Kıbrıs’ta Anıtlar ve Milliyetçilik Peyzajı (1909-1963)

29 Haziran 2018 Cuma | 17:01
1821 Katliamını simgeleyen 925 yılında inşa edilmiş mozele
Kıbrıs Town Houses

Kamusal mekanlar her zaman iktidardaki resmi kimliklerin devamlılığını simgeleyecek şekilde kurgulanmaya çalışılır. Bu kurgu içerisinde hatırlama ve unutma aynı anda yaşatılır. Antropolog Robert Hayden kimliğin belleğe ayrılmaz bir biçimde bağlı olduğunu iddia eder. Öte yandan kültürel ve siyasi kimlikler duruma ve zamana göre değişimden ve dönüşümden kaçamazlar. Değişen kimlikle veya iktidarlarla birlikte belleğin mekana yansıması da değişir. Ama kamusal alan için kolektif, ortak bir bellekten kesinlikle söz edemeyiz. Mekanlar bazen birçok farklı siyasi veya kültürel kimliklerin yarıştığı ve zaman zaman çatıştığı alanlardır aynı zamanda. Diğer taraftan ortak bir ulusal veya kültürel ikonografi yaratmak hep “bizden” olmayan “ötekilerin” kimliklerinin görünmez kılınmasıyla gerçekleşir veya en azından o şekilde düzenlenmeye çalışılır.

 

Kıbrıs’taki kamusal alanlardaki anıtlara şöyle bir bakarsak, farklı zamanlara ait tahakküm ve direniş eylemlerinin izlerini kolayca bulabiliriz. Kıbrıs’ta 1974 yılındaki bölünmeden önce iki toplum arasındaki bellek savaşlarının mekana yansımalarını ise bugün bile rahatlıkla görebiliriz. Burada ayrıca, İngiliz döneminde bu yarışmacı ikonografinin zaman zaman kolonyal idareciler tarafından da manipüle edildiğini veya engellendiğini söylemek zorundayız.

 

Limasol Balkan Savaşları Şehitler Anıtı

 

Sömürge idarecileri, belli dönemlerde kendi kültürel ve bellek siyasetlerini da mekana yansıtmaktan kaçınmamışlardır. Özellikle şehirler planlanırken, kültürel mirası koruma altına alınması sırasında çoğu kez İngiliz idareciler taraf davranmış ve şehir peyzajlarını kendi kültürel değerlerine göre kurgulamaya çalışmışlardı. Eski Venedik yapılarını ortaya çıkarırken Osmanlı yapılarını yerle bir etmeden kaçınmamışlardı. Örneğin Lefkoşa’ya ilk geldiklerinde, Sarayönü camisinin avlusunda atılı duran ve Venedik döneminde Salamis’ten getirilmiş olan sütunu meydanın ortasına dikerek, sembolik olarak batının geri dönüşünü ve egemenliğini beyan etmişlerdi. Onlar için bu Roma sütunu  batının ileri seviyedeki medeniyetini temsil ediyor ve onların kendi kültürel geçmişlerine olan bağı ve devamlılığı simgeliyordu.

 

Mekânsal anlamda ilk anıtsal direniş ve görünür olma hamlesini Kıbrıslı Helenler gerçekleştirecekti. Kıbrıs’ta modern anlamda kamusal alana dikilen ilk heykel, 1821 yılında isyana hazırlık yapma suçundan Osmanlı Muhassılı Küçük Mehmet tarafından asılmış Başpiskopos Kyprianos’un büstünden başkası değildi. Heykelin siparişini Atina’da bulunan Kıbrıslı Vatanseverler Derneği yapmıştı. Yunanlı heykeltıraş Georgios Bonanos, Machera manastırında bulunan bir Kyprianos portresinden yola çıkarak heykeli yapmış ve Derneğe, eserini 1901 yılında taktim etmişti. Heykelin Kıbrıs’a getirilmesi ise sekiz yıl kadar gecikmişti. O dönemde yaşanan Başpiskoposluk krizi heykelin Başpiskoposluğa yerleştirilmesini engellemişti. Aynı dönemde Kıbrıs’ta yükselen Yunan milliyetçiliğinin güzel bir örneği olan bu heykel, 9 Temmuz 1909 günü büyük bir kalabalığın katılımı ve “zito enosis” naralarıyla Başpiskoposluğun bahçesine dikilmişti.

 

Kıbrıslı Helenlerin diktikleri ikinci anıt heykel ise Osmanlı’nın son yıllarının ve 1878 yılında başlayan İngiliz döneminin ilk Başpiskoposu olan III. Sofronios’un büstüydü. Sofronios yumuşak bir karaktere sahip ve İngilizlerle daha pragmatik ilişkiler içerisinde, onlarla iyi geçinmeye çalışan bir din adamıydı. Dönemin milliyetçi Kıbrıs Helenleri onun bu tarafını bastırmak için heykelin altına 1878 yılında Kıbrıs’ı devralmak için gelen İngiliz General Wolseley’e söylediğini iddia ettikleri şu sözleri yazmışlardı.

 

“Britanyalı yöneticiler. Şimdilik sizin buradaki varlığınızı kabul ediyoruz, ama beyaz cüppeye sarılmış Özgürlüğün, Evagoras’ın şanlı vatanında tekrar parlayacağı anı da sabırsızca bekliyoruz.” (Βρεττανοί στέργομεν τώρα την των Άγγλων κατοχήν αναμένοντες την ώρα μ’ ανυπόμονον ψυχήν που θα λάμψη λευκοφόρα η θεά μας λευθεριά στου λαμπρού μας Ευαγόρα την αφρόλουστη στεριά).

 

Mağusa’daki Namık Kemal büstü

 

Fakat yeni dönem tarihçileri (Rolandos Katsaounis, Andrikos Varnava) bu sözlerin Sofronios’a ait olmadığını, bu konuşmayı Kition Piskoposu’nun yaptığını iddia ederler. Aynı tarihçilere göre Sofronios İngilizlerle ilk karşılaştığında, onlardan herkese eşit davranmalarını istemiş ve onlara yeni yönetimi büyük bir memnuniyetle kabul ettiğini bildirmişti.

 

Kıbrıslı Helenlerin anıt yapma girişimleri, Birinci Dünya savaşı sırasında da devam edecekti fakat bu anıtların farkı, tarihi kişiliklere ait değil ama tarihi olayları ve Kıbrıslı Helenlerin “Anavatanları” için döktükleri kanı simgelemelerinden kaynaklanmaktaydı. Birinci Dünya Savaş sırasında Osmanlı’nın İngilizlerin karşısında yer alması, Kıbrıslı Helenlerin Kıbrıslı Türk veya o dönemdeki adlarıyla Kıbrıslı Müslümanların burnu dibine bu tür anıtları dikmelerini kolaylaştırmıştı. Ne de olsa ada Müslümanları ortak düşmanın rehine kalmış artıklarıydı.

 

O dönemde dikilen anıtlar daha çok Balkan savaşlarına katılan Kıbrıslılar anısına dikilmişti. Bu anıtların ilki Kıbrıslı Helen Limasol Belediye Başkanı Michael Michailidis tarafından yaptırılacaktı. Anıt, Balkan Savaşına katılan Kıbrıslı Elenlerin anısına yapılmış ve 14 Haziran 1915 tarihinde açılışı yapılmıştı. İkinci bir Balkan Savaşı gönüllüleri anıtı ise diğer anıtın açılışından beş gün sonra yine Limasol’da yapılmıştı. Bu defa anıt Balkan savaşlarına katılmış ve orada şehit düşmüş keskin bir enosis taraftarı olan eski Limasol Belediye Başkanı Christodulos Sozos’un anısına Belediye parkının ortasına dikilecekti. Anıt, Sozos’un mermer bir büstünden oluşmaktaydı. Limasol Belediyesi’nin anıt dikmedeki ısrarı aynı zamanda şehrin biricik Helen lisesi tarafından da takip edilecek ve 14 Haziran 1915 tarihinde kentin Helen lisesinin bahçesine, üzerinde Yunan Milli Marşının sözlerinin yer aldığı bir obelisk dikilecekti.

 

Birinci Dünya Savaşının devam ettiği bu dönemde İngiliz yönetiminin bu tür anıt yapımına pek karışmadığı görülmektedir. Öte yandan İngiltere’nin adayı 1914 yılında ilhak etmesinden sonra, adada rehin kalmış Türkler ise gerek nüfus azlığından gerekse arafta takılı kalmış hallerinden dolayı Belediye meclislerinde yeteri kadar seslerini çıkaramıyorlardı. Öte yandan bu duruma rağmen zaman zaman bazı aşırı anti-Türk anıtların dikilmesine, İngiliz yöneticilerin yardımıyla engel olmayı başardıklarını biliyoruz. Birinci Dünya savaşından sonra İngilizlerin müdahalesi ve Kıbrıslı Türklerin şikayetleri üzerine Yunanistan’ın kurtuluş savaşı veya Türk düşmanlığı olarak algılanacak bazı anıtlara sıkça engellemeler çıkartılmaya başlanacaktı. Bunun üzerine Kıbrıs’taki Yunan milliyetçileri, antik Yunan felsefecilerini veya ünlü komutanların büstlerini yaparak adanın meydanlarını Helenleştirmeye çalışacaklardı. Bunların en başarılı örneklerinden bir tanesi Larnaka Belediyesi’nin yaptırdığı Atinalı Kimon büstüydü. Kimon M.Ö. 510-449 yıllarında yaşamış bir Yunan generali ve siyasetçinin adıydı. Bu kişi Kıbrıs açıklarından gerçekleşmiş Salamina savaşının kazanılmasının da mimarıydı. Büstün açılışı 27 Nisan 1927 tarihinde gerçekleşmişti. Bu tarihten önce 1920 yılında bazı Larnakalı Helenler Larnaka asıllı stoik felsefenin kurucularından Zenon’un da büstünü Millet Bahçesine dikmişlerdi. Bu tür antik Yunana gönderme yapan anıtlar, adanın Helen kimliğinin devamlılığına yapılan vurgudan başka bir şey değildi. Onlara göre bu anıtların hatırlattığı gibi adanın Helen kimliğinin geçmişi binlerce yıl ötesine gidiyordu.

 

İngilizlerin engelleyemediği diğer milliyetçi anıtlar ise daha çok modern Yunan şairlerinin, milliyetçi eğitimcilerin büstlerinden oluşmaktaydı. Bu tür anıtların 1920’lerde Kıbrıslı Helenler arasında yükselen milliyetçilikle birlikte sayılarının arttığını görüyoruz. 1821 ile ilgili en büyük anıtın ise 1931 isyanından bir yıl önce yapıldığını görüyoruz. Fenoremeni Kilisesinin avlusunda yer alan anıtın açılış törenine Yunanistan’dan gelen bazı müzik grupları da katılmıştı. Anıt Yunanistan Devleti’nin 100. Yıldönümü için yapılmıştı. Bu anıt eser 1821 yılında Osmanlılar tarafından asılan Başpiskopos Kyprianos ve üç piskoposun mezarlarını da içermektedir. Eserin heykeltıraşı ise dönemin ünlü sanatçılarından Atinalı Georgios Dimitriadis idi. Eserde Bizans ve antik Yunan etkisi açıkça görülmektedir. Mozolenin üstüne yerleştirilmiş Yüzü kumaşla örtülü bir büst ise yas tutmayı simgelemektedir. Dönemin Türkçe gazeteleri bu anıttan özellikle şikayet etmişler ve Türk düşmanlığına hizmet ettiğini iddia etmişlerdi.

 

1931 isyanından sonra İngiliz yönetimi milliyetçi sembollerle ilgili birçok kısıtlama getirtecekti. İki, üç eğitimcinin okul bahçelerindeki apolitik büstleri haricinde anıt yapımı büyük oranda 1940’ların sonuna dek ertelenecekti. 1946 yılından sonra dikilen iki eğitimcinin heykelinden sonra ilk siyasi heykel diye nitelendireceğimiz yapıt Baf’ta dikilen ünlü Yunanlı Milliyetçi şair Kostis Palamas’ın 20 Mayıs 1951 tarihinde dikilen heykeliydi. Bu büstle birlikte şair anıtları devri başlamıştı. Palamas’ın heykelini üç yıl sonra Yunan Milli marşının yazarı şair Dionysios Solomos’un heykeli takip edecekti. Şairin büstünün açılış tarihi 20 Haziran 1954’tür. Bu arada Kıbrıslı Türklerin ilk anıt heykeli de Kıbrıs’a gelecekti. Yavaş yavaş yükselen Türk milliyetçiliğinin liderleri İngilizlerden Atatürk büstü veya heykel için izin alamayınca, onlar da komşuları gibi bir şair bulacaklardı. Ve sonuç olarak ünlü vatan şairi Namık Kemal’in büstünü dikeceklerdi. Namık Kemal meydanına bu büstü dikmek için Kıbrıslı Türklerin 1946’dan beri uğraştıklarını biliyoruz. Örneğin 31 Ağustos 1949 tarihli Hür Söz gazetesi, Rumların meşhur şairi Vasilis Michaelidis’in büstünün hazırlanmakta olduğunu ve yakında Limasol’a dikileceğini söyleyerek yıllardır dikilmesi kararı alınmış Namık Kemal büstüyle ilgili Kıbrıslı Türklerden daha fazla çaba göstermelerini istemişti.

 

Büst bugün Namık Kemal meydanı olarak bilinen meydana 14 Mart 1953 tarihinde dikilecekti. Dönemin Bozkurt gazetesi olayı şu başlıkla aktarır: “Mağusa dün tarihi ve unutulmaz bir gün yaşadı.” Alt başlık ise şöyleydi: “Büyük vatan ve hürriyet şairi Namık Kemal’in büstünü heyecanlı fakat şuurlu bir tezahürle Türk göklerine yükselttik.” Diğer bir alt başlık ise şöyle demekteydi: “Bu tarihi gün Türk Kıbrıs’ın gönlünde Türklük var oldukça yaşayacaktır.” Törene dönemin milliyetçi elitleri ve çok büyük bir halk kalabalığı katılmıştı. Törenin İstiklal marşıyla başlaması, İngilizlerin artık bu tip milli törenlere daha yumuşak davrandıklarının göstergesiydi. Öte yandan İki taraf da Milliyetçiliği artık çok uç noktalara taşımışlardı.

 

1948 yılında adayı ziyaret eden Türkiyeli öğretmen gurubunun ziyaretinden sonra Türkiye ile olan ilişkilerini tekrardan tesis etmeyi başarmış Kıbrıslı Türkler, bu yeni kurulmuş ilişkileri kullanarak Türkiye’den yüzlerce Atatürk posteri ve bayrak gönderilmesini sağlamışlardı. Bir süre uğraştıktan sonra Atatürk büstü getirmek için izin alamayınca Rumlar gibi onlarda bir milli şair arayışına girmişlerdi. Namık Kemal bunun için seçilmişti. 1949 yılında Türkiye’den adayı ziyarete gelen ekibin içerisinde yer alan milliyetçi şairlerden Fethi Gemuhluoğlu, Kıbrıslı Türklerin Lefkoşa’da yaptıkları mitingden sonra Kıbrıs’ta basılan 15 Mart 1949 tarihli Hür Söz gazetesinden şu çağırıyı yapmıştı:

 

“Dünyanın kuruluşundan beri Türkler amansız anında yeni bir ‘ergenekon’ yapmış ve her zaman bir ‘kurtarıcı ruh,’ bir ‘bozkurt’ bulmuştur. Yeniden Türk bayrağının gölgesi Kıbrıs’a düşmüştür. Her türlü istibdattan öç almak için Mağusa’ya hürriyet şairi Namık Kemal’in, şanlı bayrağa kavuşmak için Lefkoşa’ya büyük istiklal kumandanı Mustafa Kemal’in büstlerini götürmeye hazırlanalım.”

 

Bilindiği üzere Namık Kemal 1873-76 yıllarında Mağusa’ya sürgün edilmişti. Mağusa’nın en önemli meydanına yerleştirilen bu büst, 1958 yılından sonra gelecek olan onlarca Atatürk büstünün öncüsü gibiydi. Özellikle 1959 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildikten sonra her okula bir Atatürk büstü getirtilmiş ve Kıbrıslı Helenlerin mekânsal alandaki görünürlüğüne karşı rakip olmaya çalışılmıştı. O yıllarda Mağusa’daki Namık Kemal büstü ve her yerde konuşlandırılmaya çalışılan Atatürk büstleri haricinde inşa edilen başka bir anıt ise Ocak 1963 yılında açılışı yapılmış olan Şehitler abidesidir.

 

1909 yılında dikilen ilk milliyetçi anıt- Başpiskobos Kyprianos anıtı

 

Şehitler abidesi Edward sokağı olarak bilinen sokağın sonundaki meydana inşa edilmişti. 1962 yılında Kıbrıslı Helenler sokağın ismini eski EOKA’cılardan olan Markos Drakos’un adıyla değiştirince, Kıbrıslı Türkler de aynı sokağın ismini Kıbrıs’ı fetheden padişahın adıyla değiştirecekler ve yolun Türk tarafında kalan kısmına II. Selim caddesi adını vereceklerdi. Yeni bir ortak Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasına rağmen ilan edildiği andan itibaren iki taraf da daha bir görünür olabilmek için mekanlara yaptıkları milliyetçi  sembolik yatırımların hızını artırmışlardı. Birleşik ama mekanın bile ayrı ayrı tahayyül edildiği bir Devlet doğmuştu. Şehitler abidesi 28 Ekim 1962 tarihinde açılışı yapılan Markos Drakos’un anıtına nazire yapar bir şekilde yaklaşık üç ay sonra aynı sokağın kuzey ucundakı meydana dikilmişti. Yani, tam olarak 28 Ocak 1963 tarihinde. Bu tarih milliyetçi tarih yazımında Kıbrıs Türkü’nün varoluş mücadelesinin başladığı ve beş kişinin şehit edildiği günü simgelemektedir.

 

21 Aralık 1963’te çıkan Toplumlararası olaylar başlayana kadar iki toplum da Türkiye ve Yunanistan’dan gönderilen büstler ve heykellerle kontrolleri altında tuttukları mekanları dekore etmeyi başaracaktı. Bu dönemde Kıbrıslı Helenler, EOKA savaşçılarının heykelleri ve büstleri haricinde, daha kolektif anıtlara da imza atmaya başlamışlardı. Her kentte ve kasabada EOKA mücadelesi ve savaşçıların anıtları dikilmeye başlanmıştı. Kıbrıslı Türkler ise okullarının bahçelerini Türkiye’den gönderilen Atatürk büstleriyle süslemeye devam ediyorlardı.

 

Namık Kemal büstünün dikilmesinden üç yıl sonra Kıbrıs’a getirtilen ilk Atatürk büstü, 1954 yılında Ayhan Hikmet’in kurduğu Gençlik Teşkilatı’nın çalıştırdığı gece okulunun lokaline konmuştu. 19 mayıs 1959 yılında Evkaf’ın bahçesine dikilen Atatürk büstü ise acık alana yerleştirilen ilk büsttü. Bunun devamı hızla gelecekti. 1958 yılından sonra kurulan Türk belediyeleri kontrolleri altında tuttukları kentlerin yeşil alanlarına birbirinin kopyası olan bu Atatürk büstleriyle dekore etmeye başlamışlardı. Bu tür mekânsal düzenlemelerin arkası kesilmeyecek ve Türkiye’deki talebe ve kültür dernekleri aracılığıyla onlarca Atatürk büstü Kıbrıs’a getirilecekti. Bu büstlerin parası genellikle Türkiye hükümet çevreleri tarafından veya Anadolu’daki milliyetçi dernek ve kuruluşlardan geliyordu. Üniversite Öğrenci dernekleri bunların başını çekiyordu.

 

Kıbrıslı Türklerin Lefkoşa’daki milliyetçi peyzaja en büyük katkıları ise 21 Aralık olaylarından yaklaşık iki ay önce 29 Ekim 1963 tarihinde Girne kapısına diktikleri büyük Atatürk heykeliyle olmuştu. Heykeli Türkiye hükümeti göndermiş ve Mağusa’dan Lefkoşa’ya üstü Türk bayrağıyla örtülü bir vaziyette getirtilmişti. Yol boyunca sıralanan yüzlerce Kıbrıslı Türk köylüsü Atatürk heykelini taşıyan kamyona çiçekler atmışlar ve tezahüratta bulunmuşlardı. Heykeli Lefkoşa’da binlerce Kıbrıslı Türk bekliyordu. Yüzlercesi bir gün önce gelmiş ve Girne kapısının yanında çadırlar kurmuşlardı. Heykel dikildikten sonra ve coşkulu yaşanan açılış töreninden sonra ise ziyaretçiler dağılmamış ve gözleri yaşlı birçok insan Atatürk heykeline bakarak sabahlamıştı. Onların da artık devasa bir Atatürk heykelleri vardı. Atatürk Kıbrıslı Türkler için beklenilen kurtarıcıyı sembolize ediyordu, yani Türkiye’yi. Bir tanrı mertebesine çıkarılmış durumdaydı artık. Heykel o kadar etkilemişti ki insanları, insanlar artık rüyalarında Atatürk’ü değil ama onun heykelini görmeye başlayacaktı.

 

Yazımı Erdoğan Mirata’nın bu heykelle ilgili yazdığı şiiriyle noktalamak istiyorum. Şiir dönemin milliyetçilerinin Atatürk’e olan bakışını özetleyen niteliktedir:

 

“Anıt değil dikilen, bir karargah kuruldu;

Burada toplanacak Ulu harbin divanı.

Güneş buluttan çıktı, bulanık su duruldu!

Bu tunçtan fışkıracak cengaverlik ünvanı.

 

Bu tunçtan ses verecek Fatih’ler Yıldırım’lar

Bu tunçtan hız alacak İzmirli’ler Vanlı’lar

Bu tunca yüz sürecek yağız delikanlılar

Harcına renk verecek  Canbulat’lıların kanı

 

Cesaret bu heykelden gönüllere akacak

Gençlik meşalesini bu gözlerden yakacak

Kıbrıs’lı tanrı diye bu anıta tapacak

Bu anıt besleyecek ruhlardaki volkanı

 

ATAM benim cengimin bayrağı olacaksın

İman heyecan olup kalplere dolacaksın

Bakışınla düşmanı bu yurttan kovacaksın

Yakacaksın ruhunla Kıbrıs’a yan bakanı”

 

 

Kaynakça:

Public Art of Cyprus: http://publicart.ouc.ac.cy/?

 

Mete Hatay