Karanlığın Söndürdüğü Işık: İskenderiyeli Esin Perisi

3 Mayıs 2018 Perşembe | 15:42
Agora filmi, 2009.

“Platon’un ruhu, Afrodit’in bedeni ebediyyen Hellas’ın güzel gözlerine çekildi.” -Charles Leconte de Lisle

 Zamanının Ötesindeki Kadın

Bilinen ilk kadın matematikçi, gökbilimci ve filozof: İskenderiyeli Hypatia (MS 370-415). Bu yazıyı okumadan önce, tarihin unuttuğu bu etkileyici kadını hiç duymamış olabilirsiniz. O; aşağılanan, cadı olarak ilan edilen ve en nihayetinde linç edilerek öldürülen kadınlardan bir tanesi. Hypatia’nın 8 Mart 415’te katledilmesinin üzerinden 1603 yıl geçmiş olmasına rağmen biz hala kadının toplumdaki yerini tartışıyoruz. İşte bu tartışmaların arasında bir 8 Mart’ı daha geride bırakırken; bilime yön veren, kendi zamanının çok ötesindeki Hypatia’nın hikayesini kaleme almak istedim bu yazımda.

Annesi hakkında günümüze ulaşan herhangi bir kaynak bulunmayan Hypatia, dönemin ünlü matematikçilerinden Theon’un kızıydı. İlk eğitimlerini de aldığı babası Theon sayesinde bilime olan tutkusu başlayan Hypatia, sorgulayan ve araştıran bir ortamda büyüdü. Atina’daki eğitimini tamamladıktan sonra; doğduğu ve son nefesini de verdiği topraklara, Aristo’nun öğrencisi Makedonya kralı Büyük İskender tarafından kurulan İskenderiye’ye geri döner genç Hypatia. Kuruluşundan itibaren hızlı bir gelişme gösteren, kütüphaneleri ve müzeleriyle bir bilim merkezi konumuna gelen bu şehrin onu eşsiz kılan özelliği; “Antik Çağ’ın bilim feneri” olarak adlandırılan büyük bir kütüphaneye ve Theon’un da yönecisi olduğu İskenderiye Üniversitesi’ne ev sahipliği yapıyor olmasıydı.

30 yaşında İskenderiye’ye dönen Hypatia, artık İskenderiye Üniversitesi’nde matematik, felsefe ve astronomi dersleri verebilecek yetkinlikteydi. Buradaki Platon Okulu’nda dersler vermeye başlayan Hypatia’nın ünü, kısa sürede tüm Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarına yayılmıştı. Hristiyanlık, Paganizm ve Musevilik gibi farklı inançlardan birçok öğrencisi olan genç kadın, onlara; Platon, Aristo ve Plotinus’un öğretilerini aktarıyordu. İleride İskenderiye valisi olacak olan Orestes ve Ptolemais’in piskoposu olacak olan Synesius da onun öğrencileri arasındaydı. Orestes’in, ondan ders aldığı sıralarda Hypatia’ya aşık olduğu da bilinmektedir.

Doğayı mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalışan Hypatia, matematik ve astronomi ile ilgili çeşitli eserler verdi. Hypatia’nın kaleme aldığı eserler, genellikle Öklid (Euclid) ve Batlamyus (Ptolemy) üzerinde yoğunlaşan eleştiri ve yorum türündeki çalışmalardan oluşmaktaydı. Ne yazık ki bu eserler günümüze kadar ulaşamasa da babası Theon ile birlikte, Öklid üzerine en az bir kitap yazdığı biliniyor. Hypatia, “Dünya mı Güneş’in etrafında dönüyor; yoksa Güneş mi Dünya’nın?” gibi temel sorulara da cevap arıyordu. Sadece bilgeliğiyle değil güzelliğiyle de göz kamaştıran Hypatia, evliliğin kendi özgürlüklerini kısıtlayacağını düşüncesiyle, yapılan tüm teklifleri “ben gerçekle evliyim” diyerek geri çeviriyordu. Kim bilir, belki de özgürlüğü savunan ilk kadındı Hypatia.

“Bizi birleştiren şeyler, ayıranlardan daha fazla; tüm insanlar eşittir, kardeştir.”

Hypatia’nın ilk öğretmeni olan babası Theon, kızına dönemin tüm büyük dinlerini öğretmiş ve ondan sorgulamasını istemişti. “Bütün dogmatik dinler yanlışlarla doludur ve kendine saygısı olan bir kimse tarafından son gerçek olarak kabul edilmemelidir.” ve “Düşünme hakkını hep kullanmalısın, çünkü yanlış düşünmek, hiç düşünmemekten yeğdir.” diyerek kızını dogma düşüncelerden uzak tutmuştu bilge baba Theon.  Hypatia da kendi öğrencilerine bu düşüncelerle yaklaşmış, onları dinlerine göre ayırt etmemişti. O dönemde Hristiyanlar ve Paganlar arasında baş gösteren çatışmalar yaşanırken, öğrencilerine; “Bizi birleştiren şeyler, ayıranlardan daha fazla; tüm insanlar eşittir, kardeştir.” demişti İskenderiyeli Esin Perisi.

“Masallar masal diye, efsaneler efsane diye anlatılmalıdır. Boş inançları gerçek diye öğretmekten daha korkunç bir şey olamaz. Çocuk aklı bunları kabul eder ve çocuk yanlış şeylere inanır. Bu yanlış inançlardan arınmak çok zor olur, uzun yıllar alır. İnsanlar boş inançlara bir gerçekmiş gibi inanıp uğruna dövüşürler. Hatta boş inançlar uğruna daha fazla dövüşürler çünkü boş inanç öylesine elle tutulmazdır ki çürütülmesi neredeyse olanaksızdır.” -Hypatia

Hypatia, kendini yeni-Platoncu geleneğine ait kabul ediyor ve öğrencilerini de bu düşünce okulunun etkisinde yetiştiriyordu. Yeni-Platoncu geleneğin bilimsel düşünceyi temel alması, dönemin yükselen dini olan Hristiyanlığın dogmalarıyla ters düşüyordu. MS 412 yılında İskenderiye Patrikhanesi’nin başına, sofu bir Hristiyan olan Kiril (Cyrille) atanmıştı. Patrik Kiril, Hypatia’nın düşüncelerini Hristiyanlığa ve onun yayılmasına karşı bir tehdit olarak görüyordu fakat Patrik’in tek amacı Hristiyanlık’ı yaymak değildi. Sofu bir Hristiyan olmasına karşın dünyevi arzularından arınamayan Kiril, Hypatia’yı kullanarak Vali Orestes’i zayıflatmak ve siyasi güç elde etmek istiyordu.

Patrik Kiril, “Parabolani” denilen, sözde zayıf ve yoksun halka yardım etmek adına toplanmış dini bir grubun kontrolünü elinde tutmakta ve önce Paganları, ardından da Yahudileri katletmeleri için onları cesaretlendirmekteydi. Kiril, Hypatia’nın kara büyüyle uğraşan bir “cadı”, “şeytan” ve “dinsiz” olduğu dedikodularını yayarak halkı kışkırtmaya başladı. Hypatia’yı ortadan kaldırmak için özellikle onun kadın olmasını kullanan Kiril, İncil’den alıntılar yaparak kadın düşmanlığını kışkırttı.

“Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir. Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vereceğim. Suskun olacak ve sessiz kalacaktır çünkü önce Âdem, sonra Havva yaratılmıştır”. -Kiril

8 Mart 415: Ve Karanlık Hypatia’yı Linç Eder

İskenderiyeli Esin Perisi’nin yaktığı ışık, o henüz 45 yaşındayken, bir grup bağnaz tarafından söndürüldü.  Hypatia’nın katledilişi hakkında bugün en güvenilir kaynak, bir Hristiyan olan Socrates Scholasticus’un 439’da yazmayı tamamladığı “Historia Ecclesiastica” adlı eseridir: “…Hypatia’nın sık sık Vali Orestus ile görüşmesi Hristiyanların hoşuna gitmiyordu. Hypatia’nın, Vali Orestus ile Piskopos Cyril’in uzlaşmasını engellemeye çalıştığı düşünülüyordu. Böyle düşünen bir grup bağnaz, Peter adındaki çete liderleri ile birlikte Hypatia’nın evinin önünde pusuya yattılar ve onu beklemeye başladılar. Hypatia eve geldiğinde ise onu kaçırıp Caesareum adındaki bir kiliseye götürdükten sonra tamamen soydular. Ardından onu taşlayarak öldürdüler. Daha sonra Hypatia’nın parçalanmış bedenini alıp Cinaron adındaki bir yerde yaktılar…”.

Hypatia’nın canice öldürülmesinin ardından, tarihin en önemli kütüphanelerinden biri olarak kabul edilen İskenderiye Kütüphanesi de içerisinde bulunan eserlerle birlikte yok edildi. Onun ölümü, İskenderiye’de kültür ve bilimin de ölümünü simgeliyordu. Hypatia’nın ardından İskenderiye, bilim ve kültür şehri olma özelliğini kaybetti ve büyük bir çöküşe doğru sürüklendi.

 

Agora filmi, 2009.

“Bağnazlığın masum bir kurbanı; öldürülmesi ise Yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışının bir simgesi…” -Voltaire

  1. Yüzyılda Kadın Olmak

Hypatia’nın öldürülmesinin üzerinden tam 1603 sene geçti. Peki Patrik Kiril’in kışkırttığı bağnaz fikirler yok oldu mu? Bu soruya istatistikler cevap versin: Dünya genelinde her 1 saatte bir, 5 kadın eşi/sevgilisi ya da aile bireyleri tarafından öldürülüyor. Dünyadaki arazilerin sadece %1’i kadınlara ait. Kadınlar, dünyadaki tüm mültecilerin %80’ini oluşturmaktadır. 21. yüzyılda okuma-yazma bilmeyen ve eğitim haklarından yoksun bırakılan 1 milyardan fazla yetişkinin üçte ikisi kadınlardan oluşuyor.  Dünyadaki 300 trilyon dolarlık mal varlığının sadece 14 trilyon doları kadınlara ait. Üniversiteden yeni mezun olan kadınlar, erkeklerden %20 daha az para kazanıyor. Dünyadaki her 3 kadından 1’i, hayatının bir döneminde şiddete maruz kalıyor. Her 5 kadından 1’i, hayatının bir döneminde taciz veya tecavüz girişimi kurbanı oluyor. OECD ülkelerindeki bilimsel ve teknik alanlardaki üniversite mezunlarının sadece %30’u kadın.

Ülkemizdeki durum da farksız sayılmaz. Evet, üst düzey kadın yöneticilerimiz var ama bu bizi yanıltmasın. Kuzey Kıbrıs’ta kadına yönelik şiddetin boyutu günden güne artıyor: Cinayet, tecavüz, taciz olayları… KAYAD’ın açıkladığı araştırma sonuçlarına göre Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan her üç kadından biri ev içi şiddete maruz kalıyor. Son 16 yıl içerisinde, yaklaşık 40 kadın cinayete kurban gitti.  Tecavüz ve taciz olayları artık bize yabancı değil. Her gün önünden geçtiğimiz ışıltılı binaların içerisinde onlarca trajik hikaye var; pasaportlarına “güvenlik gerekçesiyle” el konulan, kazanılan paradan pay bile alamayan, bir günde ortalama 4 kişiyle beraber olan, günde 22 saat çalıştırılan, gece kulübünden dışarı çıkmasına bile izin verilmeyen seks kölelerinin hikayesi…

Biz bu olayları sadece seyrettik, kanıksadık ve kanıksadığımız zaman yenildik aslında. Şiddet gören kadınların ne sığınabileceği bir yer ne de onları şiddetten koruyan yasalarımız var. Tüm bunların sorumlusu biziz ve artık bunun farkına varmak zorundayız.

*Yazıda kullanılan görseller, 2009 yapımı Agora adlı filme aittir.

Batuhan BEYATLI