Köşe Yazarları

Kıbrıs semalarından bir yıldız kaydı

Dr. Kaya Bekiroğlu, tıp dünyamızın parlak, politika dünyamızın da pek parlak olmayan bir yıldızıydı. Ama sonuçta o bir yıldızdı. Sağlığını kaybeden nice insana ümit vermiş, Azrail’in elinden nice canlar alıp onları hayata döndürmüştür.

1960 yılından ya hemen önce veya hemen sonraydı, eğer 1960 yılı değilseydi. Okulun kış tatilindeydik. Avlumuzun kenarında altlı üstlü dizilmiş, topraktan imal edilmiş, yuvarlak dört-beş tane kara kovan vardı. Onların önünde durmuş ve kovanları, daha doğrusu arıları inceliyordum. Arılar kışın bal mumu ile giriş -çıkış deliklerini küçültüyorlardı. Birkaç ay süreyle kovandan çıkmıyorlardı. Bu zaman zarfında ne yapıyorlardı? Ne yeyip ne içiyorlardı? Kendi kendime buna benzer sorular sorarken öksürmeye başladım. Derinden gelen bir öksürüktü. Kötüsü, balgam yerine kan gelmişti.

O zamanlar köyde birkaç araba ya vardı ya yoktu. Babam bir kamyon ayarladı, gelip beni aldı ve Lefkoşa’ya gittik. Bodamyalı Türkler, hasta oldukları zaman ya Saffet beye ya da Reşat beye giderlerdi. Bodamyalızadelerden oldukları için köylümüz sayılırlardı. Biz Saffet beye gittik. O bizi Kalbiyan adlı başka bir doktora gönderdi. O da beni genel hastaneye yatırdı.

Etrafa ısındıktan sonra hastaneyi keşfe çıktım. Koridorlardaki kapılarda doktor isimlerinin yazılı olduğu pirinç levhalar asılıydı. Bir sürü yabancı isim vardı ama Türk adı yoktu. En sonunda “Kaya Bekiroğlu” diye bir Türk adına rastladım. Üstelik bu doktor benim adımı taşıyordu. Bekir değildi ama Bekiroğlu idi. Acaba nasıl bir adamdı? Girer çıkarken görürüm ümidiyle o koridoru epey kolaçan ettim. Ancak ne giren görebildim ne de çıkan.

Aradan yıllar geçti. O zamanlar çocuk olan kızkardeşim büyüdü, evlendi ve çocuk sahibi oldu. Ailece, iki büyük oğullarını sünnet ettirmeye karar verdiler. Kendilerine yardım etmek amacıyla ben de onlara katıldım. Sünneti Kaya beyle Vedat Keus yaptılar. Kaya beyi ilk kez bu vesileyle görmüş oldum.

Bir süre sonra tanıştık ve arkadaş olduk. Adem Yavuz sokağındaki kliniğin önünde kışın göneşlenirken birçok defalar sohbet ettik. Zaten artık aile doktorumuz olmuştu. Ne derdimiz varsaydı ona gider ve danışırdık.

Dr. Kaya başarılı bir cerrah olması yanısıra, bizim için her derde deva olan bir doktordu. Üstelik kültür açısından kendisini geliştirmekten de geri kalmıyordu. Çoğu zaman kendisini ofisinde kitap okurken bulabilirdiniz.

Bir iş için ofisine gitmiştim. Kitap okuyordu. Beni görür görmez söze başladı: “Be sir (bay), bu felsefe kitapları niçin anlaşılmasın diye yazılıyor? Anlaşılanı yok mu yahu?” “Elbette var” dedim “arayan mevlâsını da bulur, belâsını da. Ben sana bir tane getireyim”. Ve kendisine kütüphanemde bulunan Bertrand Russell’in “History of the Western Philosophy” adlı kitabını götürdüm. O zamanlar henüz Türkçe’ye çevrilmemişti. Daha sonra üç cilt halinde ve “Batı Felsefesi Tarhi” adıyla Türkçe çevirisi yayınlandı.  Okumadığım için çevirinin nasıl olduğu hakkında bir fikrim yok.

Solcular arasında da, sağcılar arasında da, futbolcular arasında da dostları vardı. Herkesle konuşur, sohbet ederdi. Biraz da herkese göre şerbet verirdi. Ama günün sonunda Rauf Denktaş’ın çizdiği politika çerçevesinin dışına çıkmazdı. Denktaş’a bu denli bağlı olan birine, ciğerinin kaç para ettiğini bilmediğim bir mücahitin tabanca kabzası ile başına vurmuş olmasını hiç anlamış değilim. Olayı duyduğum zaman bu denli değerli bir insan, böyle bir muameleye nasıl maruz kalmış olabilir diye çok üzülmüştüm. Bu konuyu kendisine sormaya yüzüm tutmadı.

Biz gene tıp alemine dönelim. Bizzat şahit olduğum iki olayla Kaya beyin nasıl bir doktor olduğunu anlatmaya çalışayım:

Fatma bir nedenle Novalgin diye bir ilaç almak durumunda kalmıştı. İlaç alyuvarların oranını düşürdü ve hastaneye kaldırıldı. Yapılan tahliller, Fatma’nın ölümcül hasta olduğunu gösteriyordu.

Öğle tatili olmalıydı. Kaya bey geçmiş olsun demeye geldi. Fatma kendisine durumu anlattı. Kaya bey “Be Fatmacık, bir yanlışlık olmalı” dedi “Senin yüzünde öyle bir görüntü yoktur.” (Rahmetli, Fatma’ya “Be Fatmacık” diye hitap ederdi.) Yeniden yapılan tahliller Kaya beyi haklı çıkardı.

Beni son muayenesi, hekimlik mesleğine son vermeden kısa bir süre önce olmuştu. Sol baldırıma bir uyuşukluk girmişti. Uyuşukluk giderek ağrıya dönüştü. Geçmesini beklerken giderek ağrılar arttı. Nasıl bir doktora gitmem gerektiğini sormak için Bekiroğlu apartmanındaki kliniğine gittim.

Beni dinledikten sonra, “Yat da bir muayene edelim” dedi. Bilmem kaçıncı omurumda kayma varmış da oradaki sinire baskı yapıyormuş da, falan filan. “Gene de, emin olmak için, sen bir nörologa görün” dedi “Bildiğin gibi, şimdi her şeyin fotoğrafını çekiyorlar. Ancak herhangi biri sana ameliyat olman gerektiğini söylerse sakın kabul etme.”

MRI dedikleri, hortlakların kahkaha attığı mezar gibi bir alete soktular, neyin fotgrafını çektilerse çektiler. Adalelerime bazı iğneler sokup bilgisayarda bir şeyler ölçtüler. İyi de ettler. Ne var ki sonuç, Kaya beyin söylediklerinin bir kopyası idi.

Eskiden bu güzel insanlar, güzel atlara biner giderlerdi. Şimdilerde onları kara toprağa gömüyorlar. Allah taksiratını affetsin ve mekânını cennet eylesin.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı