Köşe YazarlarıSeyahatYaşam

Konaklar ve Saraylar kenti Tahran


Turizm son yıllarda İran’da atılım yapan ekonomiler arasında yerini alıyor. İran çok eski bir uygarlık. Kökü tarih öncesindeki Pers uygarlığına kadar ulaşıyor.

Ülkenin pek çok noktasında şehirlerde mahalleler, konaklar, meydanlar ve çevresinde yer alan eski yapılar korunmuş. Pek çok kasaba ve şehirde açık hava müzesi denebilecek tarihi saraylar, konaklar ve dini yapılar çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşabilmiş. Bu yapılar son zamanlarda UNESCO tarafından Dünya Tarihi Mirasları Listesi’ne alınmış.

Çin ve Rusya İran’ın en çok ticaret yaptığı ülkelerin başında geliyor. Ticaretteki yakınlaşma siyasete ve dolayısıyla turizm sektörüne de yansımış. Çin’den İran’a vizesiz seyahat mümkün. Türkiye, Azerbaycan, Gürcistan ve Suriye vatandaşlarından da vize istenmiyor. Bu arada 2015 yılında İran ile Rusya arasında vize kolaylığını sağlayacak bir antlaşma imzalanmış.

Gezip gördüğüm süre içerisinde en çok Türkiye, Çin ve Kanadalı turistle karşılaştığımı da yazmış olayım.

Oteller konforlu. Türkiye’ye göre yiyecek içecek fiyatları ucuz. Tabii alkollü içecek kesinlikle yasak! Cezası ise hapislikle başlayıp gidiyor.

GÜLİSTAN SARAYI

İranlıların ‘Golestan’ dediği ve bizim bir sabah vakti uğradığımız Gülistan Sarayını anlatmaya kelimeler yetersiz kalır’ diye yazarsam inanın. Safevi Şahı Tahmasb döneminde inşa edilen Kaçar Hanedanlığı döneminde Avrupa’daki muadillerine benzetilerek geliştirilen sarayın her bir köşesi gerçek bir sanat eseriydi.

İran’da çiçeğe “gül” denir. Bahçesinde çok sayıda ve çeşit renkte çiçeklerin bulunduğu bu saray da adını çiçeklerden almış olmalı.

Safevi hanedanlığının döneminde Safevilerin atalarının mezarları henüz başkent olmamış Tahran’daydı. Atalarının mezarlarını ziyarete gelen ve onlara dua etmek için bir süre Tahran’da kalmak zorunda olan Safevi seçkinleri, mezarlara yakın bir yerde, Pahminar Mahallesinde saray yavrusu konaklar inşa ettirmişler. Dış cepheleri fayanslarla süslü bu konaklardan günümüze ancak 44 tanesi ayakta kalabilmiş. İşte Gülistan Sarayı da bu konaklardan ve sanırım en ihtişamlısıydı. Tahran’ın başkent ilan edildiği Kaçar Hanedanlığı zamanında Şahlar bu sarayda kalmaya başlamışlar.

En son 20’nci yüzyılda İran şahı Riza Pehlev şahlık tacını yine bu sarayda giymiş.

Bir sabah vakti caddeye bakan kapısından içeriye girdiğimiz Gülistan Sarayının bahçesinde rengarenk çiçeklerle karşılaştık. Yemyeşil çimlerin ve ulu ağaçların çevrelediği havuzunun devamında, duvarları fayanslar ve çinilerle süslenmiş saray tüm ihtişamıyla kendini gösterdi.

Sarayın bazı bölümleri kapalıydı. Büyük bir perde gerilerek kapatılmış mermerden taht bunlardan birisiydi. Bulunduğum eyvanın önünde bir sağa bir sola baktım. Kimse yoktu. Perdeyi araladım. Şah’ın değerli taşlarla süslenmiş tahtı ortaya çıktı. Muhteşem ve şaşaalı bir görüntüydü. Birkaç poz aldım.

Hemen yanında beyaz bir lahit üzerinde bir savaşçının kabartma heykeli bulunan lahit, sarayın balkonunda ve açıkta yer aldığı için İran Devrimi sırasında zarar görmemesi için yakındaki duyarlı sivil insanlar tarafından alınıp saklanmış. Olaylar yatışınca sarayda sergilenmek üzere iade edilmişti.

“Gülistan Sarayında kırık ayna parçalarından yapılmış duvar süslemelerini kim görse hayran kalır” diye yazmış olayım. Bir zamanlar İran’a ithal edilen aynalar çok pahalıymış. Bu nedenle kırılan aynaların boşa gitmemesi için parçacıkları duvar süslemelerinde kullanılmış. Gülistan Sarayı’na çıkılan merdivenlerinden başlayarak, elçilerin kabul içi bekledikleri salonda, Nasreddin Şah’ın taht odasında, duvarlardan yansıyan ışıltılarıyla ayna parçacıklarının göz kamaştıran bşr şaşaası vardı.

Nigarhane, havuzhane, her yanı aynalarla kaplı salon, elişi halılarla kaplı kabul salonu ve sarayın teras kısımlarını gezip gördüm. Özellikle aynalardan yapılan üç boyutlu duvar döşemelerinin göz alıcı bir güzelliği vardı. Tavanlardaki oymalar ve süslemelerse yoğun emek harcanmış birer sanat eseriydi.

Bir zamanlar Kerim Han ile Nasreddin Şah’ın oturduğu tahtın benzerinin yer aldığı sarayda, altın, yakut, zümrüt ve inci gibi değerli taşlarla süslenmiş orijinalinin İran Merkez Bankası’nda korunuyor olduğunu öğrendik.

Bu arada Nasreddin Şah’ın 85 eşi olduğunu da unutmadan yazmış olayım. Göz kamaştırıcı güzellikte ayna süslemeleri, çiniler, porselen eşyalar arasından yürüyüp aşağıya, bahçeye çıktık.

Dışarıda bahçeden yukarıya bakınca Gülistan Sarayı’nın tepesinde Nasreddin Şah zamanında yapılan Şemse-El Emare’yi bize tepeden bakıyordu. Şems-El Emare, binaların en güzeli anlamına geliyormuş. Nadir Şah sarayın tepesine diktiği ve en yüksekte yer alan bu binayı Tahran’ı seyretsin diye yaptırmış.

UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer alan ve Tahran’da mutlaka gezip görülmesi gereken yerlerin başında gelen Gülistan Sarayı’nın kapısından çıkıp, doğruca yakındaki çarşıya doğru yürüdük.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı