Köşe Yazarları

KISA BİR HATIRLATMA







Kıbrıs’ta 16 Ağustos 1960 tarihinde, her iki toplumun da temsil edildiği Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.




1974’te Atina tarafından desteklenen bir askeri darbeye karşılık Türkiye’nin, adanın kuzeyine asker çıkarmasından bu yana, Kıbrıs fiilen bölünmüş durumda.



Adanın kuzeydeki üçte birlik bölümünde Türkler, geri kalan üçte ikisinde ise Rumlar yaşıyor.

Lefkoşa’yı bölerek Güzelyurt’tan, Magosa’ya uzanan ve bu iki kesimi ayıran Yeşil Hat’ta 48 yıldan bu yana, 1200’ün üzerinde Birleşmiş Milletler barış gücü askeri görev yapıyor.

BM denetimindeki topraklar adanın yaklaşık yüzde 5’ini oluşturuyor. Adada ayrıca 1960’tan bu yana egemen statüde iki İngiliz üssü bulunuyor.

1983’te adanın kuzeyinde ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ise sadece Türkiye tanıyor.

Adada çözüm sağlamak amacıyla 1968’ten bu yana toplumlararası görüşmeler yapılıyor.

Avrupa Birliği’nin genişleme süreci ve Kıbrıs’ın adaylar arasında yer alması ardından adadaki çözüm arayışları da  o dönemde hızlanmıştı.

2003’te Türk tarafında Kıbrıs’ta çözüm talebiyle geniş katılımlı gösteriler düzenlendi

Birleşmiş Milletler arabuluculuğuyla 1999’daki dolaylı görüşme turları ile başlayan müzakereler, 2002 yılı boyunca sürdü ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan 11 Kasım 2002’de masaya bir çözüm planı getirdi.

Bundan kısa süre sonra da Avrupa Birliği Kıbrıs’ı üyeliğe davet etti.

Uluslararası toplumdan gelen yoğun baskılara rağmen, Türk ve Rum toplumlarının liderleri Birleşmiş Milletler’in önce 28 Şubat’a kadar tanıdığı, ardından 10 Mart’a kadar uzattığı süre içinde, Annan planı üzerinde uzlaşamayınca, adanın Avrupa Birliği’ne birleşik halde katılması umutları azaldı.

O dönemde Türkiye’de iktidarda olan AKP yönetiminin tüm baskılarına rağmen, Denktaş zamanında uzlaşma konusunda adım atmadı.

Türk toplumu lideri Rauf Denktaş, yönetimde yetkilerin paylaşımı, toprak paylaşımı, mülkiyet düzenlemeleri ve garantörlük hakları konusunda çok fazla taviz istendiğini belirterek planın kabul edilemez olduğunu ilan etti.

Rum tarafının itirazları ise devlet mekanizmasının işleyebilir olmadığı görüşü ile Türkiye’den gelen göçmenlerin durumu ve Rum göçmenlerin dönüş takvimi konusundaki maddelere dayanıyordu.

2004 ‘tte ANNAN PLANI oylandı.Kuzey Kıbrıs ,Türkiye’nin de desteğiyle Annan Planı’na EVET derken, Rumlar AB ye girdikleri için bu plana HAYIR demeyi tercih ettiler.

Daha sonraki tüm görüşme süreçlerinde Rum tarafı, devlet olmanın avantajını kullanarak devamlı HAYIR pozisyonunda kaldı.

Son iki yıldır,Kuzey Kıbrıs yöneticileri de iki eşit BAĞIMSIZ DEVLET tezleri kabul edilmeden, görüşme masasına dönüşü ret ediyor. Bu durum ise Rumların Uluslar Arası Tanınmışlıklarının devamına, Türklerin ise ULUSLAR ARASI tecritine hızmet etmeye devam ediyor.

Kaybeden Kim ? diye soracak olursanız, cevap  SADECE KUZEY KIBRIS HALKI’dır.









Başa dön tuşu