Köşe Yazarları

Karamsarlığın sonucu: 2 devlet








Recep Tayip Erdoğan Başbakan’dı.




1 Mayıs 2005’te biraraya gelmiş ve uzun bir mülakat yapmıştık.



O dönem Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü idim.

Mülakatı geniş bir şekilde yayınlamıştık.

Bizim buralarda tartışılan konu şuydu; “Rum tarafı hayır dedi ve yeni tur görüşmelere karşı çıkıyor öyleyse Türkiye de karşın adım atacak ve Federasyon tezinden vazgeçecek…”

Bu soruyu Erdoğan’a yöneltmiştim.

Soru ve Erdoğan’ın verdiği yanıt aşağıdaki gibidir:

 

Soru: Türk tarafı Kıbrıs’ta yeni adımlar atacak mı? Yeni açılımlar yapacak mı? Yoksa izolasyonların kaldırılması politikası mı ileriye götürülecek?

 

Erdoğan: Öncelikle şunu vurgulamak gerekir: Kıbrıs sorununun çözümünde birinci derece taraflar KKTC ve Güney Kıbrıs Rum yönetimidir. Türkiye ve Yunanistan garantör ülkeler olarak masada yer almaktadır. Türkiye , bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk halkının haklı davasında tam destekçi olacaktır. Biz, hep çözüm yollarını aradık ve çözümden yana inisiyatif kullandık. 24 Nisan Referandumu öncesindeki görüşmelerin başlatılmasında bizim geliştirdiğimiz inisiyatif birinci derece rol oynamıştır. Sayın Annan’la yaptığımız görüşmede, taraflara bir araya gelmeleri için çağrıda bulunmasını ve Türk tarafının her zaman Rumlardan bir adım önde olacağını söyledim. Sayın Annan da özverili bir çalışma sonrasında meseleyi iyi bir noktaya getirdi. Ancak referandum, BM’nin, AB’nin ve bizim istemediğimiz bir şekilde sonuçlandı. Rum’ların uyuşmaz tavrı, tüm çabaları akamete uğrattı. Kuzey Kıbrıs Türk halkı “Evet” diyerek çözümden, barıştan ve uzlaşıdan yana bir tavır takınarak, tüm dünyaya iyi bir mesaj verdi. Maalesef daha sonra bir kısım Avrupalı yetkililerin de belirttiği gibi AB, Güney Kıbrıs’ı üyeliğe alarak ciddi bir hata yaptı. Biz bir yandan izolasyonların kaldırılması ve KKTC’nin ekonomiden kültüre, eğitimden ticarete kadar her alanda güçlenmesi için çaba gösterirken, diğer taraftan da aktif bir çözüm diplomasisi izlemek durumundayız. İki çalışma da paralel şekilde sürmelidir.

 

 

***

 

Yanıttan da net bir şekilde anlaşılacağı gibi Türkiye izolasyonlar kaldırılsın politikasına geçiş yaptı ama federasyon tezini de terketmedi.

Hatta çözüm için aktif bir diplomasi izledi.

Nitekim daha sonar göreve gelen önce  Eroğlu ve sonar Akıncı federasyon temelinde bir çözüm için görüşme masasına oturdular ve muhatapları Hristofyas ve Anastasiadis ile defalarca pazarlık yaptılar.

Bir sonuca ulaşamadıkları malumdur.

Peki şimdi ne oldu da “federasyon tezinden vazgeçilebilir miyiz” toplantıları yapılıyor?

 

 

***

 

Etrafa yayılan “Anastasiadis hiç değişmedi, bu Rumlardan hiçbirşey olmaz” karamsarlığının vardığı son nokta “öyleyse biz de artık iki devletli çözümü savunalım” noktasıdır.

Bugün yıldönümü olan Annan planı referandumlarında Rum tarafının yüzde yetmiş beş gibi büyük bir oranla hayır demesi Kıbrıslı Türkler için büyük bir travma yaratmıştı.

Bırakınız Kıbrıs sorununun çözümünü görüşmelerin yeniden başlaması dahi asla düşünülemezdi.

Fakat bu travma atlatıldı ve görüşme masasına yeniden oturuldu.

Anastasiadis’in negatif tutumu Annan planına hayır denmesinden daha mı kötüdür ki yeni yol arayışlarına neden olacak karamsarlık yayılıyor?

Bence değildir?

Karamsarlık yayanların çıkıp bunu izah etmesi artık şart olmuştur…

 





Başa dön tuşu