerine oturmuştur,

Atlı arabaları da görmüşlerdir,

Motorlu araçları da,

Topraklı çamurlu yollara da tanık olmuşlardır, asfaltlı yollara da.

Kaç neslin cenazeleri akıp geçmiştir önlerinden; bağrışmalar, yakarışlar ve keder sinmiştir yapraklarına.

Kimisinin altında Venediklilerin oturduğu da olmuştur, kimisinin İngiliz, Osmanlı…

Koca bir tarihe tanıklık eden ağaçlar…

Bir eve bakarsınız duvarları kerpiçten, kiremitleri topraktan.

Taş pencereleri Venedik, cumbalı köşkleri Türk, kapı kirişlerinde Elen motifler, temelleri Lüzinyandan kalma.

O ev, ev değil artık bir tarih, her köşesinde “kardeş türküler…”

Bir haber gelir ansızın, Lefkoşa surlar içinde bir ev çöktü diye yıkılır içiniz.

Tarihten bir yaprak daha göçüp gider.

Aslında çöken, kaybolan sizsiniz!

Göçmenköy girişinde ortaçağdan kaldığı sanılan taş köprü kendi yalnızlığındadır.

Bir dönemler at nalları ritim tutardı üstünde; tahta tekerlekli arabalar gidip gelirdi.

Adaya gelen gezginlerin muhtemelen tuttukları yol üstündeydi.

İngiliz yazar Bayan Scott-Stevenson (1878) o köprüden geçmiş olmalı, hani Girne’yi uçan bir halıya benzeten, “Our Home In Cyprus” adlı kitabın yazarı.

Kim bilir Arşidük Louis Salvator (1872) da geçmiştir köprüden, hani Lefkoşa’nın bahçeli evlerini, daracık sokaklarını ve çarşılarını anlatan yazar.

Bir dönem onarım gördükten sonra kaderine terk edilmiştir şimdi.

Bilmeyen göremez, öylesine geçip gider yanındaki asfalt yoldan.

Kanlı Dere’nin bir kolu geçer altından, sonra Mağusa’ya doğru yol alır gider.

Bir tarihi zulalara tıkar gibi sakladık gözlerden ırak…

Diyeceğim, o taş köprü, o ağaç, o ev sensin.

Senin tarihin, senin hatıraların, senin kültürün, senin ayak izlerin…

Bayan Scott, Lefkoşa Girne Kapısı’ndan çıkıp Boğaz’a ulaştığında gördüğü çevreye hayran kalmıştı.

Az ileride Girne’yi görününce hayranlığı daha da artmıştı.

Mevsim sonbahar ve belli ki bir sabah vaktiydi, denizin ufkunda Toros dağları  müthiş bir fon oluşturuyordu şirin Girne kasabasına.

O dönemler Girne’de Türk nüfus hakimdi, ilk Belediye Başkanı da Türk’tü.  Ancak İngiliz yönetiminin ilk üç yıllık döneminde nüfus çoğunluğu Rumlara geçmişti.

Girne’ye uzaktan bakan yazar, o yeşil görüntüyü, bin bir çeşit çiçekleri, ağaçları, denize ve denizin ötesindeki sıra dağların gölgemsi görüntüsünü coşkuyla anlatır…

Gel de şimdi gör!

Diyeceğim,

Ne kalmışsa geriye,

Bir ağaç, bir ev, bir taş köprü,

Senden arda kalandır…

Koruyabildiğin kadar sensin…